
Hibe, karşılığını sadece Allahtan bekleyerek bağışta bulunmak ve Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri, diğer insanlarla paylaşmaktır. Bu bazen zekât şeklinde mecburî olabileceği gibi bazen de kişinin kendi isteğine bırakılmıştır. İsteğe bağlı bağışlardan biri de, kişinin malını hayatta iken karşılıksız olarak başkasına vermesi anlamına gelen hibedir.
Sevgili Peygamberimiz (sav) hem insanlar arasındaki kardeşliği en üst düzeye çıkarmak, hem de fakir ve zengin arasındaki kaynaşmayı tesis etmek için diğerkâmlık, paylaşma, ihsan, vefa gibi erdemli davranışların yanında, karşılıksız bağış yapmayı da tavsiye etmiştir. Peygamberimizin dostları, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Al-i İmran,92) ayetinin gereği olarak ömürleri boyunca “verme”yi kendilerine şiar edinmişlerdi. Öyle ki, bu âyet indiğinde, Ebû Talha (ra) “Ey Allah"ın Resûlü! Rabbimiz mallarımızdan dağıtmamızı istiyor. Seni şahit tutarım ki ben Beyrûhâ adlı bahçemi Allah yolunda verdim.” deyince Peygamberimiz (sav), “Bu ne kârlı bir maldır! Bu ne kârlı bir maldır!” diye onu takdir ettikten sonra bahçeyi onun akrabalarından fakir olan Hassân b. Sâbit ve Übey b. Kâ"b"a vermesini istemişti.(Nesai,Ehbas,2)
Resûlullah, (sav) boynunda iz bırakacak kadar hırçın bir tavırla gömleğini çekiştirip sonra da kendisine bir şeyler verilmesini isteyen bedevîye bile şefkatle davranmış ve gülümseyerek ona bağışta bulunulmasını emretmişti. (Buhari,Libas,18) Huneyn ganimetlerinden kendisine de verildiği hâlde defalarca bunun artırılmasını isteyen Hakîm b. Hızâm"ı itidale çağırarak, büyük bir hırs ve açgözlülükle dünya malına tamah etmenin, insanın iç dünyasında yapacağı tahribata dikkat çekmiştir. (Buhari, Zekat,50)
Sağlıklı iletişim içerisindeki bireylerden oluşmuş bir toplumun sosyal sıkıntıları çözme kabiliyeti daha fazladır. Bu nedenle Allah Resulü (sav) müslümanları birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çağırır, “Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir.” buyururdu.(Müslim, Birr,58) Çünkü gönülden yapılan bağış, bir ihtiyacı karşılamanın ötesinde, veren ve alan arasında sıcak bağlar kurulmasına vesile olarak toplumsal kaynaşmaya katkı sağlamaktadır.
Hz. Peygamber (sav) herhangi bir çıkar karşılığında hibe alınmasını hoş karşılamamış ve karşılığında bir çıkar gözetilerek verilen hibenin kabul edilmemesini istemiştir.(Ebu Davut, İmare,16-17) Hibede bulunacak kişinin sadece bireyin ve toplumun menfaatini ve yaptığı hibenin sevabını gözetmesi gerekir. Yapılan bağıştan geri dönülmesini de yasaklayan Resûlullah (sav), bağışlananın eline geçmesinden sonra, her ne sebeple olursa olsun bağışın geri alınmasının ne kadar çirkin ve kötü bir iş olduğunu anlatmak için ağır bir benzetmeye başvurmuş, hibesinden dönen kimseyi, kusup da sonra dönerek kusmuğunu yiyen köpeğe benzetmiştir. (Buhari, Hibe, 14) Yüce Rabbimizin izni ve inayetiyle bu süreçteki sıkıntılarımızı gerekli sağlık tedbirleri aldıktan saonra, her hastalığımızı zekat, sadaka, infak ve hibe gibi sosyal dayanışmalarımız, dua ve niyazlarımızla tedavi edeceğiz.
Genel olarak zor ve dar zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde biz inananlar bir kardeşimizin tenceresinin kaynamasında bir nebze tuzumuzun olması belki de ahiretteki kurtuluşumuza vesile olacaktır. Allah (cc) indinde en makbul yardımın zor ve dar zamanlarda olduğu hepimizce malumdur. Rabbim kendisine ikram ettiklerinden hibede bulunan ve bu davranışıyla makam, hürmet, şöhret, gibi dünya menfaatlerine değil de Allah’ın rızasına kavuşmayı arzulayan şu ayetlerin “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allaha karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz. Fakat kim cimrilik eder, kendini Allaha muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.” (Leyl, 5-10) bilinci ile hareket edenlerden eylesin.
FIKIH KÖŞEMİZ
“Kabir- nur” namazı diye bir namaz var mıdır?
Peygamberimiz (s.a.s.) ve ashabından ‘kabir namazı’ adıyla kılınan bir namaz kılındığına dair bir rivayet ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu niyetle namaz kılmak bidattir. Ancak kişi istediği vakit nafile olarak dilediği kadar namaz kılar ve arkasından yapacağı duada kabir azabı ve kabirdeki şerlerden Allah’a sığınabilir. Zira Hz. Muhammed (s.a.s.), duada kabir azabından Allah’a sığınmayı tavsiye etmiştir (Buhârî, Cenaiz, 86).
