
İnsanı Allah yarattı ve onun gerçek kimliğini o verdi.
“ Biz, insanı ahsen-i takvim üzere (mükemmel) yarattık.” (et-Tîn,4)
“Ben, kuru çamurdan şekil verilmiş balçıktan bir beşer yaratacağım.” (Hicr,28)
“Ant olsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf,16)
İçimizde bir ‘ben’ var; Tanrı’nın bizdeki sırrı. ‘Ben’i tanımlayan ‘ben’i yaratandır; dünyanın bizi tanımlamasına izin vermemeliyiz.
‘Ben’ kendini daha çok kültürel kimlik üzerinden tanır. Fakat bu tanıma ‘ben’in ne olduğunu tam olarak anlatmaz. Çünkü insanın yaşadığı ortam değiştiğinden ‘ben’e giydirilen kimlik de değişmektedir. ‘Ben’, dış şartların etkisine göre, duygu, düşünce, tutum ve davranış geliştirdikçe, kendini sürekli kaotik bir ortamda bulacak ve menşeine erişemeyecektir.
Oysa Allah, insanı özel olarak yaratmıştır. İnsan, onun sevgisinin bir eseridir.
O halde kendine dair ilahî gerçekleri entelektüel seviyede bilmek, fakat yaşantısını bu bilmeye dayandırmamak, modern insanın, ‘ben’in gerçeğine ulaşmasının önündeki en önemli engel kabul edebiliriz.
Yaşantımızı ilahî sevgiye layık bir standartta gerçekleştirmeliyiz ki, iki dünyanın sevgilisi olmanın hakkını vermiş olabilelim.
‘Ben’in iç durumuna gelince: İnsan; beden ve nefis, akıl ve gönülden yaratıldı. Akıl ve gönül ruhanîdir, nefis ile ten de cismanîdir.
Dünya ahret, her iki mülk, insandadır; biri gizlidir biri de açık… Göz açıldı, bakılan dünyadır, göz kapandı, görünen ahrettir. İşte her iki âlemin insana yakınlığı bu derecedir.
İnsanın bekası ve gerçek saadeti görünmeyendedir. İnsan; kuran, iman ve amel birlikteliğiyle görünende yaşarken, görünmeyen ülkedeki yerini da sağlamlaştırmış olmaktadır.
Aklı, salt dünya için kullanmak zararken, dünyayı ahret için kullanmak akıllılıktır.
Her iki âlemde ne varsa, insanda da o vardır.
“Kendinize bakıp görmüyor musunuz?” (Zâriyât 21)
Vücuttaki nefis ve arzular, ‘ben’in insandaki hayvan mertebesidir.
Akıl ve gönül birlikte hareket ettiğinde ‘ben’in melekî hayatı ortaya çıkarken, aklın nefisle birlikte hareket etmesi ise şeytanî ‘ben’i ortaya çıkarmaktadır.
“ Biz, insanı ahsen-i takvim üzere (mükemmel) yarattık.” (et-Tîn,4)
“Ben, kuru çamurdan şekil verilmiş balçıktan bir beşer yaratacağım.” (Hicr,28)
“Ant olsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf,16)
İçimizde bir ‘ben’ var; Tanrı’nın bizdeki sırrı. ‘Ben’i tanımlayan ‘ben’i yaratandır; dünyanın bizi tanımlamasına izin vermemeliyiz.
‘Ben’ kendini daha çok kültürel kimlik üzerinden tanır. Fakat bu tanıma ‘ben’in ne olduğunu tam olarak anlatmaz. Çünkü insanın yaşadığı ortam değiştiğinden ‘ben’e giydirilen kimlik de değişmektedir. ‘Ben’, dış şartların etkisine göre, duygu, düşünce, tutum ve davranış geliştirdikçe, kendini sürekli kaotik bir ortamda bulacak ve menşeine erişemeyecektir.
Oysa Allah, insanı özel olarak yaratmıştır. İnsan, onun sevgisinin bir eseridir.
O halde kendine dair ilahî gerçekleri entelektüel seviyede bilmek, fakat yaşantısını bu bilmeye dayandırmamak, modern insanın, ‘ben’in gerçeğine ulaşmasının önündeki en önemli engel kabul edebiliriz.
Yaşantımızı ilahî sevgiye layık bir standartta gerçekleştirmeliyiz ki, iki dünyanın sevgilisi olmanın hakkını vermiş olabilelim.
‘Ben’in iç durumuna gelince: İnsan; beden ve nefis, akıl ve gönülden yaratıldı. Akıl ve gönül ruhanîdir, nefis ile ten de cismanîdir.
Dünya ahret, her iki mülk, insandadır; biri gizlidir biri de açık… Göz açıldı, bakılan dünyadır, göz kapandı, görünen ahrettir. İşte her iki âlemin insana yakınlığı bu derecedir.
İnsanın bekası ve gerçek saadeti görünmeyendedir. İnsan; kuran, iman ve amel birlikteliğiyle görünende yaşarken, görünmeyen ülkedeki yerini da sağlamlaştırmış olmaktadır.
Aklı, salt dünya için kullanmak zararken, dünyayı ahret için kullanmak akıllılıktır.
Her iki âlemde ne varsa, insanda da o vardır.
“Kendinize bakıp görmüyor musunuz?” (Zâriyât 21)
Vücuttaki nefis ve arzular, ‘ben’in insandaki hayvan mertebesidir.
Akıl ve gönül birlikte hareket ettiğinde ‘ben’in melekî hayatı ortaya çıkarken, aklın nefisle birlikte hareket etmesi ise şeytanî ‘ben’i ortaya çıkarmaktadır.