
Oğlumla alışverişe çıktığımızda muhatap olduğumuz kişilerin birçoğu bazen bilerek bazen de ağız alışkanlığı olarak bana “hocam” diye hitap etmektedir. Bu durum karşısında oğlum baba sen ne kadar “meşhursun” herkes seni tanıyor, sana “hocam” diye hitap ediyor diye söylenmektedir. Ben de bak oğlum onlar ismini bilemedikleri herkese “hocam” demektedir, diye karşılık verdiğimde, dokuz yaşındaki çocuk bile “böyle de olmaz ki” diyerek şaşkınlığını dile getirmektedir.
Hoca kelimesi Farsça hâce (hâcegan) sözcüğünden bozmadır. Efendi, ağa, çelebi, hükümdar, sahip, muallim, profesör, öğretmen, müderris anlamları vardır. Burhan-ı Katı’da bu ifadelerin yanında kethüda, aziz, muazzam, koca, yaşlı, hakim, vali, sahip-i cemiyet, ruh ve can manaları da verilmiştir. Hatta hoca kelimesinin Huda (Tanrı) sözcüğünün bozulmuş hâli olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır. Tüm bu kavramlar hoca kelimesine anlam zenginliği katma ve bütün bunları bir kişisinin şahsında birleştirme gayretinden kaynaklanmaktadır. Fakat burada anlam zenginliğini oluşturan kavramlar, hoca ismine anlamsal derinlik katma gayretinden kaynaklanmaktadır.
İçi hızla boşaltılan ve birçok kişinin tanımadığı birilerine ad olarak hitap ettiği bu kelime günümüz toplumunda çok hızlı bir şekilde anlam zenginliğini kaybetmektedir. Bu durum aynı zamanda kişilerin kimlere hoca diyebileceği, toplum nazarında hocanın itibar olarak hangi durumlara düştüğünün işareti olmaktadır.
Hoca kelimesi anlamını ilk olarak II. Abdülhamit zamanında kaybetmeye başlamıştır. Onun döneminde medrese öğrencileri askerlikten muaf tutulmuştu. O dönem dört beş yıllık süreyi kapsayan askerlikten kaçmak isteyenler, ilim yapma gayreti ile değil, askerden kaçma amacıyla (bugün açık öğretimde okuyan bazıları gibi) medreseleri doldurmuş hatta medreseler gerçekten ilim yapmak isteyenlerin yer bulamayacağı bir mekâna dönüşmüştü. Bazıları Kur’an, tecvit, fıkıh alanında çok az bilgi sahibi olmasına rağmen halk içinde kendilerini hoca diye tanıtmış, bilgilerindeki eksiklik hocanın tarihsel ve kültürel kimliğine zarar verir hâle gelmişti.
Yine II. Abdülhamit ulema ve medresenin tekelindeki hukuk ve eğitim anlayışını kırmak ve toplumsal gücü kendi otoritesi altında birleştirmek için medreselileri eğitimden ve hukuktan uzaklaştırma adına büyük bir çaba harcamıştır. Bu yüzden Aliye-i diniyye (Yüksek Din Bilimleri ) ve Hukuk Fakültelerini kurarak buradan yetişen kişileri devlet okullarında görevlendirip medrese kökenli hocaları devlet okullarından uzaklaştırmayı amaçlamıştı.
Bu durum halkın nazarında hoca öğretmen çatışmasının fitilini ateşlemiş, “hoca-öğretmen” kavramları üzerinde oluşan kültürel çatışma aynı zamanda halk arasında bir fikir ayrılığının işareti olmuştur. Zamanla her iki grup taraftarları hoca kelimesini her durum için kullanır olunca kavramın anlam derinliği hitap yaygınlığına dönüşerek içeriğini kaybetmeye başladı.
Şimdiki ortamda öğretmen kelimesi anlam ve hitap olarak herkese söylenmediği için itibarını hoca kavramına göre daha fazla koruduğu görülmektedir. Hoca kelimesi bu hızla anlam kaybına uğramaya devam ederse kırk elli yıl sonra kimse kendisine hoca denilmesini istemeyecek duruma gelecektir.
Hoca kelimesi Farsça hâce (hâcegan) sözcüğünden bozmadır. Efendi, ağa, çelebi, hükümdar, sahip, muallim, profesör, öğretmen, müderris anlamları vardır. Burhan-ı Katı’da bu ifadelerin yanında kethüda, aziz, muazzam, koca, yaşlı, hakim, vali, sahip-i cemiyet, ruh ve can manaları da verilmiştir. Hatta hoca kelimesinin Huda (Tanrı) sözcüğünün bozulmuş hâli olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır. Tüm bu kavramlar hoca kelimesine anlam zenginliği katma ve bütün bunları bir kişisinin şahsında birleştirme gayretinden kaynaklanmaktadır. Fakat burada anlam zenginliğini oluşturan kavramlar, hoca ismine anlamsal derinlik katma gayretinden kaynaklanmaktadır.
İçi hızla boşaltılan ve birçok kişinin tanımadığı birilerine ad olarak hitap ettiği bu kelime günümüz toplumunda çok hızlı bir şekilde anlam zenginliğini kaybetmektedir. Bu durum aynı zamanda kişilerin kimlere hoca diyebileceği, toplum nazarında hocanın itibar olarak hangi durumlara düştüğünün işareti olmaktadır.
Hoca kelimesi anlamını ilk olarak II. Abdülhamit zamanında kaybetmeye başlamıştır. Onun döneminde medrese öğrencileri askerlikten muaf tutulmuştu. O dönem dört beş yıllık süreyi kapsayan askerlikten kaçmak isteyenler, ilim yapma gayreti ile değil, askerden kaçma amacıyla (bugün açık öğretimde okuyan bazıları gibi) medreseleri doldurmuş hatta medreseler gerçekten ilim yapmak isteyenlerin yer bulamayacağı bir mekâna dönüşmüştü. Bazıları Kur’an, tecvit, fıkıh alanında çok az bilgi sahibi olmasına rağmen halk içinde kendilerini hoca diye tanıtmış, bilgilerindeki eksiklik hocanın tarihsel ve kültürel kimliğine zarar verir hâle gelmişti.
Yine II. Abdülhamit ulema ve medresenin tekelindeki hukuk ve eğitim anlayışını kırmak ve toplumsal gücü kendi otoritesi altında birleştirmek için medreselileri eğitimden ve hukuktan uzaklaştırma adına büyük bir çaba harcamıştır. Bu yüzden Aliye-i diniyye (Yüksek Din Bilimleri ) ve Hukuk Fakültelerini kurarak buradan yetişen kişileri devlet okullarında görevlendirip medrese kökenli hocaları devlet okullarından uzaklaştırmayı amaçlamıştı.
Bu durum halkın nazarında hoca öğretmen çatışmasının fitilini ateşlemiş, “hoca-öğretmen” kavramları üzerinde oluşan kültürel çatışma aynı zamanda halk arasında bir fikir ayrılığının işareti olmuştur. Zamanla her iki grup taraftarları hoca kelimesini her durum için kullanır olunca kavramın anlam derinliği hitap yaygınlığına dönüşerek içeriğini kaybetmeye başladı.
Şimdiki ortamda öğretmen kelimesi anlam ve hitap olarak herkese söylenmediği için itibarını hoca kavramına göre daha fazla koruduğu görülmektedir. Hoca kelimesi bu hızla anlam kaybına uğramaya devam ederse kırk elli yıl sonra kimse kendisine hoca denilmesini istemeyecek duruma gelecektir.