GERÇEK DERT

13 Kasım 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

Bir menkıbe anlatırlar. Bir kişi devesiyle birlikte çölde yürürken susuzluktan dudakları çatlamış bir adamı görür. Deve sahibi susuz adamın yanına yaklaşınca halinin çok kötü olduğunu fark eder.  Adam deve sahibinden su isteyince deve sahibi devesinden inip su verir. Bunun üzerine adam deve sahibini iterek deveye binip kaçar. Deve sahibi adamın arkasından koşsa da yetişemeyeceğini anlayınca “Tamam, deve senin olsun, ama ne olur bunu kimseye anlatma” deyince hırsız adam bir an duraklar ve sebebini sorar. Deve sahibi, “Eğer bunu anlatırsan, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde yardıma muhtaç bir insan gördüklerinde ona yardım etmezler.”

Bu menkıbeyi şunun için aldım. Deve sahibinin derdi deve değil de kötülün yayılmamasıdır. Peki, gerçekte olması gereken dert ne olmalıdır? Kısaca söylemek gerekirse gerçek dert sonradan çok da saçma gelmeyen yol, yöntem, değer ve inanışlardır. Gerçek dert sonradan çok da pişmanlık doğurmayan bugünün doğru sandığımız şeyleridir.

Eğri oturup doğru mu konuşalım? Hayır hem doğru oturalım hem de doğru konuşalım.

Günlük yaşamdaki insanlara bakıyorum da kimi susuz aç, fakir, yorgun, kimsesiz… Kimisi soğuk kış gecelerinde evsiz barksız, bir göz evde dört beş kişi elektriksiz, sobasız, aşsız… Ancak kimisi tüm bunlardan habersiz.

Kimisi dilenerek günlük 400-500 TL para kazanıyor. Dilendiği paranın hepsini de o gün yiyip bitiriyor. Ancak kimisi dilenmeyip onuruyla şerefiyle mendil, yara bandı, çorap, şemsiye, bere satıp üç beş lira kazanıyor.

Kimi canı pahasına yurdunu, vatanını, memleketini savunuyor. Ancak kimisi pişkinlikte sınır tanımayıp ülkenin başına her türlü felaketin gelmesi için elinden geleni ardına koymuyor,  hainlik yapıyor, casusluk yapıyor, doğup büyüdüğü ülkesini satıyor. Kimisi ise vatan evladıyım deyip şehit oluyor, kahramanlığını gösteriyor, insanlığın kurtuluşu için çabalıyor.

Kısacası herkes sabahtan akşama kadar koşuşturuyor. Gece gündüz demeden çalışıyor. Hep bir şeylerle uğraşıyor. Yedi gün, yirmidört saat, yaz-kış, dört mevsim, oniki ay, bir sene, olmasa sonraki sene, on yıl, yirmi yıl…

Bu hızlı akan hayatın içinde bir an durup kendi iç sesimizi dinleyelim. Uğruna uğraştığımız şeylere bir dönüp bakalım, sakince düşünelim. Ben kimim, ne yapıyorum, nereye doğru gidiyorum, kim ve ne için çalışıyorum. Gerçek hedefim, gerçek amacım, gerçek derdim ne? Aslında gerçek dert şu anki boşluklardır ki ne doldurulabilir ne de tarif edilebilir. O zaman hangimizin derdi gerçek?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN