
26 yıllık evliliklerinden dört kız çocukları dünyaya gelen Karaburun ailesininin üç kızı da tıp fakültesini tercih etti. İlkokul çağındaki en küçük kızları Ayten Zeynep de büyüyünce doktor olmak istiyor. Emniyet ve sağlık alanında bayrağa hizmeti tercih eden aile, disiplin, sevgi ve vatan bilinciyle yetişen çocuklarıyla da dikkat çekiyor.
Biri Erzurum İl Emniyet Müdürü, diğeri 28 yıllık polis memuru… Karaburun çifti, yıllardır süren yoğun görev temposuna rağmen anne-baba olmayı ve çocuklarını hayata hazırlamayı birlikte başarmış. PUSULA’yı misafir eden Karaburun ailesiyle yaptığımız özel röportajda; meslek, aile, fedakarlık ve vatan sevgisinin iç içe geçtiği güçlü bir yaşam hikayesine tanıklık ettik.
“Sevgi, saygı ve sorumluluk… Karaburun ailesinin ortak paydası bu üç kelime.”
Sayın Karaburun, Emniyet teşkilatında yıllarca üst düzey görevlerde bulundunuz. Mesai kavramının olmadığı bir mesleğiniz var. Bu yoğun iş temposunda ailenize nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?
İnsan hayatında bir meslek bölümü vardır, bir de aile bölümü. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Ailenizin ve çocuklarınızın üzerinizde hakkı olduğunu bilerek iş ve sosyal hayata bakmalısınız. Nerede olursam olayım, eşim ve kızlarım aradığında mutlaka telefonu açarım. Çok ciddi toplantılarda bile açar, müsait olmadığımı söylerim ama mutlaka cevap veririm. Sadece iş hayatına yönelip aileyi ihmal ederseniz, onların hakkına girmiş olursunuz. Bir babanın ailesine karşı sorumlulukları vardır ve bu başka biri tarafından doldurulamaz. Bu hakkı gözeterek bir yol çizdik.
“Bir babanın sorumluluğu, önce ailesine karşıdır.”
Çocuklarınızın eğitim sürecinde en çok neye dikkat ettiniz?
Çocuklarımızı karakteri düzgün, vatanını milletini seven ve yaptığı işi en iyi şekilde yapan bireyler olarak yetiştirmeye çalıştık. Çok küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verdik. Çocuk yetiştirmenin en önemli noktalarından biri de budur. Kontrollü olmak kaydıyla bazen yanlış yapmalarına bile izin verdik. Güvenip alan tanıdık.
Eşimle birlikte her zaman mutlu olacakları işi yapmalarını istedik. Millete en faydalı şekilde hizmet edebilecekleri meslekleri seçmelerini öğütledik. Hizmet etmenin tek yolu polis, doktor ya da gazeteci olmak değildir. Kapasitenizi kullanın, mutlu olacağınız işi yapın dedik. Tıbbın zorluklarını anlattık ama buna rağmen tereddütsüz tercih ettiler. Bugün doğru bir tercih yaptıklarını görüyor ve mutlu oluyorum.
Gurur verici bir durum tabi. Bütün çocuklarımızın hak ettikleri emek sarf ettikleri şekilde güzel işler yapmaları bu toplumun geleceği için de çok önemli.
İl Emniyet Müdürü olarak kız çocuklarının karşılaşabileceği riskleri çok iyi biliyorsunuz. Bu sizi daha korumacı yaptı mı?
Çocuklar kontrol edilmeli ama onlara güvenilmeli. İtimat, kontrole engel değildir. Biz çocuklarımıza güvendik, alan tanıdık ama gözümüz de hep üzerlerinde oldu. En önemli husus karşılıksız sevgidir. Aile içinde sevgi eksik olursa bu toplumda çok daha büyük sorunlara yol açar. Sevgi mutlaka aile içinde yaşanmalı. O sevgisizliği gençler başka yerlerde arayıp başka şekillerde telafi etmeye çalışıyorlar. Bu da ciddi sorunlara neden oluyor. Ailenin içinde mutlaka karşılıklı saygı ve sevgi olacak. “
Ailenin içinde mutlaka karşılıklı saygı ve sevgi olacak.”
Ailelere ve bugünün gençlerine ne söylemek istersiniz?
