
www.gazetepusula.net muhabiri Şeyma Tahir’in haberine göre, Erzurum’un yakın tarihine damga vuran isimlerden Hacı Şevket Kurt, yıllar sonra ortaya çıkan yaşam öyküsü ve bilinmeyen yönleriyle yeniden gündeme geldi. Osmanlı dönemine ait kıymetli hat eserlerini bir araya getiren koleksiyoner kimliğinin yanı sıra, ihtiyaç sahiplerine yaptığı gizli yardımlar ve hac dönüşünde sergilediği örnek davranışla hafızalarda yer edinen Kurt’un hayatı, geride bıraktığı manevi mirasın maddi değerlerin çok ötesinde olduğunu ortaya koydu.
1910 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Şevket Kurt’un hayatı, bilinmeyen yönleri ve sıra dışı hikayesini ise torunu araştırmacı yazar Alparslan Kotan’ın ‘Erzurum’a Armağan’ adlı kitabıyla birlikte okuyucuyla buluştu.
Rus ve Ermeni işgali sırasında henüz çocuk yaşta büyük acılar yaşayan Kurt, bir baskında Ermeni çeteciler tarafından darp edilerek dereye atıldı. Öldüğü sanılan küçük Şevket, dayısı Halil Bey tarafından kurtarılarak yeniden hayata döndürüldü. Yıllar sonra Erzurum’un saygın esnaflarından biri haline gelen Hacı Şevket Kurt, yalnızca ticarette değil, insan ilişkilerinde de örnek gösterilen bir isim oldu.

21 gün çölde bekledi
Onu Erzurum’da efsaneleştiren olaylardan biri ise 1964 yılında hac dönüşünde yaşandı. Şam yakınlarında hacıların bulunduğu otobüs arızalanır. Şoför, yolculara beklemelerini ve Şam’a gidip parça getireceğini söyler. Ancak yolcuların tamamı başka araçlarla Türkiye’ye döner ve bu olay üzerine Hacı Şevket Kurt ise çölün ortasında tek başına kalır.
Tam 21 gün boyunca çölde otobüsün yanında bekleyen Kurt, günler sonra Erzurum’a ulaştığında ailesinin meraklı sorularına sadece şu cevabı verir: “Arabamız arızalandı. Adamı tek mi koysaydım? Onun da evlatları var.” Bu sözler, yıllar boyunca Erzurum’da anlatılan en çarpıcı Dadaşlık örneklerinden biri olarak hafızalara kazınırken bu hadise üzerine ilgili otobüs şirketi her sene Hacı Şevket Kurt'u misafir olarak hacca götürmeyi teklif eder, ancak Hacı Şevket Kurt bu tekliflerin hepsini nazikçe geri çevirir.

Gizlice tarlalar bağışlamış
Hacı Şevket Kurt’un yardımseverliği ise sadece sözde kalmadı. Evlenmeye hazırlanan gençlerin aileleri zaman zaman kapısını çalıyor, çocuklarına bırakacak imkânları olmadığını söylüyordu. Kurt’un cevabı ise çoğu zaman aynı oluyordu: “Yarın delikanlıyı gönderin. Tapuya gidip işlemleri yapalım. Bu da bizim düğün hediyemiz olsun.”
Birçok aileye tarla ve arazi hediye ettiği yıllar sonra ortaya çıktı. İlginç olan ise Kurt’un kendi ailesinin bile bu yardımlardan büyük ölçüde haberdar olmamasıydı. Yapılan iyilikler, vefatından sonra ilgili ailelerin anlattıklarıyla gün yüzüne çıktı.
Şeyhler Mahallesi’ndeki tarihi evinde yaşayan Hacı Şevket Kurt’un bir başka yönü ise koleksiyonculuğuydu. Eski halılar, semaverler, saatler, tesbihler, kıblegahlar ve antika mobilyalarla dolu evinde adeta küçük bir müze kuran Kurt, özellikle hat sanatına büyük ilgi duyuyordu.

Koleksiyonu çocukları arasında bölündü
Dedesinin koleksiyonunun akıbetinin ne olduğunu da aktaran Kotan, “Annemin babası olan Hacı Şevket Kurt’un kıymetli koleksiyonu vefatının ardından 8 çocuğunun arasında paylaşıldı. Öncesinde eserlerin hepsi Erzurum’daki evinde yer alıyordu. Daha sonra hepsi çocukları arasında bölünerek İstanbul, Erzurum ve Bursa’ya gönderildi” diye konuştu.
Erzurumlu koleksiyonerin, koleksiyonunda Osmanlı hat sanatının önemli isimlerinden Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Tahtacızade Hafız Mustafa Fehim Efendi, Osman Nafiz Bey ve daha birçok hattata ait orijinal eserler bulunuyordu. Erzurum’un kültürel hafızası açısından büyük değer taşıyan bu eserler bugün çocukları ve torunlarının koleksiyonlarında yaşamaya devam ediyor.

Erzurum’da hoş bir seda bıraktı
Kuşları, horozları, atları, sanat eserleri ve en önemlisi insan sevgisiyle tanınan Hacı Şevket Kurt, 7 Ocak 1982 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Tınazlı (Mördülük) Köyü Mezarlığı’nda bulunan kabri, bugün hala onu tanıyanların ziyaret ettiği adreslerden biri haline geldi.
Aradan geçen yıllara rağmen Erzurum’da adı anıldığında akıllara önce koleksiyonları değil, şu cümlesi geliyor: “Adamı tek mi koysaydım? Onun da evlatları var...” Belki de Hacı Şevket Kurt’un asıl mirası, duvarlara asılan hat levhaları değil; insanların gönlüne bıraktığı bu unutulmaz insanlık dersi oldu.
