
Belki işitmişsinizdir; Gazi Mustafa Kemal, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazandıktan sonra İzmir’e doğru yol alırken yanındakilere ‘Truva’nın intikamını aldık!’ demiştir.
Ben, bunu Hürriyet yazarı Murat Bardakçı’dan okumuştum. Daha sonra İpek Özbey de yazdı.
Öte yandan gazeteci Cevdet Cantürk, Milliyet’te yayımlanan bir yazıda bu olayın Çanakkale-Anafartalar’da gerçekleştiğini iddia etti ve ekledi:
“1915’te düzenlenen işgal harekâtı, tam da Truva’nın olduğu yerde ve tam da aynı yöntemle tekrar edildi. Çıkarmanın ardından 8,5 ay süren çok kanlı boğuşmaların sonunda, istilacıların sıvışıp gitmesi üzerine, Anafartalar grubu Komutanı Mustafa Kemal, 'İşte şimdi Truva’nın İntikamını aldık' demiştir"
Peki gazetecilerin dile getirdiği bu varsayım, hangi tarihsel kaynağa dayanıyor?
Hüseyin Kütük, internet ortamındaki bir paylaşım portalında, Saklı Tarih’te, yazmıştı:
“Ön Türklerin Turok kolundan olan Troyalılar, M.Ö. 1700'lerden itibaren Trakya bölgesine de adını vermiştir.
M.Ö. 1240-1230 yılları arasında on yıl süren savaşın sonunda Helenlerin (Tahta at)hilesiyle yenilen Troyalı Türklerin ve Troya Kağanı Hektor'un öcü Yunanlardan en son Atatürk tarafından alınmıştır.
Troyalıların Türk olduğundan yabancılardan ve yazılı olarak ilk kez M.S. 12. yüzyılda, Tyreli William söz eder. İspanyol Pero Tafur ise 1437'de fetih öncesi İstanbul'una uğradığında insanlar arasında "Türkler Truva'nın intikamını alacaklar." sözünün dolaştığını yazar.
1453’te İstanbul’un kuşatması sırasında kentte bulunan Kardinal İsidore yazdığı bir mektupta Fatih'e "Troyalıların Prensi" diye hitap eder.
(Kaynak: Terence Spencer, Turks and Trojans in the Renaissance)
Fatih Sultan Mehmet'in vakanüvisi Kritovulos, Fatih'in Midilli seferi sırasında Çanakkale'de Troya kalıntılarının bulunduğu yerde Troya savaşı kahramanları hakkında hayranlık hisleriyle onları övdüğünü belirtir.
(Kaynak: Erhan Afyoncu, Truva'nın İntikamı, s. 94)
Avrupa'da pek çok rönesans düşünürünün eserinde Troya kenti Yunanlar tarafından ele geçirildikten sonra Troyalı General Turkus komutasındaki Türklerin Anadolu'nun içlerinden güç toplayıp Trakya'ya geri dönerek Yunanlardan intikam aldığı anlatılmıştır.
(Kaynak: James Harper, Rome vs. İstanbul: Competing Claims and the Moral Value of Trojan Heritage)
Ünlü tarihci Gibbon’un Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde Türklerin soyu cengâver Teucri’ye dayandığından Türk anlamına gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcükleri buradan geldiğini söyler. Roma İmparatorluğu'nu kuranlardan bazıları da kendi soylarını Troyalılara dayandırır." demektedir.
(Kaynak: Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi, VI Cilt)
Troya yenilgisinden sonra bir Türk kolu da İtalya’ya giderek İskit Türkleriyle birleşip Türklerin Etrüsk boyunu oluşturmuştur. Etrüskler, Latin alfabesini icat eden ve Roma İmparatorluğu'nun dip kültüründe yer alan bir Türk boyu olmuştur.
(Kaynak: Prof. Dr. Ekrem Memiş, Troya ve Troyalılar & Troyalılar Türk müdür?, Altınpost Yayınları.)