Çocuklar 12-13 yaşına kadar anne babayla vakit geçirmek için çaba içindeler. Biz ebeveynler olarak farklı gerekçelerle çocuklara istedikleri kadar zaman ayırmıyoruz. Bir saatten sonra işler değişiyor. 15-16 yaşından sonra çocuk başka bir çevreye ortama giriyor. Bu sefer biz çocukların peşinde koşmaya başlıyoruz. Bu kez onlar istemiyor. O yüzden küçükken ne kadar vakit geçirirsek o kadar çok ortak konumuz oluşuyor. Büyüdüklerinde ise o ortak konular üzerinden ilişkimiz devam ediyor. Ergenliğe kadar olan dönemde ailelerin her fırsatta zaman ayırması gerekiyor.
Aynur Hanım, 28 yıllık polis memurusunuz.Eşiniz ile aynı mesleği paylaşmak aile hayatınızı nasıl etkiledi? Yoğun mesaiye rağmen bu dengeyi nasıl kurdunuz?
İlk başta evliliğimizde sevgiden çok saygı ön planda oldu. Birbirimize saygılı davrandıktan sonra sevgi zaten oluşuyor. Ailemizde buna özellikle dikkat ettik. Çocuklarımıza da aynı şekilde yansıtmaya çalıştık. Bir bütün olarak, birbirimizin eksiklerini tamamlayarak, her konuda destek olarak ilerledik. Kimin ne eksiği varsa onu gidermeye çalışarak birbirimizi tamamladık. İşten kalan zamanlarımızda mümkün olduğunca ailece vakit geçirmeye özen gösterdik. Çocuklara küçüklüklerinden itibaren, yiyeceğimiz yemekten alınacak kararlara kadar onları da dahil ederek, kendilerini değerli hissetmelerini sağladık. Bir bütün olmayı başararak bugünlere geldik.
Hem anne hem emniyet mensubu olmak zor mu?
Elbette zor zamanları oluyor. Yoğun dönemlerde, görev yükünün ağır olduğu yerlerde çalıştık. Ama zorlukları hep birlikte aşmaya çalıştık. Kimseyi arkada bırakmadan, birlikte olduğumuz zamanı kaliteli geçirerek yolumuza devam ettik.
“Kimseyi arkada bırakmadan, birlikte güçlü kalmayı öğrendik.”
Kızlarınızı yetiştirirken en çok hangi değerleri aşılamaya çalıştınız?
Dört kızımız var, Allah’a şükür. Önce Allah’a emanetler. Çocuklarımıza her şeyden önce iyi insan olmayı, vatana, millete ve ailesine hayırlı bireyler olmayı öğrettik. En ufak hatalarında bile onları kırmadan, anlayabilecekleri bir dille doğruyu göstermeye çalıştık. Ne yaparlarsa yapsınlar yanlarında olduğumuzu, arkalarında durduğumuzu hissettirdik. Doğru bir çerçeve çizerek iyi insan olmaları için anne baba olarak elimizden geleni yaptık. Kızlarınızdan üçünün de tıbbı seçmesinde sizin yönlendirmeniz oldu mu?
Büyük kızımız İrem, 3-4 yaşından beri doktor olmak istiyordu. Oyuncakları bile hep doktor setleriydi. Önlerinde çok iyi bir örnek oldu. Ona hiç müdahale etmedik. Kardeşleri de tıbbın zorluklarını bilmelerine rağmen, ablalarından görerek yapabileceklerine inandılar. Biz de maddi ve manevi olarak destek olduk ama asla “şu olun, bu olun” demedik.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır.” Ne iş yaparsak yapalım, en iyisini yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Doktorluk, öğretmenlik, polislik gibi kutsal meslekler var ama aslında her meslek kendi içinde çok kıymetli. Önemli olan bulunduğumuz işi en iyi şekilde yapmak.
Kızlarımla gurur duyuyorum. Çevreden “ne yedirdin, ne içirdin” diyenler oluyor. Biz önce sevgimizi verdik. Temel sağlam olunca gerisi geliyor. Eşim de yeri geldiğinde öğretmen, psikolog oldu. Ben de anne olarak evdeki görevlerimi ihmal etmedim. Bir denge kurduk ve çok şükür kızlarımız emeklerimizin karşılığını fazlasıyla verdi.
