
Programda bildirilerin yalnızca sunulmasıyla yetinilmedi; görüşler müzakere edildi, sorular soruldu, farklı yaklaşımlar karşılıklı olarak değerlendirildi. Böylece toplantı klasik bir sempozyumun ötesine geçerek âşıklık geleneğinin bugünü ve geleceği üzerine geniş kapsamlı bir fikir alışverişine dönüştü.
Palabıyık’ın büyük gayreti
Toplantının başarıyla gerçekleştirilmesinde koordinatör Prof. Dr. Hanefi Palabıyık’ın yoğun gayreti ve titiz çalışması belirleyici oldu.
Bilim insanlarının bir araya getirilmesinden programın ilmî çerçevesinin oluşturulmasına, oturumların verimli bir tartışma ortamına dönüşmesinden kurumlar arasındaki koordinasyona kadar pek çok aşamada Palabıyık’ın emeği dikkat çekti.
“Tartışmalı ilmî toplantı” anlayışının programa gerçek anlamıyla yansıtılması da toplantının en güçlü taraflarından biri oldu. Bildirilerin ardından yapılan değerlendirmeler, soru ve katkılar sayesinde âşıklık geleneğinin çeşitli meseleleri farklı bakış açılarıyla ele alındı.
Ergün Engin’den başarılı organizasyon
Programın organizasyonunda Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Ergün Engin’in çalışmaları da katılımcılardan takdir gördü.
Hazırlık sürecinden misafirlerin ağırlanmasına, programın düzenli işlemesinden toplantının kültürel atmosferine kadar organizasyonun her aşamasında gösterilen titizlik dikkat çekti.
Erzurum’un tarihî ve kültürel kimliğiyle bütünleşen toplantı, şehrin âşıklık geleneğindeki köklü yerini de yeniden hatırlattı. Büyükşehir Belediyesinin üniversiteler ve ilmî kuruluşlarla yaptığı iş birliği, geleneksel kültür değerlerinin yaşatılmasında yerel yönetimlerin üstlenebileceği role de güçlü bir örnek oluşturdu.
Kafkasyalı’dan âşıklar için dikkat çeken öneri
Toplantının dikkat çeken bölümlerinden biri, Prof. Dr. Ali Kafkasyalı’nın “Sonuç ve Öneriler” başlığı altında dile getirdiği teklifler oldu.
Kafkasyalı, âşıklık geleneğinin yalnızca festival, şölen ve dönemsel kültür faaliyetleriyle korunamayacağını belirterek, geleneği yaşatan sanatçıların ekonomik, kültürel ve akademik bakımdan destekleneceği kalıcı modeller geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Kafkasyalı’ya göre mesele yalnızca birkaç sanatçıya destek verilmesi değil, âşıklığın Türk milletinin kültür hafızasını taşıyan bir kurum olarak değerlendirilmesidir.
Bu çerçevede en çok ilgi gören tekliflerden biri, yaşayan âşıkların düzenli ve kurumsal bir destek sistemi içerisine alınması oldu.
“Memur değil, işçi statüsünde olmalılar”
Kafkasyalı, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kurumsallaşma anlayışına dikkat çekerek, 3 Mart 1924 tarihli 429 sayılı Kanun’la Diyanet İşleri Reisliği’nin kurulmasını örnek gösterdi.
Cumhuriyet’in kuruluş döneminde din hizmetlerinin belirli bir sistem içerisinde kurumsallaştırıldığını hatırlatan Kafkasyalı, millî kültürün taşıyıcılarından olan ozan ve âşıklar için de günümüz şartlarına uygun bir destek modelinin geliştirilebileceğini ifade etti.
Ancak bu desteğin âşığın serbest söz söyleme vasfını zedelememese gerektiğini özellikle vurguladı.