Düşmanlar, 1915'te Çanakkale'ye saldırırken yaklaşık 3 bin yıl önce Troya Türklerine saldırmış Akhaların Agamemnon adlı komutanının adını savaş gemilerinden birine vermiştir.
İstanbul'un ikinci fatihi Mustafa Kemal Atatürk ise "Dumlupınar'da Hektor'un ve Troyalıların öcünü aldık!" diyerek Anadolu ve Trakya'nın binlerce yıllık Türk yurdu olduğuna bir kez daha işaret etmiştir.
(Kaynak: Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara)
Böylece Troyalı Türklerin öcünü ilk alan General Turkus, ikinci kez öç alan İstanbul'un fethiyle Fatih, üçüncü ve dördüncü kez öç alan Çanakkale ve sonrasında da Dumlupınar savaşlarıyla Atatürk olmuştur.”
Hüseyin Kütük, Saklı Tarih’teki dosyasını Azerbaycanlı büyük lider Ebulfez Elçibey’in ‘Türk, düşmanlarını asla unutmaz; çünkü sen Türk olduğunu unutsan bile düşman senin Türk olduğunu unutmaz!’ sözüyle sonlandırıyordu.
***
Gerçek şu ki tarih, intikam duygusu ekseninde oluşmuyor. Sonuçta hayat bir kan davası değil ve mantığı işletemezsek her intikam, bir başka intikamı doğurur.
***
Yarın 18 Mart…
‘Çanakkale geçilmez!’ sözünü boğaz kıyılarına kanlarıyla yazmış vatan evlatlarını anacağız yarın.
Sözcü’den Saygı Öztürk’ün 18 Mart 2016’da yayımladığı araştırmaya göre; Genelkurmay Başkanlığı'nın 1997'de yayımladığı ‘Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı Birinci, İkinci ve Üçüncü Kitapların Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914 – 9 Ocak 1916)’ kitabının 244’üncü sayfasında işte o vatan evlatlarıyla ilgili şu sayısal veriler yer alır:
“Personel kuvveleri (gücü) ve zayiatı: “Boğazda İngiliz-Fransız donanmalarının (Birleşik Filo) ilk ciddi taarruzunun başlamasından (19 Şubat 1915) Marmara'ya geçmek için Boğaz'ın zorlanmasına yönelik 18 Mart 1915 Muharebesi'ne kadar harekata katılan Türk birliklerinin genel kuvvesi kıtalara göre toplam 3 bin 31'i muharip yani savaşçı, 2 bin 251'i yardımcı olmak üzere 5 bin 287 subay ile 158 bin 363'ü muharip, 97 bin 365'i yardımcı olmak üzere 255 bin 728 er bulunuyordu. (…)
Zayiat: Çanakkale'de her iki tarafın da kaybının oldukça büyük olduğu bir gerçektir. Ancak, Türk tarafı zayiatının genellikle bu muharebelerde verilen şehit sayısıyla daima karıştırıldığı görülmektedir. Nitekim, Çanakkale'de elde edilen büyük zaferin her yıldönümünde, çeşitli platformlarda düzenlenmekte olan törenlerde yapılan konuşmalarda, ‘Çanakkale Muharebelerinde 250 binden fazla şehit verildiği' dile getirilmektedir.”
Genel Kurmay tarafından belgelenmiş gerçek bu!
250 binden fazla vatan evladı…
O zamanki Osmanlı topraklarının dört bucağından…
Erzurum’dan, Trabzon’dan, Mersin’den, Musul’dan, Kerkük’ten, Erbil’den, Bakü’den, Nahçıvan’dan…
Doksan dokuz memleketten desek yeridir…
Ve onların komutanları…
Birkaç yıl sonra Kurtuluş Savaşı’mızı örgütleyecek; dehası, cesareti ve fedâkârlığı sınırsız askerler: Mustafa Kemaller, Kazım Karabekirler, İsmet İnönüler, Fevzi Çakmaklar, Mehmet Vehipler, Mahmut Esatlar, Mustafa Hilmiler, Cemil Conklar, Remzi Alçıtepeler, Hüseyin Avniler ve daha niceleri…
Bu toprakları bize vatan yapanlar…
Hepsinin ve her birinin ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Ben, bunu Hürriyet yazarı Murat Bardakçı’dan okumuştum. Daha sonra İpek Özbey de yazdı.
Öte yandan gazeteci Cevdet Cantürk, Milliyet’te yayımlanan bir yazıda bu olayın Çanakkale-Anafartalar’da gerçekleştiğini iddia etti ve ekledi:
“1915’te düzenlenen işgal harekâtı, tam da Truva’nın olduğu yerde ve tam da aynı yöntemle tekrar edildi. Çıkarmanın ardından 8,5 ay süren çok kanlı boğuşmaların sonunda, istilacıların sıvışıp gitmesi üzerine, Anafartalar grubu Komutanı Mustafa Kemal, 'İşte şimdi Truva’nın İntikamını aldık' demiştir"
Peki gazetecilerin dile getirdiği bu varsayım, hangi tarihsel kaynağa dayanıyor?
Hüseyin Kütük, internet ortamındaki bir paylaşım portalında, Saklı Tarih’te, yazmıştı:
“Ön Türklerin Turok kolundan olan Troyalılar, M.Ö. 1700'lerden itibaren Trakya bölgesine de adını vermiştir.
M.Ö. 1240-1230 yılları arasında on yıl süren savaşın sonunda Helenlerin (Tahta at)hilesiyle yenilen Troyalı Türklerin ve Troya Kağanı Hektor'un öcü Yunanlardan en son Atatürk tarafından alınmıştır.
Troyalıların Türk olduğundan yabancılardan ve yazılı olarak ilk kez M.S. 12. yüzyılda, Tyreli William söz eder. İspanyol Pero Tafur ise 1437'de fetih öncesi İstanbul'una uğradığında insanlar arasında "Türkler Truva'nın intikamını alacaklar." sözünün dolaştığını yazar.
1453’te İstanbul’un kuşatması sırasında kentte bulunan Kardinal İsidore yazdığı bir mektupta Fatih'e "Troyalıların Prensi" diye hitap eder.
(Kaynak: Terence Spencer, Turks and Trojans in the Renaissance)
Fatih Sultan Mehmet'in vakanüvisi Kritovulos, Fatih'in Midilli seferi sırasında Çanakkale'de Troya kalıntılarının bulunduğu yerde Troya savaşı kahramanları hakkında hayranlık hisleriyle onları övdüğünü belirtir.
(Kaynak: Erhan Afyoncu, Truva'nın İntikamı, s. 94)
Avrupa'da pek çok rönesans düşünürünün eserinde Troya kenti Yunanlar tarafından ele geçirildikten sonra Troyalı General Turkus komutasındaki Türklerin Anadolu'nun içlerinden güç toplayıp Trakya'ya geri dönerek Yunanlardan intikam aldığı anlatılmıştır.
(Kaynak: James Harper, Rome vs. İstanbul: Competing Claims and the Moral Value of Trojan Heritage)
Ünlü tarihci Gibbon’un Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde Türklerin soyu cengâver Teucri’ye dayandığından Türk anlamına gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcükleri buradan geldiğini söyler. Roma İmparatorluğu'nu kuranlardan bazıları da kendi soylarını Troyalılara dayandırır." demektedir.
(Kaynak: Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi, VI Cilt)
Troya yenilgisinden sonra bir Türk kolu da İtalya’ya giderek İskit Türkleriyle birleşip Türklerin Etrüsk boyunu oluşturmuştur. Etrüskler, Latin alfabesini icat eden ve Roma İmparatorluğu'nun dip kültüründe yer alan bir Türk boyu olmuştur.
(Kaynak: Prof. Dr. Ekrem Memiş, Troya ve Troyalılar & Troyalılar Türk müdür?, Altınpost Yayınları.)
Düşmanlar, 1915'te Çanakkale'ye saldırırken yaklaşık 3 bin yıl önce Troya Türklerine saldırmış Akhaların Agamemnon adlı komutanının adını savaş gemilerinden birine vermiştir.