Türk milleti olarak aileye önem veren bir milletiz. Çocuklarımıza vatan, millet sevgisini, dini değerleri, örf ve adetlerimizi aşılamamız gerekiyor. Aile yapısı sağlam olursa gerisi kendiliğinden geliyor.
“Önce sevgimizi verdik, gerisi kendiliğinden geldi.”
İpek Karaburun (21)
Ankara Medipol Üniversitesi 4. sınıf tıp öğrencisi
Polis çocuğu olmak nasıl bir duygu?
Biraz zor tabi. Öğretmen çocuklarını hep kıskanırdım. Tatillerde herkes evdeyken bizim anne babamız mesai yapardı. Kardeş kardeşe kalırdık. Ellerinden geldiğince vakit ayırırlardı ama ikisi de çok yoğun çalıştı. Annem, küçük kardeşime hamileyken bile aktif görevdeydi. Sürekli “ya bir şey olursa” diye düşünüyorsunuz.
Bu duyguyu en yoğun hissettiğin an neydi?
15 Temmuz hain darbe girişimi zamanında en çok hissettik bunu. O güne kadar anne babamın hayatında bizden daha kıymetli bir şey olduğuna inanmıyordum. Vatansever bir aileyiz. Hiçbir vatan evladına toz kondurmazlar. O zaman Ankara’daydık. Haberlerde gördüğümüzde inanamadılar önce. Uçaklar uçmaya başladı. Sosyal medyadan ‘darbe yapıyorlar’ haberlerini görüp söyledik. Annem de dedi ki ‘kızım onlar Türk askerleri, öyle bir şey olmaz’. Sonra annemle babamı çağırdılar. Bizi bırakmazlar sandım. Ama alnımızdan öpüp helallik isteyip evden çıktılar. Şehit olmaya gittiler. O gün anladık ki bizden daha kıymetli bir şey var. O da vatan. Anne babam o gün gittiyse biz de bugün gidebiliriz. Daha sonra iyice anladık bunun kıymetini.
Polis çocuğu olmak sana ne kattı?
“Okuyun, gidin bu ülkeden” diyenler oldu. Ama ben gidersem ne olacak? Okumuş insanın bu ülkeye hizmet etmesi gerektiğine inanıyorum. Tıp tercihim de buradan geliyor. İnsanlar en zor günlerinde hastaneye gelir. Hiç kimse hastaneye mutlu olduğu günde gelmez. O anlarda empati kurabilen insanların orada olması gerekir. Elimden geldiği kadar hizmet etmek istiyorum. Potansiyelim yettiği kadar hizmet etmek istiyorum. Anne babam da bize hep bunu aşıladı.
Gençlere özellikle kız öğrencilere mesajın ne olur?
Vazgeçmesinler. Zorluklar gelir gider. O zorlukları aştığın zaman başarı olarak sizin hayatınızda kalır. Bir şeyi yapmamak kötü yapmaktan daha kötüdür. Hiç denememek en kötüsüdür.
Yasemin Karaburun (19)
Ankara Lokman Hekim Üniversitesi 1. sınıf tıp öğrencisi
Polis çocuğu olmak senin için ne ifade ediyor?
Polis çocuğu olmanın ötesinde, anne babamın çocuğu olmak benim için büyük bir şans. Bizim evde meslek hiçbir zaman sadece para kazanmakla ilgili olmadı. Herhangi bir meslek yaparken de mutlaka öyledir ama polis olmak vatanını bayrağını her zaman en ön sıraya koymak demek. Bu benim için tüm mesleklerde böyle olması gereken bir şey. Ne zaman çağırılsa annem de babam da gitti. Hiçbir zaman görevden kaçmadıkları için onlarla gurur duyuyorum. Bunu da en iyi 15 temmuz hain darbe girişiminde öğrenmiş görmüş olduk kardeşlerimle.
Tıbbı nasıl seçtin?
Ablamın yolunu gördüm ama ailemden hiç baskı görmedim. İçimde vardı. İnsanlara yardım edebilmek istiyorum. Hastane koridorları insanların en zor anlarıdır. Tıp bu anlamda çok kutsal bir yol. Umarım bu meslekle çok insana dokunabilirim.