Sevgili Peygamberimiz (sav) hem insanlar arasındaki kardeşliği en üst düzeye çıkarmak, hem de fakir ve zengin arasındaki kaynaşmayı tesis etmek için diğerkâmlık, paylaşma, ihsan, vefa gibi erdemli davranışların yanında, karşılıksız bağış yapmayı da tavsiye etmiştir. Peygamberimizin dostları, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Al-i İmran,92) ayetinin gereği olarak ömürleri boyunca “verme”yi kendilerine şiar edinmişlerdi. Öyle ki, bu âyet indiğinde, Ebû Talha (ra) “Ey Allah"ın Resûlü! Rabbimiz mallarımızdan dağıtmamızı istiyor. Seni şahit tutarım ki ben Beyrûhâ adlı bahçemi Allah yolunda verdim.” deyince Peygamberimiz (sav), “Bu ne kârlı bir maldır! Bu ne kârlı bir maldır!” diye onu takdir ettikten sonra bahçeyi onun akrabalarından fakir olan Hassân b. Sâbit ve Übey b. Kâ"b"a vermesini istemişti.(Nesai,Ehbas,2)
Resûlullah, (sav) boynunda iz bırakacak kadar hırçın bir tavırla gömleğini çekiştirip sonra da kendisine bir şeyler verilmesini isteyen bedevîye bile şefkatle davranmış ve gülümseyerek ona bağışta bulunulmasını emretmişti. (Buhari,Libas,18) Huneyn ganimetlerinden kendisine de verildiği hâlde defalarca bunun artırılmasını isteyen Hakîm b. Hızâm"ı itidale çağırarak, büyük bir hırs ve açgözlülükle dünya malına tamah etmenin, insanın iç dünyasında yapacağı tahribata dikkat çekmiştir. (Buhari, Zekat,50)
Sağlıklı iletişim içerisindeki bireylerden oluşmuş bir toplumun sosyal sıkıntıları çözme kabiliyeti daha fazladır. Bu nedenle Allah Resulü (sav) müslümanları birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çağırır, “Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir.” buyururdu.(Müslim, Birr,58) Çünkü gönülden yapılan bağış, bir ihtiyacı karşılamanın ötesinde, veren ve alan arasında sıcak bağlar kurulmasına vesile olarak toplumsal kaynaşmaya katkı sağlamaktadır.
Hz. Peygamber (sav) herhangi bir çıkar karşılığında hibe alınmasını hoş karşılamamış ve karşılığında bir çıkar gözetilerek verilen hibenin kabul edilmemesini istemiştir.(Ebu Davut, İmare,16-17) Hibede bulunacak kişinin sadece bireyin ve toplumun menfaatini ve yaptığı hibenin sevabını gözetmesi gerekir. Yapılan bağıştan geri dönülmesini de yasaklayan Resûlullah (sav), bağışlananın eline geçmesinden sonra, her ne sebeple olursa olsun bağışın geri alınmasının ne kadar çirkin ve kötü bir iş olduğunu anlatmak için ağır bir benzetmeye başvurmuş, hibesinden dönen kimseyi, kusup da sonra dönerek kusmuğunu yiyen köpeğe benzetmiştir. (Buhari, Hibe, 14) Yüce Rabbimizin izni ve inayetiyle bu süreçteki sıkıntılarımızı gerekli sağlık tedbirleri aldıktan saonra, her hastalığımızı zekat, sadaka, infak ve hibe gibi sosyal dayanışmalarımız, dua ve niyazlarımızla tedavi edeceğiz.
Genel olarak zor ve dar zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde biz inananlar bir kardeşimizin tenceresinin kaynamasında bir nebze tuzumuzun olması belki de ahiretteki kurtuluşumuza vesile olacaktır. Allah (cc) indinde en makbul yardımın zor ve dar zamanlarda olduğu hepimizce malumdur. Rabbim kendisine ikram ettiklerinden hibede bulunan ve bu davranışıyla makam, hürmet, şöhret, gibi dünya menfaatlerine değil de Allah’ın rızasına kavuşmayı arzulayan şu ayetlerin “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allaha karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz. Fakat kim cimrilik eder, kendini Allaha muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.” (Leyl, 5-10) bilinci ile hareket edenlerden eylesin.
FIKIH KÖŞEMİZ
“Kabir- nur” namazı diye bir namaz var mıdır?
Peygamberimiz (s.a.s.) ve ashabından ‘kabir namazı’ adıyla kılınan bir namaz kılındığına dair bir rivayet ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu niyetle namaz kılmak bidattir. Ancak kişi istediği vakit nafile olarak dilediği kadar namaz kılar ve arkasından yapacağı duada kabir azabı ve kabirdeki şerlerden Allah’a sığınabilir. Zira Hz. Muhammed (s.a.s.), duada kabir azabından Allah’a sığınmayı tavsiye etmiştir (Buhârî, Cenaiz, 86).