
“Sulanma aslında göz kuruluğunun bir belirtisi”
Op. Dr. Yunus Emre Erat, halk arasında sıkça dile getirilen göz sulanmasının çoğu zaman yanlış anlaşıldığını belirterek, “Soğuk havalarda en sık gördüğümüz durum göz kuruluğudur. Hastalar genellikle ‘gözüm sürekli sulanıyor’ diye başvuruyor. Ancak bu sulanmanın büyük bir kısmı aslında göz kuruluğuna bağlıdır. Göz yeterince nemli olmadığı için vücut refleks olarak gözyaşı üretir ve bu da sulanma şeklinde ortaya çıkar” dedi.

Hastaların en sık ‘gözümde kum varmış gibi batma’, ‘yanma’, ‘kızarıklık’ ve ‘sürekli sulanma’ şikâyetleriyle başvurduğunu söyleyen Erat, muayenelerde bu şikâyetlerin büyük bölümünün göz kuruluğuna bağlı olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Daha ileri vakalarda ise korneanın kurumasına bağlı olarak bulanık görmenin ortaya çıkabildiğini ifade eden Erat, hastaların bu durumu ‘buzlu camın arkasından bakıyormuş gibi’ tarif ettiğini söyledi.
“Kalorifer ve klimalar göz kuruluğunu artırıyor”
Soğuk havanın sadece dış ortamda değil, kapalı alanlarda da göz sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Erat, “Hastalarımız sıkça ‘dışarıdan geldik ama neden şikâyetlerim geçmiyor?’ diye soruyor. Bunun sebebi kış aylarında yoğun şekilde kullandığımız kalorifer ve klimalardır. Bu sistemler ortamın nemini ciddi şekilde düşürüyor. Dışarıda kuru hava, içeride de kalorifer nedeniyle yine kuru hava ile karşılaşıyoruz. Bu durum göz kuruluğunu daha da artırıyor” diye konuştu.

Bu nedenle ev ve iş ortamlarında nem dengesinin önemine değinen Erat, kalorifer peteklerine takılan su hazneleri veya buhar makinelerinin ortam nemini artırarak göz kuruluğunu azaltmada faydalı olduğunu vurguladı.
“Gözlük takmak kuruluğu en aza indiriyor”
Erzurum’da rüzgârın göz sağlığı üzerindeki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Erat, “Rüzgâr buharlaşmayı artırır ve her şeyi kurutur. Göz, açıkta kalan bir organ olduğu için bu durumdan çok çabuk etkilenir. Göz yüzeyinde üç tabakadan oluşan bir gözyaşı filmi vardır. Bu tabakalardan herhangi birindeki bozukluk göz kuruluğuna yol açar” dedi.
Gözyaşı üretiminin azalması, yağ tabakasının yetersizliği ya da kirpik diplerinde oluşan kronik iltihapların da göz kuruluğuna neden olabileceğini ifade eden Erat, bu nedenle tedavide öncelikle altta yatan sebebin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Dışarı çıkarken güneş gözlüğü ya da normal numaralı gözlük kullanılmasının hem rüzgârı kesmek hem de kar yansımasını azaltmak açısından önemli olduğunu dile getirdi.
“Karlı havada beyaz görme geçicidir”
Uzun süre kara batkından sonra başka bir ortamda gözlerin her yeri beyaz görmesinin sık sorulan bir durum olduğunu belirten Erat, bunun genellikle ışık hassasiyetiyle ilgili olduğunu söyledi. “Her insanın ışığa toleransı farklıdır. Açık renkli gözler, mavi ve yeşil gözler ışığı daha fazla içeri alır. Koyu renkli gözler ise ışığı daha çok emdiği için kış şartlarında biraz daha avantajlıdır” diyen Erat, bu durumun bir hastalık olmadığını vurguladı.
Yoğun ışıklı bir ortamdan karanlığa geçildiğinde gözün adapte olmasının zaman aldığını belirten Erat, “Karlı havalarda oluşan beyaz görme tamamen fizyolojik bir adaptasyon sürecidir ve geçicidir. Bu noktada güneş gözlüğü kullanımı hem ışık yansımasını azaltır hem de gözleri rahatlatır” ifadelerini kullandı.
“Şikâyetler artıyorsa mutlaka hekime başvurulmalı”
Kış aylarında göz kuruluğunun çoğu zaman kalıcı görme kaybına yol açmadığını belirten Erat, “Hastaların büyük çoğunluğunda yanma, batma ve sulanma gibi şikâyetler görülür. Çok nadir ve ileri vakalarda geçici görme bulanıklığı olabilir ancak uygun tedaviyle bu durum düzelir” dedi.
Tedavide ilk basamağın genellikle suni gözyaşı damlaları olduğunu söyleyen Erat, ileri vakalarda jel tedavileri, gözyaşı üretimini artıran damlalar, otolog serum ve gerekirse cerrahi yöntemlere başvurulabildiğini ifade etti. Erat, “Şikâyetleri günlük hayatını etkileyecek düzeye gelen hastalarımız mutlaka bir göz hekimine başvursun ve profesyonel destek almaktan çekinmesin” diyerek sözlerini tamamladı.
Ali Kaya