İstanbul'un ikinci fatihi Mustafa Kemal Atatürk ise "Dumlupınar'da Hektor'un ve Troyalıların öcünü aldık!" diyerek Anadolu ve Trakya'nın binlerce yıllık Türk yurdu olduğuna bir kez daha işaret etmiştir.
(Kaynak: Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara)
Böylece Troyalı Türklerin öcünü ilk alan General Turkus, ikinci kez öç alan İstanbul'un fethiyle Fatih, üçüncü ve dördüncü kez öç alan Çanakkale ve sonrasında da Dumlupınar savaşlarıyla Atatürk olmuştur.”
Hüseyin Kütük, Saklı Tarih’teki dosyasını Azerbaycanlı büyük lider Ebulfez Elçibey’in ‘Türk, düşmanlarını asla unutmaz; çünkü sen Türk olduğunu unutsan bile düşman senin Türk olduğunu unutmaz!’ sözüyle sonlandırıyordu.
***
Gerçek şu ki tarih, intikam duygusu ekseninde oluşmuyor. Sonuçta hayat bir kan davası değil ve mantığı işletemezsek her intikam, bir başka intikamı doğurur.
***
Yarın 18 Mart…
‘Çanakkale geçilmez!’ sözünü boğaz kıyılarına kanlarıyla yazmış vatan evlatlarını anacağız yarın.
Sözcü’den Saygı Öztürk’ün 18 Mart 2016’da yayımladığı araştırmaya göre; Genelkurmay Başkanlığı'nın 1997'de yayımladığı ‘Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı Birinci, İkinci ve Üçüncü Kitapların Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914 – 9 Ocak 1916)’ kitabının 244’üncü sayfasında işte o vatan evlatlarıyla ilgili şu sayısal veriler yer alır:
“Personel kuvveleri (gücü) ve zayiatı: “Boğazda İngiliz-Fransız donanmalarının (Birleşik Filo) ilk ciddi taarruzunun başlamasından (19 Şubat 1915) Marmara'ya geçmek için Boğaz'ın zorlanmasına yönelik 18 Mart 1915 Muharebesi'ne kadar harekata katılan Türk birliklerinin genel kuvvesi kıtalara göre toplam 3 bin 31'i muharip yani savaşçı, 2 bin 251'i yardımcı olmak üzere 5 bin 287 subay ile 158 bin 363'ü muharip, 97 bin 365'i yardımcı olmak üzere 255 bin 728 er bulunuyordu. (…)
Zayiat: Çanakkale'de her iki tarafın da kaybının oldukça büyük olduğu bir gerçektir. Ancak, Türk tarafı zayiatının genellikle bu muharebelerde verilen şehit sayısıyla daima karıştırıldığı görülmektedir. Nitekim, Çanakkale'de elde edilen büyük zaferin her yıldönümünde, çeşitli platformlarda düzenlenmekte olan törenlerde yapılan konuşmalarda, ‘Çanakkale Muharebelerinde 250 binden fazla şehit verildiği' dile getirilmektedir.”
Genel Kurmay tarafından belgelenmiş gerçek bu!
250 binden fazla vatan evladı…
O zamanki Osmanlı topraklarının dört bucağından…
Erzurum’dan, Trabzon’dan, Mersin’den, Musul’dan, Kerkük’ten, Erbil’den, Bakü’den, Nahçıvan’dan…
Doksan dokuz memleketten desek yeridir…
Ve onların komutanları…
Birkaç yıl sonra Kurtuluş Savaşı’mızı örgütleyecek; dehası, cesareti ve fedâkârlığı sınırsız askerler: Mustafa Kemaller, Kazım Karabekirler, İsmet İnönüler, Fevzi Çakmaklar, Mehmet Vehipler, Mahmut Esatlar, Mustafa Hilmiler, Cemil Conklar, Remzi Alçıtepeler, Hüseyin Avniler ve daha niceleri…
Bu toprakları bize vatan yapanlar…
Hepsinin ve her birinin ruhu şad, mekânı cennet olsun.