*Ailenin en büyük kızı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu İrem Karaburun (24), geçtiğimiz hafta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda doktor olarak göreve başlaması nedeniyle Erzurum’da bulunamadığından röportaja katılamadı.*

Fotoğraf: Ali KAYA Manolya Bulut
Biri Erzurum İl Emniyet Müdürü, diğeri 28 yıllık polis memuru… Karaburun çifti, yıllardır süren yoğun görev temposuna rağmen anne-baba olmayı ve çocuklarını hayata hazırlamayı birlikte başarmış. PUSULA’yı misafir eden Karaburun ailesiyle yaptığımız özel röportajda; meslek, aile, fedakarlık ve vatan sevgisinin iç içe geçtiği güçlü bir yaşam hikayesine tanıklık ettik.

“Sevgi, saygı ve sorumluluk… Karaburun ailesinin ortak paydası bu üç kelime.”
Sayın Karaburun, Emniyet teşkilatında yıllarca üst düzey görevlerde bulundunuz. Mesai kavramının olmadığı bir mesleğiniz var. Bu yoğun iş temposunda ailenize nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?
İnsan hayatında bir meslek bölümü vardır, bir de aile bölümü. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Ailenizin ve çocuklarınızın üzerinizde hakkı olduğunu bilerek iş ve sosyal hayata bakmalısınız. Nerede olursam olayım, eşim ve kızlarım aradığında mutlaka telefonu açarım. Çok ciddi toplantılarda bile açar, müsait olmadığımı söylerim ama mutlaka cevap veririm. Sadece iş hayatına yönelip aileyi ihmal ederseniz, onların hakkına girmiş olursunuz. Bir babanın ailesine karşı sorumlulukları vardır ve bu başka biri tarafından doldurulamaz. Bu hakkı gözeterek bir yol çizdik.

“Bir babanın sorumluluğu, önce ailesine karşıdır.”
Çocuklarınızın eğitim sürecinde en çok neye dikkat ettiniz?
Çocuklarımızı karakteri düzgün, vatanını milletini seven ve yaptığı işi en iyi şekilde yapan bireyler olarak yetiştirmeye çalıştık. Çok küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verdik. Çocuk yetiştirmenin en önemli noktalarından biri de budur. Kontrollü olmak kaydıyla bazen yanlış yapmalarına bile izin verdik. Güvenip alan tanıdık.
Eşimle birlikte her zaman mutlu olacakları işi yapmalarını istedik. Millete en faydalı şekilde hizmet edebilecekleri meslekleri seçmelerini öğütledik. Hizmet etmenin tek yolu polis, doktor ya da gazeteci olmak değildir. Kapasitenizi kullanın, mutlu olacağınız işi yapın dedik. Tıbbın zorluklarını anlattık ama buna rağmen tereddütsüz tercih ettiler. Bugün doğru bir tercih yaptıklarını görüyor ve mutlu oluyorum.
Gurur verici bir durum tabi. Bütün çocuklarımızın hak ettikleri emek sarf ettikleri şekilde güzel işler yapmaları bu toplumun geleceği için de çok önemli.
İl Emniyet Müdürü olarak kız çocuklarının karşılaşabileceği riskleri çok iyi biliyorsunuz. Bu sizi daha korumacı yaptı mı?
Çocuklar kontrol edilmeli ama onlara güvenilmeli. İtimat, kontrole engel değildir. Biz çocuklarımıza güvendik, alan tanıdık ama gözümüz de hep üzerlerinde oldu. En önemli husus karşılıksız sevgidir. Aile içinde sevgi eksik olursa bu toplumda çok daha büyük sorunlara yol açar. Sevgi mutlaka aile içinde yaşanmalı. O sevgisizliği gençler başka yerlerde arayıp başka şekillerde telafi etmeye çalışıyorlar. Bu da ciddi sorunlara neden oluyor. Ailenin içinde mutlaka karşılıklı saygı ve sevgi olacak. “
Ailenin içinde mutlaka karşılıklı saygı ve sevgi olacak.”Ailelere ve bugünün gençlerine ne söylemek istersiniz?
