
Putin Rusya’sı, yeni bir yapılanma içerisinde bulunuyor. Yönetim modelinin değiştirildiği, Putin’in en üstte yer alan kast sisteminde Rusya’yı yönetmeye devam etmesine de cevaz veren yeni model ile Rusya Federasyonu içerisinde ki özerk yapılar, küçük cumhuriyetler önem arz ediyor. Bu bölgelerin tamamına yakını Türk kökenli alanları oluşturuyor.
Yeni Rusya modeli Putin’i bir Çar statüsüne taşımaktadır. Çar Putin, Sibirya’dan, Ural bölgesine, oradan Kafkaslara kadar geniş bir coğrafyayı kontrol etmek istemektedir. Bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ise Rusya’nın bu politik şemsiyesinin altına sokulmak istenmektedir.
Rusya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tek uluslu bir toplum inşası için Ortodoks ve Rus olmayan halklar üzerinde Rusça literatürde “Rusifikatsiya” diye adlandırılan Ruslaştırma siyasetini izledi. Rus ve Ortodoks olmayan halklar üzerinden yapılan bu politikanın devam ettiğini günümüzde de görebiliyoruz.
3 Ağustos 2018’de Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin’in onayını verdiği ve 14 Ağustos’ta yürürlüğe giren yasa ile birlikte ana dilde eğitime kısıtlama getirildi. Yasaya göre, 2 saat olan ana dil dersleri zorunlu ders olarak okutulmaktan çıkarılmış ve sınıf geçmeyi etkilemeyen ders konumuna getirilmiştir. Ayrıca bu değişiklikte “ana dili seçme, yasal velilerinin (ebeveynler) beyanına göre gerçekleştirilir.” ifadesi yer almaktadır.
Rusya’da 22 Nisan 2020 tarihinde yapılması planlanan yeni anayasa değişikliği paketinin 68. maddesinde dil değişikliği yapılması halk oylamasına sunulacaktır. “Rusya Federasyonu genelinde devlet dili Rusçadır. Cumhuriyetler kendi devlet dillerini belirleyebilirler…”(21) şeklinde devam eden maddeye “Rusya Federasyonu topraklarında devletin dili, kurucu halkın dil olan Rusçadır.” eklemesi yapılarak özerk cumhuriyetlerin zaten kısıtlanmış olan ana dillerini seçebilme hürriyetleri ellerinden alınmak istenmektedir. Bölgedeki Rus nüfusunu sistematik bir şekilde arttıran Rusya, bu değişiklikler ile asimilasyon sürecini tamamlama niyetindedir.
Bunların yanında merkezi yönetime dayalı birleşik bir devlet kurma girişimleri bulunan Kafkasyalıların; Rus işgali öncesinde kültürel ve etnik dinamikler sebebiyle bu ideali zaten gerçekleştirememişlerdir. Dağınık bir yapıda bulunması Rusya tarafından bir koz olarak görülmüştür. Bu doğrultuda bölgedeki etnik, dinsel ayrımlar çeşitli politikalarla körüklenerek Kuzey Kafkasya’daki çatışma ortamı daha da alevlendirilmiştir.
Yeni Rusya modeli Putin’i bir Çar statüsüne taşımaktadır. Çar Putin, Sibirya’dan, Ural bölgesine, oradan Kafkaslara kadar geniş bir coğrafyayı kontrol etmek istemektedir. Bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ise Rusya’nın bu politik şemsiyesinin altına sokulmak istenmektedir.
Rusya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tek uluslu bir toplum inşası için Ortodoks ve Rus olmayan halklar üzerinde Rusça literatürde “Rusifikatsiya” diye adlandırılan Ruslaştırma siyasetini izledi. Rus ve Ortodoks olmayan halklar üzerinden yapılan bu politikanın devam ettiğini günümüzde de görebiliyoruz.
3 Ağustos 2018’de Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin’in onayını verdiği ve 14 Ağustos’ta yürürlüğe giren yasa ile birlikte ana dilde eğitime kısıtlama getirildi. Yasaya göre, 2 saat olan ana dil dersleri zorunlu ders olarak okutulmaktan çıkarılmış ve sınıf geçmeyi etkilemeyen ders konumuna getirilmiştir. Ayrıca bu değişiklikte “ana dili seçme, yasal velilerinin (ebeveynler) beyanına göre gerçekleştirilir.” ifadesi yer almaktadır.
Rusya’da 22 Nisan 2020 tarihinde yapılması planlanan yeni anayasa değişikliği paketinin 68. maddesinde dil değişikliği yapılması halk oylamasına sunulacaktır. “Rusya Federasyonu genelinde devlet dili Rusçadır. Cumhuriyetler kendi devlet dillerini belirleyebilirler…”(21) şeklinde devam eden maddeye “Rusya Federasyonu topraklarında devletin dili, kurucu halkın dil olan Rusçadır.” eklemesi yapılarak özerk cumhuriyetlerin zaten kısıtlanmış olan ana dillerini seçebilme hürriyetleri ellerinden alınmak istenmektedir. Bölgedeki Rus nüfusunu sistematik bir şekilde arttıran Rusya, bu değişiklikler ile asimilasyon sürecini tamamlama niyetindedir.
Bunların yanında merkezi yönetime dayalı birleşik bir devlet kurma girişimleri bulunan Kafkasyalıların; Rus işgali öncesinde kültürel ve etnik dinamikler sebebiyle bu ideali zaten gerçekleştirememişlerdir. Dağınık bir yapıda bulunması Rusya tarafından bir koz olarak görülmüştür. Bu doğrultuda bölgedeki etnik, dinsel ayrımlar çeşitli politikalarla körüklenerek Kuzey Kafkasya’daki çatışma ortamı daha da alevlendirilmiştir.