
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde faaliyet gösteren Tarımsal Biyoteknoloji Laboratuvarları, dünyanın dört bir yanından gelen projelere açık olarak hizmet veriyor. Belirlenen bütçe kapsamında öğrenciler kendi deneylerini bu laboratuvarlarda uygulama imkânı bulurken, çalışmalar ağırlıklı olarak tarıma dayalı biyoteknoloji alanında yürütülüyor.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mahmut Sinan Taşpınar, mevcut laboratuvarların yenilenmesine yönelik hazırlanan projenin rektörlük tarafından desteklendiğini belirtti. Hayvansal, bitkisel, mikrobiyal ve enzim biyoteknolojisi alanındaki farklı laboratuvarların tek çatı altında toplandığını ifade eden Taşpınar, altyapının modern standartlara uygun şekilde yeniden tasarlandığını söyledi.
Yeni yapının Türkiye’nin en modern araştırma laboratuvarlarından biri olduğunu vurgulayan Taşpınar, bu altyapının yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası araştırmacılar ile akademisyenlerin proje temelli bilimsel çalışmalarını etkin biçimde yürütmesine imkan tanıdığını kaydetti.

“Kaynak israfını önleyen laboratuvar modeli”
Laboratuvarların dünya standartlarına uygun ve sürdürülebilir bir sistemle yapılandırıldığını belirten Prof. Dr. Taşpınar, kimyasalların ve cihazların QR kodlu dijital sistemle takip edildiğini, kullanım planlarına göre bütçelerin belirlendiğini ve kaynak israfının önüne geçildiğini söyledi. Merkezi laboratuvar modeli sayesinde cihazların ortak kullanıldığını, bakım ve yeni cihaz temininin sürdürülebilir şekilde sağlandığını ifade eden Taşpınar, Mısır, Pakistan ve İran’dan araştırmacıların da laboratuvarda çalışmalar yürüttüğünü aktardı.

“Tarımsal biyoteknolojide evrensel hedefler”
Uluslararasılaşmanın üniversiteler için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Taşpınar, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde yalnızca teorik değil, uygulamaya ve ürüne dönüşen çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Araştırmaların tarımsal verimliliğin artırılması, iklim değişikliğine uyum ve hastalıklarla mücadeleye odaklandığını kaydeden Taşpınar, laboratuvar altyapısının Türkiye’nin en modernleri arasında yer aldığını söyledi.

“Önceliğimiz uluslararası iş birliklerini güçlendirmek”
Sürdürülebilirliğin temel hedeflerden biri olduğunu kaydeden Taşpınar, akreditasyon süreciyle kurumsal ve standartlara dayalı bir yapı oluşturmayı amaçladıklarını dile getirdi. Bilimsel çalışmaların sahada karşılığı olan ürünlere dönüşmesinin önemine dikkat çeken Taşpınar, güçlü uluslararası laboratuvarlarla ortak projeler geliştirerek hem üniversitenin görünürlüğünü artırmayı hem de daha fazla araştırmacıyı Atatürk Üniversitesine çekmeyi hedeflediklerini söyledi.

Projeler eş zamanlı yürütülüyor
Laboratuvardaki tüm çalışmaların proje temelli olarak gerçekleştirildiğini belirten Taşpınar, TÜBİTAK, üniversitenin BAP kaynakları ve farklı kurumlar tarafından desteklenen çok sayıda projenin eş zamanlı sürdürüldüğünü aktardı. Bitkisel, hayvansal, enzim ve mikrobiyalbiyoteknoloji alanlarında yürütülen çalışmalarda bugüne kadar birçok projenin başarıyla tamamlandığını, yeni projelerin ise planlı şekilde devam ettiğini ifade etti.

“Laboratuvar sürekli kendini yeniliyor”
Laboratuvarın dış araştırmacılara da açık olduğunu hatırlatan Taşpınar, numune gönderimi, birebir çalışma ve kurum bünyesinde geliştirilen projeler olmak üzere üç farklı kullanım modelinin bulunduğunu söyledi. Yeni cihaz ve yöntemlerin sürekli takip edildiğini vurgulayan Taşpınar, kabul edilen projelerle altyapının geliştirildiğini, böylece laboratuvarın kendini sürekli yenileyerek dünya genelindeki bilimsel gelişmeleri yakaladığını kaydetti.
Üniversiteye ekonomik katkı
Bu kapsamda, dünyanın birçok ülkesinden öğrenci ve projeye açık olarak hizmet veren Atatürk Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji Laboratuvarları’nda projelerini uygulama imkânı bulan öğrenciler, elde ettikleri bilimsel çıktıları uluslararası yayınlara dönüştürüyor. Laboratuvarlar mevcuthizmet sunma sistemiyle üniversiteye de önemli bir ekonomik katkı sağlıyor.

“Endonezya’da bu düzeyde imkânlara sahip değiliz”
Yaklaşık bir yıldır laboratuvarda mikroorganizmaların izolasyonu, kullanımı ve analizi üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Endonezyalı yüksek lisans öğrencisi Arfa Arfa, ülkesindeki olanaklarla karşılaştırıldığında burada çok daha gelişmiş teknolojik imkânlar bulunduğunu söyledi. Arfa, “Bu laboratuvarda mikroorganizmaların nasıl izole edildiğini, nasıl kullanıldığını ve analiz edildiğini öğreniyorum. Endonezya’da bu düzeyde imkânlara sahip değiliz. Bu nedenle burayı tercih ettim” dedi.
“Türkiye’deki laboratuvar altyapısı oldukça iyi”
Pakistan’dan gelen doktora öğrencisi Zafer Saad Zafer ise çalışmalarının sebzeler, özellikle fesleğen üzerinde yoğunlaştığını ifade ederek, kuraklığa ve tuzluluğa dayanıklı türler üzerine araştırmalar yaptıklarını söyledi. Amaçlarının sürdürülebilir ve çiftçilere katkı sağlayacak bitkiler geliştirmek olduğunu belirten Zafer, Türkiye’deki laboratuvar altyapısının oldukça iyi olduğunu düşündüğünü ve ilerleyen süreçte Avrupa’daki üniversitelerle de iş birlikleri yapılabileceğini dile getirdi.

Birçok projede başarı elde edildi
İran’ın Tebriz kentinden gelen Dr. Öğr. Üyesi Azize Şadi de yaklaşık 10 yıl görev yaptığı kurumda doktora eğitimini tamamladığını, kısa süre önce Atatürk Üniversitesindeki görevine başladığını belirtti. Şadi, ‘in silico’ yöntemlerle aşı, ilaç, molekül ve enzim tasarımı üzerine çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek, bu süreçte birçok farklı düzeyde yayına imza attıklarını ve başarılı aşı projeleri sunduklarını söyledi. Şu anda yeni bir koordinasyon süreci başlattıklarını aktaran Şadi, çalışmalarını Atatürk Üniversitesi bünyesinde sürdürmeyi planladığını kaydetti.

Ümmühan Göğtaş