Çocuklar 12-13 yaşına kadar anne babayla vakit geçirmek için çaba içindeler. Biz ebeveynler olarak farklı gerekçelerle çocuklara istedikleri kadar zaman ayırmıyoruz. Bir saatten sonra işler değişiyor. 15-16 yaşından sonra çocuk başka bir çevreye ortama giriyor. Bu sefer biz çocukların peşinde koşmaya başlıyoruz. Bu kez onlar istemiyor. O yüzden küçükken ne kadar vakit geçirirsek o kadar çok ortak konumuz oluşuyor. Büyüdüklerinde ise o ortak konular üzerinden ilişkimiz devam ediyor. Ergenliğe kadar olan dönemde ailelerin her fırsatta zaman ayırması gerekiyor.
Aynur Hanım, 28 yıllık polis memurusunuz.Eşiniz ile aynı mesleği paylaşmak aile hayatınızı nasıl etkiledi? Yoğun mesaiye rağmen bu dengeyi nasıl kurdunuz?İlk başta evliliğimizde sevgiden çok saygı ön planda oldu. Birbirimize saygılı davrandıktan sonra sevgi zaten oluşuyor. Ailemizde buna özellikle dikkat ettik. Çocuklarımıza da aynı şekilde yansıtmaya çalıştık. Bir bütün olarak, birbirimizin eksiklerini tamamlayarak, her konuda destek olarak ilerledik. Kimin ne eksiği varsa onu gidermeye çalışarak birbirimizi tamamladık. İşten kalan zamanlarımızda mümkün olduğunca ailece vakit geçirmeye özen gösterdik. Çocuklara küçüklüklerinden itibaren, yiyeceğimiz yemekten alınacak kararlara kadar onları da dahil ederek, kendilerini değerli hissetmelerini sağladık. Bir bütün olmayı başararak bugünlere geldik.
Hem anne hem emniyet mensubu olmak zor mu?
Elbette zor zamanları oluyor. Yoğun dönemlerde, görev yükünün ağır olduğu yerlerde çalıştık. Ama zorlukları hep birlikte aşmaya çalıştık. Kimseyi arkada bırakmadan, birlikte olduğumuz zamanı kaliteli geçirerek yolumuza devam ettik.
“Kimseyi arkada bırakmadan, birlikte güçlü kalmayı öğrendik.”
Kızlarınızı yetiştirirken en çok hangi değerleri aşılamaya çalıştınız?
Dört kızımız var, Allah’a şükür. Önce Allah’a emanetler. Çocuklarımıza her şeyden önce iyi insan olmayı, vatana, millete ve ailesine hayırlı bireyler olmayı öğrettik. En ufak hatalarında bile onları kırmadan, anlayabilecekleri bir dille doğruyu göstermeye çalıştık. Ne yaparlarsa yapsınlar yanlarında olduğumuzu, arkalarında durduğumuzu hissettirdik. Doğru bir çerçeve çizerek iyi insan olmaları için anne baba olarak elimizden geleni yaptık. Kızlarınızdan üçünün de tıbbı seçmesinde sizin yönlendirmeniz oldu mu?
Büyük kızımız İrem, 3-4 yaşından beri doktor olmak istiyordu. Oyuncakları bile hep doktor setleriydi. Önlerinde çok iyi bir örnek oldu. Ona hiç müdahale etmedik. Kardeşleri de tıbbın zorluklarını bilmelerine rağmen, ablalarından görerek yapabileceklerine inandılar. Biz de maddi ve manevi olarak destek olduk ama asla “şu olun, bu olun” demedik.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır.” Ne iş yaparsak yapalım, en iyisini yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Doktorluk, öğretmenlik, polislik gibi kutsal meslekler var ama aslında her meslek kendi içinde çok kıymetli. Önemli olan bulunduğumuz işi en iyi şekilde yapmak.
Kızlarımla gurur duyuyorum. Çevreden “ne yedirdin, ne içirdin” diyenler oluyor. Biz önce sevgimizi verdik. Temel sağlam olunca gerisi geliyor. Eşim de yeri geldiğinde öğretmen, psikolog oldu. Ben de anne olarak evdeki görevlerimi ihmal etmedim. Bir denge kurduk ve çok şükür kızlarımız emeklerimizin karşılığını fazlasıyla verdi.
Türk milleti olarak aileye önem veren bir milletiz. Çocuklarımıza vatan, millet sevgisini, dini değerleri, örf ve adetlerimizi aşılamamız gerekiyor. Aile yapısı sağlam olursa gerisi kendiliğinden geliyor.

