
6 Şubat depremleriyle büyük bir yıkım yaşayan Türkiye’de uzmanlar, gözlerin çevrildiği bir başka tehlikeye dikkat çekiyor: Yedisu fayı. Yedisu fayı, Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun doğu ucunda yer alıyor. Yaklaşık 75 kilometre uzunluğundaki bu fay segmenti, yerbilimciler tarafından “sismik boşluk” olarak tanımlanıyor. Yani uzun süredir büyük bir deprem üretmemiş ancak ciddi miktarda enerji biriktirdiği düşünülen bir hat.

Yedisu Fayı’nın son büyük kırılması 1784 yılında gerçekleşti. O tarihten bu yana geçen yaklaşık 240 yıl, uzmanların işaret ettiği 200–250 yıllık deprem döngüsünün dolduğunu gösteriyor. Bu durum, fayın Mw 7.0–7.5 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem üretme potansiyeline sahip olduğu anlamına geliyor.
Yerbilimci akademisyenler, Yedisu segmentini Türkiye’nin en tehlikeli fay hatlarından biri olarak değerlendiriyor. Bazı bilim insanları, bu segmentteki kırılmanın yakın dönemde olma ihtimalinin arttığını vurguluyor.

Yedisu kırılırsa hangi iller etkilenecek?
Uzmanlara göre Yedisu fayı üzerinde meydana gelebilecek büyük bir deprem, doğrudan ya da dolaylı olarak 7 ili ciddi biçimde etkileyecek. Risk sıralaması şöyle:
Erzincan – fay hattı doğrudan il sınırları içinde
Bingöl – fayın diğer ucunda, doğrudan risk altında
Tunceli – güçlü sarsıntı ve artçıların ilk hissedileceği illerden
Elâzığ – fay uzantıları ve çevre faylarla etkileşim riski
Muş – orta derecede sarsıntı riski
Erzurum – doğrudan hat üzerinde olmasa da şiddetli sarsıntı ve artçı riski
Diyarbakır – sismik dalgalar nedeniyle orta şiddette etkilenme ihtimali

