
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Nurullah Nehir, 24 Nisan 1915 tarihine ilişkin Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Her yıl başta ABD ve Ermenistan olmak üzere çeşitli ülkelerde “Ermeni iddiaları” çerçevesinde gündeme getirilen bu tarihin, arşiv belgeleri ışığında farklı bir anlam taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Nehir, bilinenin aksine olayın bir güvenlik tedbiri olduğunu vurguladı.
Ermeni iddialarının birçok insan tarafından tam olarak bilinmediğini aktaran Nehir, “Sözde Ermeni Soykırımı gibi iddiaların gündeme getirildiği bu tarihte yaşanan gelişmeler ise iddia edilenin tam aksinedir. Osmanlı Devleti bürokrasisinin yaşanması muhtemel olumsuzlukları önlemeye yönelik müdahalesinden ibaret olan bu adım, devletin iç güvenlik kaygılarının boyutunu göstermesi açısından dikkate değerdir. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaşıyordu. Savaş esnasında yaşanan bir takım olumsuz gelişmeler, cephe gerisinde hem sivil halkın hem de askerlerin güvenliğini tehdit ediyordu” dedi.

“Osmanlı Devletini zor durumda bıraktılar”
Tarihi sürece ilişkin arka planı da aktaran Nehir, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine dikkat çekti. Nehir, bu süreçte bazı Ermeni örgütlerinin faaliyetlerini artırdığını ifade ederek şu değerlendirmede bulundu: “1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra imzalanan Berlin Antlaşmasının 61.maddesi ile Osmanlı Devleti Ermenilerin yaşadıkları vilayetlerde (Vilayet-i Sitte: Erzurum, Van, Mamüret’ül Aziz, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) yerel ihtiyaçlara göre ıslahatlar yapmasını belirlemişti. Ermenilerin güvenliğini Çerkez ve Kürtlere karşı sağlamasını ve alınan tedbirleri büyük devletlerin denetimine sunması maddesini kabul etmişti. Bu tarihten itibaren müstakil bir Ermenistan fikrini gerçekleştirmek için çalışan Hınçak ve Taşnak gibi Ermeni çeteleri Osmanlı Devleti sınırları içinde ve dışında yoğun bir terör faaliyetleri başlatmışlardır. Terör eylemleri vasıtasıyla Ermeni taleplerini gündemde tutmayı hedefleyen bu örgütler Birinci Dünya Savaşı’na kadar birçok yerde defalarca isyanlar çıkarmışlar ve Osmanlı Devleti’ni Avrupalı Devletler nezdinde zor durumda bırakmışlardır.”

Amaç güvenlik tedbiri
Osmanlı arşiv belgelerinde yer alan bilgilere göre 24 Nisan 1915’te alınan kararın içeriğini de paylaşan Nehir, bunun bir güvenlik tedbiri olduğunu vurgulayarak “Birinci Dünya Savaşı esnasında da bu emellerinden vazgeçmeyen Hınçak ve Taşnak terör örgütleri savaştan istifade ederek Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde muhtariyet ilan edilmesi için faaliyetlerini artırmışlardır. Ermeni terör örgütlerinin faaliyetlerinin iç güvenliği tehdit eder bir noktaya evrildiğini gören Osmanlı Devleti bürokrasisi de 24 Nisan 1915 tarihinde aldığı bir kararla, Hınçak ve Taşnak gibi terör örgütlerinin elebaşlarının tutuklanmasını ve bu örgütlerin evraklarına da el konulmasını kararlaştırmıştır. Dönemin Dahiliye Nazırı Mehmet Talat Paşa imzasıyla Edirne, Erzurum, Adana, Ankara, Aydın, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Konya, Mamüret’ül Aziz, Van valilikleriyle; Urfa, İzmit, Bolu, Canik, Karesi, Kayseri Niğde, Eskişehir, Karahisar-ı Sahib ve Maraş mutasarrıflıklarına gönderilen telgrafla bu kararın uygulanması istenmiştir” diye konuştu.

Arşiv belgelerine dikkat çekti
Kararın uygulanışına ilişkin detaylara da değinen Nehir, arşiv belgelerinde dikkat çeken hassasiyetlere vurgu yaparak “Osmanlı Devleti’nin süreçle alakalı hassasiyetlerinin ön planda olduğu kararda ilginç noktalar dikkat çekmektedir. Dahiliye Nazırı Mehmet Talat Paşa, öncelikle kararın alınmasına neden olan gerekçeleri açıklamıştır. Mehmet Talat Paşa, Ermeni komitelerinin Osmanlı Devleti sınırları dahilinde öteden beri ihtilal çıkarmak suretiyle kendilerine muhtariyet kazanma isteklerinin olduğunu, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Taşnak Komitesinin Rusya’daki Ermenileri Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttığını, Osmanlı Devleti dahilindeki Ermenilerin de ordunun zaafını beklediklerini, olası bir zafiyette ise bir ihtilal yapmayı kararlaştırdıklarını, halihazırda Zeytun, Bitlis, Sivas ve Van’da meydana gelen hadiselerin de bu fikri ispat ettiğini, merkezleri yurtdışında olan Ermeni komitelerinin Osmanlı Devleti aleyhine gerçekleşecek her türlü olayı kullanarak muhtariyeti kazanmak için fırsat beklediklerini, Sivas, Kayseri ve diğer bazı mahallerde bulunan el bombalarını, gönüllü alaylar teşkil ederek Ruslarla beraber Osmanlı Devleti’ne saldıran Ermeniler ile Osmanlı tebaasından olup Osmanlı Ordusunu arkadan tehdit etmeyi planlayan bazı Ermenilerin varlığına dair bulgular elde edildiğini belirtmiş ve alınması planlanan tedbirleri sıralamıştır” ifadelerine yer verdi.

Dikkatli olun talimatı
Nehir, açıklamasının sonunda alınan tedbirlerin kapsamına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Osmanlı hükümetinin yukarıda izah edilen icraatları kabul edemeyeceğini, bu yüzden Osmanlı Devleti aleyhine faaliyet gösteren siyasi teşkilatların acilen ilga edilmesi gerektiğini dile getirmişti. Bu nedenle Taşnak, Hınçak ve buna benzer komitelerinin şubelerinin kapatılmasını, şubelerde bulunacak evraklara el konulmasını, bu komitelerin üye ve başkanları ile zararlı faaliyetleri hükümetçe bilinen Ermenilerin tutuklanmasını bildirmiş. Bulunduğu mahalde ikameti uygun olmayanların belirlenen yerlere gönderilmesini isteyen Mehmet Talat Paşa, ilgili mülki amirlere bir konuda oldukça dikkatli olmaları talimatını vermiştir. Bu aramalar esnasında Türklerle Ermeniler arasında bir çatışmanın çıkmamasına dikkat edilmesini isteyen Mehmet Talat Paşa, halk arasında huzuru bozacak eylemlerden kaçınılmasını, amacın sadece terör eylemlerine karışan kişi ve kişiler olduğunu, operasyonlar esnasında suçsuz kişilerin zarar görmemesi için gerekli önlemlerin alınması talimatını vermiştir.”
Dr. Öğr. Üyesi Nurullah Nehir, Osmanlı arşiv belgeleri ışığında 24 Nisan 1915’in, iddia edildiği gibi değil, savaş koşullarında alınmış bir güvenlik tedbiri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