“Önce sevgimizi verdik, gerisi kendiliğinden geldi.”
İpek Karaburun (21)
Ankara Medipol Üniversitesi 4. sınıf tıp öğrencisi
Polis çocuğu olmak nasıl bir duygu?
Biraz zor tabi. Öğretmen çocuklarını hep kıskanırdım. Tatillerde herkes evdeyken bizim anne babamız mesai yapardı. Kardeş kardeşe kalırdık. Ellerinden geldiğince vakit ayırırlardı ama ikisi de çok yoğun çalıştı. Annem, küçük kardeşime hamileyken bile aktif görevdeydi. Sürekli “ya bir şey olursa” diye düşünüyorsunuz.

Bu duyguyu en yoğun hissettiğin an neydi?
15 Temmuz hain darbe girişimi zamanında en çok hissettik bunu. O güne kadar anne babamın hayatında bizden daha kıymetli bir şey olduğuna inanmıyordum. Vatansever bir aileyiz. Hiçbir vatan evladına toz kondurmazlar. O zaman Ankara’daydık. Haberlerde gördüğümüzde inanamadılar önce. Uçaklar uçmaya başladı. Sosyal medyadan ‘darbe yapıyorlar’ haberlerini görüp söyledik. Annem de dedi ki ‘kızım onlar Türk askerleri, öyle bir şey olmaz’. Sonra annemle babamı çağırdılar. Bizi bırakmazlar sandım. Ama alnımızdan öpüp helallik isteyip evden çıktılar. Şehit olmaya gittiler. O gün anladık ki bizden daha kıymetli bir şey var. O da vatan. Anne babam o gün gittiyse biz de bugün gidebiliriz. Daha sonra iyice anladık bunun kıymetini.
Polis çocuğu olmak sana ne kattı?
“Okuyun, gidin bu ülkeden” diyenler oldu. Ama ben gidersem ne olacak? Okumuş insanın bu ülkeye hizmet etmesi gerektiğine inanıyorum. Tıp tercihim de buradan geliyor. İnsanlar en zor günlerinde hastaneye gelir. Hiç kimse hastaneye mutlu olduğu günde gelmez. O anlarda empati kurabilen insanların orada olması gerekir. Elimden geldiği kadar hizmet etmek istiyorum. Potansiyelim yettiği kadar hizmet etmek istiyorum. Anne babam da bize hep bunu aşıladı.
Gençlere özellikle kız öğrencilere mesajın ne olur?
Vazgeçmesinler. Zorluklar gelir gider. O zorlukları aştığın zaman başarı olarak sizin hayatınızda kalır. Bir şeyi yapmamak kötü yapmaktan daha kötüdür. Hiç denememek en kötüsüdür.

Yasemin Karaburun (19)
Ankara Lokman Hekim Üniversitesi 1. sınıf tıp öğrencisi
Polis çocuğu olmak senin için ne ifade ediyor?
Polis çocuğu olmanın ötesinde, anne babamın çocuğu olmak benim için büyük bir şans. Bizim evde meslek hiçbir zaman sadece para kazanmakla ilgili olmadı. Herhangi bir meslek yaparken de mutlaka öyledir ama polis olmak vatanını bayrağını her zaman en ön sıraya koymak demek. Bu benim için tüm mesleklerde böyle olması gereken bir şey. Ne zaman çağırılsa annem de babam da gitti. Hiçbir zaman görevden kaçmadıkları için onlarla gurur duyuyorum. Bunu da en iyi 15 temmuz hain darbe girişiminde öğrenmiş görmüş olduk kardeşlerimle.
Tıbbı nasıl seçtin?
Ablamın yolunu gördüm ama ailemden hiç baskı görmedim. İçimde vardı. İnsanlara yardım edebilmek istiyorum. Hastane koridorları insanların en zor anlarıdır. Tıp bu anlamda çok kutsal bir yol. Umarım bu meslekle çok insana dokunabilirim.
*Ailenin en büyük kızı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu İrem Karaburun (24), geçtiğimiz hafta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda doktor olarak göreve başlaması nedeniyle Erzurum’da bulunamadığından röportaja katılamadı.*

Fotoğraf: Ali KAYA Manolya Bulut