Kafkasyalı, âşıkların memur statüsü yerine işçi statüsünde değerlendirilmesinin daha uygun olabileceğini belirterek bunun gerekçesini şöyle açıkladı:
“Âşığın en önemli özelliklerinden biri toplum adına söz söyleyebilmesidir. Gerektiğinde över, gerektiğinde tenkit eder; haksızlık karşısında susmaz. Âşıklar desteklenirken onların söz söyleme serbestisini daraltacak bir sistem kurulmasını doğru bulmuyorum. Bu sebeple memuriyet yerine işçi statüsünün daha uygun olacağını düşünüyorum” dedi.
Bu modelle âşıkların ekonomik kaygıları hafifletilirken, geleneğin en önemli özelliklerinden biri olan bağımsız söz söyleme imkânının da korunabileceği ifade edildi.
“Mesele Cumhurbaşkanına da anlatılmalı”
Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, teklifin ilgili devlet kurumları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek konunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da arz edilmesinin yararlı olacağı görüşünü ifade etti.
Kafkasyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın âşıklık geleneğinin Türk kültüründeki yeri ve geleneğin bugünkü temsilcilerinin karşı karşıya bulunduğu meseleler hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi hâlinde, ozan ve âşıkların korunmasına yönelik kalıcı bir destek modelinin gündeme gelebileceğine inandığını söyledi.
Bu görüş, âşıklık geleneğinin geçmişte kalmış bir folklor unsuru olarak değil, günümüzde de yaşayan ve temsilcileri bulunan bir kültür ve sanat alanı olarak ele alınması gerektiği düşüncesini öne çıkardı.
Kafkasyalı’dan yedi maddelik çağrı
Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, âşıklık geleneğinin geleceğine ilişkin tekliflerini yedi temel başlıkta topladı: Âşıklar yerelleştirilmemeli, dar coğrafî ve kimlik kalıplarına hapsedilmemelidir; âşıklık geleneği kalıcı ve kurumsal mekanizmalarla desteklenmelidir; usta-çırak geleneği ve eğitim boyutu güçlendirilmelidir; âşıkların eserleri sistemli biçimde derlenmeli, yayımlanmalı ve dijital ortama aktarılmalıdır; geleneğin yaşatılmasında çağın iletişim imkânlarından daha etkili biçimde yararlanılmalıdır; âşıklık geleneği ve seçkin eserleri dünya dillerine çevrilerek uluslararası alanda tanıtılmalıdır; geleneğin yaşayan temsilcilerine, üniversitelerin güzel sanatlar alanındaki ilgili bölüm ve programlarında “Âşıklık Geleneği ve Âşıklık” üzerine sınavsız ihtisas yapma imkânı sağlanmalıdır.
“Aşıklığı korumak, milletin hafızasını korumaktır” İki gün süren toplantının ardından ortaya çıkan ortak düşünce, âşıklığın sadece saz çalıp şiir söylemekten ibaret bir sanat olmadığı yönündeydi. Âşık; bulunduğu çağın şahidi, toplumun sesi, sözlü tarih taşıyıcısı ve kültürel hafızanın temsilcisidir. Bu sebeple geleneğin korunması, yalnızca geçmişe ait eserlerin arşivlenmesi anlamına gelmiyor. Yaşayan âşıkların desteklenmesi, yeni ustaların yetiştirilmesi, eserlerin kayıt altına alınması, üniversitelerle bağ kurulması ve Türk âşıklık geleneğinin dünya kültür çevrelerine tanıtılması da aynı derecede önem taşıyor. Erzurum’daki Tartışmalı İlmî Toplantı, bu bakımdan yalnızca akademik bildirilerin sunulduğu bir program değil, âşıklık geleneğinin geleceği konusunda somut tekliflerin ortaya konulduğu güçlü bir kültür buluşması olarak hafızalarda yerini aldı. Toplantının belki de en güçlü mesajı ise şu cümlede ifadesini buldu: “Âşıklığı korumak, milletin hafızasını korumaktır.” Sibel Demirer