
Elli dört farzdan yirmi ikinci farz emaneti[1] korumaktır.
Allah teâla buyurdu:
“İnnallâhe yemurukum en tueddû-l emânâti ilâ ehlihâ ve iza hakemtum beynennasi en tahkumû biladli innallâhe niimmâ yeizukum bihi innallâhe kâne semîen basîrâ / Allah size emanetleri ehil olan kimselere vermenizi insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emretmektedir. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor; Allah, işitendir, görendir.” (Nisâ 58)
Resulullah (sav) ise şöyle buyurdu:
“Emaneti olmayanın imanı olmaz; ahdi (imanı) olmayanın da dini olmaz.”
Yani emaneti zayi edenin imanı; sözüne vefa göstermeyenin ise dini yoktur.
Nebi (sav) buyurdu:
“İnsanların namazlarını ciddiye almamaları ve emaneti zayi ettiklerini gördüğünüzde bilin ki, bu durum kıyametin yakınlığındandır.”
Yine Resulullah (sav) ifade buyurdular:
“Dininizden en önce yitirdiğiniz şey emanettir ve en sonra yitireceğiniz şey de namazdır.”
Ömer (ra) da şu nasihatte bulunmuştur:
“Dünyadan dört şey sana verildiği vakit, senden alınan diğer şeyler için üzülme ki, o dört şey sana kâfidir. Bunlar; helal yiyecek, güzel ahlak, sıdk (tutulan gerçek söz) ve imanı korumaktır.”
*
İman emaneti gönüldedir; yıkıcı fikirler ve duygusal sapkınlıklarla gönlü çöplük haline getirmemelidir.
İman, emanettir; onu ruhta ve bedende delikanlıca korumalıdır.
Nefse ve tabiata (varlığa) karşı emanet şuuru kazanmak, kazandırmak en mühim bir mesele görülmelidir.
Maddi ve manevi varlığımız komple bir emanet olduğu gibi, ahlak, şeref, namus da hep birer kutsal emanettir; ölüm pahasına da olsa, kutsal emanetleri korumalıdır.
Öyle ki, kadınların rahimlerindeki bebekler de, onlardaki Allah’ın emanetleridir; sigara ve alkol içen kadınlar, daha birçok şeyin yanında, rahimlerindeki emanete ihanet ettiklerini bilmeliler. Hele haramlarla hemhal olan erkekler ve kadınlar, hepsi de kendi nefislerine karşı benzersiz bir zulüm içinde olduklarını görüp anlamalı.
Ruh bedendeki en büyük emanettir; onu günah kiriyle sahibine geri götürmek başa gelecek en büyük utanç bilinmelidir.
Şu kesindir: Allah teâlâya yakın olmayan (Kuran’a göre yaşamayan) farkında olsun olmasın, iradi yahut tabii olarak ona yüklenen hiçbir emanete sahip çıkamayacak, şeytanî bir hayatı seçtiğinden, akıbeti hüsran olacaktır.
[1] Emanet: Güvenilir insan olmak, verilen bir mal ya da parayı eksiksiz geri almak, sözünde durmak emanete riayettir. Dini bir yükümlülük olarak ise emanet; idarecilik, yöneticilik, işin ve malın yönetimi vb. sorumluluklardır. Dini bir kavram olarak emanet geniş bir kullanım alanına sahiptir: Mümin kimsenin duygu, düşünce, tutum ve davranışlarında, imanı gereği, Kuranî sınırları muhafaza ederek yaşaması onun birincil kulluk sorumluluğudur. Allah’ın emanetini (Kuran) yüklenip emanetine riayet eden kimse ‘emin insan’ sıfatı kazanır. Emanet peygamberlerin de sıfatıdır. Peygamberler Allah’ın emirlerini (vahiy) değiştirmeden veya bir şey ilave etmeden aynen insanlara tebliğ etmekle sorumlu olmuşlardır.
Allah teâla buyurdu:
“İnnallâhe yemurukum en tueddû-l emânâti ilâ ehlihâ ve iza hakemtum beynennasi en tahkumû biladli innallâhe niimmâ yeizukum bihi innallâhe kâne semîen basîrâ / Allah size emanetleri ehil olan kimselere vermenizi insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emretmektedir. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor; Allah, işitendir, görendir.” (Nisâ 58)
Resulullah (sav) ise şöyle buyurdu:
“Emaneti olmayanın imanı olmaz; ahdi (imanı) olmayanın da dini olmaz.”
Yani emaneti zayi edenin imanı; sözüne vefa göstermeyenin ise dini yoktur.
Nebi (sav) buyurdu:
“İnsanların namazlarını ciddiye almamaları ve emaneti zayi ettiklerini gördüğünüzde bilin ki, bu durum kıyametin yakınlığındandır.”
Yine Resulullah (sav) ifade buyurdular:
“Dininizden en önce yitirdiğiniz şey emanettir ve en sonra yitireceğiniz şey de namazdır.”
Ömer (ra) da şu nasihatte bulunmuştur:
“Dünyadan dört şey sana verildiği vakit, senden alınan diğer şeyler için üzülme ki, o dört şey sana kâfidir. Bunlar; helal yiyecek, güzel ahlak, sıdk (tutulan gerçek söz) ve imanı korumaktır.”
*
İman emaneti gönüldedir; yıkıcı fikirler ve duygusal sapkınlıklarla gönlü çöplük haline getirmemelidir.
İman, emanettir; onu ruhta ve bedende delikanlıca korumalıdır.
Nefse ve tabiata (varlığa) karşı emanet şuuru kazanmak, kazandırmak en mühim bir mesele görülmelidir.
Maddi ve manevi varlığımız komple bir emanet olduğu gibi, ahlak, şeref, namus da hep birer kutsal emanettir; ölüm pahasına da olsa, kutsal emanetleri korumalıdır.
Öyle ki, kadınların rahimlerindeki bebekler de, onlardaki Allah’ın emanetleridir; sigara ve alkol içen kadınlar, daha birçok şeyin yanında, rahimlerindeki emanete ihanet ettiklerini bilmeliler. Hele haramlarla hemhal olan erkekler ve kadınlar, hepsi de kendi nefislerine karşı benzersiz bir zulüm içinde olduklarını görüp anlamalı.
Ruh bedendeki en büyük emanettir; onu günah kiriyle sahibine geri götürmek başa gelecek en büyük utanç bilinmelidir.
Şu kesindir: Allah teâlâya yakın olmayan (Kuran’a göre yaşamayan) farkında olsun olmasın, iradi yahut tabii olarak ona yüklenen hiçbir emanete sahip çıkamayacak, şeytanî bir hayatı seçtiğinden, akıbeti hüsran olacaktır.
[1] Emanet: Güvenilir insan olmak, verilen bir mal ya da parayı eksiksiz geri almak, sözünde durmak emanete riayettir. Dini bir yükümlülük olarak ise emanet; idarecilik, yöneticilik, işin ve malın yönetimi vb. sorumluluklardır. Dini bir kavram olarak emanet geniş bir kullanım alanına sahiptir: Mümin kimsenin duygu, düşünce, tutum ve davranışlarında, imanı gereği, Kuranî sınırları muhafaza ederek yaşaması onun birincil kulluk sorumluluğudur. Allah’ın emanetini (Kuran) yüklenip emanetine riayet eden kimse ‘emin insan’ sıfatı kazanır. Emanet peygamberlerin de sıfatıdır. Peygamberler Allah’ın emirlerini (vahiy) değiştirmeden veya bir şey ilave etmeden aynen insanlara tebliğ etmekle sorumlu olmuşlardır.