Büyük tehlike var ama büyük plan yok
Yedisu fayı tehdidine rağmen, bu illerin hiçbirinde kapsamlı ve kamuya açık bir deprem master planı bulunmuyor. Sadece Bingöl’de, Bingöl Üniversitesi koordinasyonunda “Bingöl İli Deprem Master Planı” için çalışma başlatılmış durumda. Bu planın; sismik tehlike tespiti, risk analizi, güvenli yerleşim alanları ve afet sonrası lojistik gibi başlıkları kapsaması hedefleniyor. Planın 2025 yılı içinde tamamlanması öngörülüyordu.
Erzincan, Elazığ, Diyarbakır, Muş, Tunceli ve Erzurum’da ise AFAD tarafından hazırlanan İl Afet Risk Azaltma Planları bulunuyor. Bu planlar deprem riskini de kapsasa da, uzmanlara göre deprem master planı düzeyinde detaylı ve bütüncül değil.
Deprem master planları; mikrobölgeleme çalışmaları, yapı stoğu analizleri, müdahale ve tahliye senaryoları, altyapı, lojistik ve psikososyal destek planlaması gibi çok daha kapsamlı başlıkları içeriyor.
Deprem master planı olmadan risk azaltılamaz
Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erdem Bayrak, Türkiye’de deprem riskinin azaltılmasının ancak il bazlı hazırlanacak Deprem Master Planları ile mümkün olabileceğini vurguladı. Bayrak, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’nin ülke genelinde geçerli olduğunu ancak Deprem Master Planı’nın bu yönetmeliği çatı olarak ele alıp, her il için özel risk analizleri ve çözüm yolları sunduğunu söyledi.
Bayrak, Deprem Master Planı’nın, zemin envanteri gerektirdiğini belirterek, “Her ilde zemin büyütmesi, hâkim periyot, sıvılaşma potansiyeli, heyelan/şev stabilitesi ve taşkın gibi yerel tehlikeler yüksek çözünürlükte haritalanmalıdır. Çünkü depremde oluşacak hasarın önemli bir kısmı, depremin büyüklüğünden ziyade zeminin deprem dalgalarını nasıl değiştirdiğiyle ilgilidir. Zemin sınıfları ve mikrobölgeleme haritaları olmadan yapı riskini doğru okuyamaz, güçlendirme ve kentsel dönüşüm önceliğini bilimsel olarak sıralayamayız” dedi.
Deprem Master Planı’nın yapı stokunun da detaylı şekilde incelenmesini zorunlu kıldığını belirten Bayrak, “Yapıların inşa tarihleri, riskli olup olmadıkları, tadilat durumları ve yönetmeliğe uygunlukları ildeki her bir site ve apartman için tek tek araştırılmalı ve haritalanmalıdır. Bu haritalama yapılmadan sağlıklı bir risk analizi mümkün değildir” dedi.
Bu çalışmanın ardından ili tehdit eden deprem senaryolarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Bayrak, en riskli bölgelerden başlanarak kentsel dönüşüm sürecinin devreye alınmasının hayati önem taşıdığını kaydetti. Deprem Master Planı’nın yalnızca üst yapıyı değil, altyapıyı da kapsadığını vurgulayan Bayrak, depreme dirençli şehirlerin ancak bütüncül bir yaklaşımla inşa edilebileceğini dile getirdi. “Kahramanmaraş merkezli depremlerde; enerji hatları, elektrik, su ve doğal gaz sistemlerinde ciddi kesintiler yaşandı. Bir süre iletişim dahi sağlanamadı” diyen Bayrak, mevcut baz istasyonlarının depreme karşı güvenliğinin mutlaka ortaya konulması gerektiğini söyledi. Deprem anında değil, deprem olmadan gerekli önlemlerin alınmasının önemine dikkat çekti.
Deprem Master Planı’nın karar vericiler için bir yol haritası sunduğunu belirten Bayrak, “En riskli durum ortaya konulduğunda belediyeler, valilikler ve diğer karar alıcılar buna göre hazırlık yapabiliyor. Kentsel dönüşüm süreci, oluşturulan senaryolara göre ilerletilirse risk ciddi şekilde minimize edilebilir” ifadelerini kullandı.
Her ilin deprem gerçeğinin farklı olduğuna dikkat çeken Bayrak, Deprem Master Planı’nın il özelinde hazırlanmasının zorunlu olduğunu vurgulayarak, “Her ilin zemini, faya olan uzaklığı, yapı türleri ve yaşayacağı deprem senaryosu farklıdır. Bunu il bazında ortaya koyabilirsek, her ilin en riskli noktasını belirleyip somut çözümler üretebiliriz” dedi.
6 Şubat’tan ders çıkarıldı mı?
6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Kahramanmaraş merkezli 7,7 büyüklüğünde meydana gelen depremin ardından saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem yaşandı. Türkiye tarihine geçen bu felaketin üzerinden 3 yıl geçti.
İki büyük deprem 11 ili doğrudan etkiledi. Merkez üs Kahramanmaraş’ın Yanı Sıra Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ’da 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı. Sağlık bakanlığı verilerine göre 51 bin 665 depremzede hasta ve yaralı başka illere sevk edildi.
Depremden etkilenen 11 ilde toplam 2 milyon 618 bin 697 bina bulunuyordu. 6 Mart 2023 itibarıyla 1 milyon 712 bin 182 binada hasar tespiti yapıldı. Buna göre 35 bin 355 bina yıkıldı, 17 bin 491 bina acil yıkılacak, 179 bin 786 bina ağır hasarlı, 40 bin 228 bina orta hasarlı, 431 bin 421 bina ise az hasarlı olarak kayıtlara geçti.
Yıkılan ya da ağır hasar alan yapılar arasında sadece konutlar değil; okullar, hastaneler, idari binalar, oteller ve tarihi yapılar da yer aldı.
Kültürel miras da enkaz altında kaldı
Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan rapora göre deprem öncesinde bölgede yaklaşık 8 bin 500 kültürel varlık bulunuyordu. 25 Şubat 2023 itibarıyla incelemesi tamamlanan 2 bin 863 eserden 169’u yıkıldı, 535’i ağır hasar aldı, 390’ı orta, 721’i az hasarlı olarak tespit edildi.
Hatay, Elbistan, Adıyaman ve Malatya müzelerinde kısmi hasar meydana gelirken, Adıyaman Müzesi’nde hafif hasar belirlendi. Müzelerde toplam 90 eser zarar gördü. Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğundaki kültür mirası ve müzelerde oluşan hasarın yaklaşık 1 milyar TL olduğu tahmin ediliyor.
Felaketin ardından hala kayıplar aranıyor, davalar sürüyor.
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında, gözler bir kez daha şu soruya çevriliyor. Türkiye yeni bir felakete ne kadar hazır?
Uzmanlar, Yedisu fayı için zaman kaybetmeden kapsamlı deprem master planlarının hazırlanması, dayanıklı yapılaşmanın hızlandırılması ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi gerektiği konusunda uyarıyor. Çünkü bu kez tehlike sessiz, ama etkisi çok daha geniş olabilir.
Manolya Bulut