
Erzurum yalnızca tarihiyle, kültürüyle ve soğuk havasıyla değil; kendine has adalet anlayışı, mertliği ve yazısız kurallarıyla da Anadolu’nun en özgün şehirlerinden biri olarak hafızalarda yer alıyor. Geçmişte kavgaların dahi bir kurala göre yapıldığını aktaran araştırmacı yazar Abdurrahman Zeynal, dönemin meşhur adresi olan Deli Ömer Tarlasını anlattı.

“Kavga bile medenice yapılırdı”
1970’lerin Erzurum’unu yeniden hatırlatan Zeynal, ‘Eskiden iki genç arasında bir husumet doğduğunda iş çarşıda, sokakta büyütülmezdi’ diyerek o günleri şöyle aktarıyor: “Gençlerin ağızlardan küfür çıkmaz, araya masumlar girmezdi. Kavga edecek olanlar arkadaşlarını toplar, faytonlar tutulur ve şehrin dışındaki ıssız alanlara gidilirdi. Leblebici Yokuşu’ndan sonra uzanan Deli Ömer Tarlası, 1970’ler öncesinde Erzurum’un en tenha bölgeleriydi. Kurtların, yabani hayvanların dolaştığı; gözelerden suların fışkırdığı, yazın yeşil kışın bembeyaz bu alanlar, “hesabın görüldüğü” ama kin bırakılmayan mekanlardı. Faytonlar durur, taraflar inerdi.
Ceketler çıkarılır, kollar sıvanırdı. Ne bıçak vardı ne silah ne de değnek. Kavga, adeta bir boks müsabakası gibi, iki kişi arasında yapılırdı. Seyirciler sessizdi. Yumruklar iner, yüzler gözler kanayabilirdi ama sınır aşılmazdı. Galip belli olduğunda kavga biterdi. Asıl incelik ise kavganın sonunda yaşanırdı. Kazanan, kaybedeni gözenin başına götürür; elini yüzünü yıkar, kanını temizler, ceketini giydirirdi. Ardından sarılır, helalleşirlerdi. Aynı faytonlara binilir, şehre dönülür ve bu kavga şehirde duyulmazdı. Erzurum’da kavga bile medenice yapılırdı.”
Erzurum’un geçmişteki kavga kültürünü ve dönemin kabadayılarını da anlatan Zeynal, o dönemler yazısız kurallara bağlı bir “hesaplaşma adabı” olduğunu vurgulayarak, “Bugün kabadayı denince akla olumsuz şeyler geliyor ama Erzurum’da bu isimler çoğu zaman mazlumun yanında, haksızın karşısındaydı. Mesela o isimlerden bazıları ise şöyleydi: Dersim Ahmet, Godo Şeref, Kor Fuat, Bacak Oktay, Kartol Recai, Ziya Baba, Tosun, Arabacı Nihat, Garazlı Efo, Pompa Necmi, Bahriyeli Cevdet, Zinnur Gacıroğlu, Çilikli Gever, Şoför Yılmaz Fetvacıoğlu, Deli Hüseyin Barlas, Pehlivan Halit ve Dadaş Sıddık. Bu isimler bir döneme damga vuran isimler.” dedi.

Bir kültürün hatırası
Şehrin hafızasına kazınan noktaların hala zihinlerde tatlı bir hatıra olarak kaldığını ifade eden Zeynal, geçmişin hatırasını şu sözlerle yad ediyor: “Bugün anlatılan bu hikayeler, sadece kavga değil; bir şehrin ahlakını, duruşunu ve insan ilişkilerindeki zarafeti anlatıyor. Erzurum’un “ruh sahibi şehir” olarak anılmasının sebebi de tam burada yatıyor. Kuralları olan, sınırları olan, sonunda helallikle biten bir hayat anlayışı. Zaman değişti, şehir büyüdü. Faytonlar yok, Türbe Deresi artık ıssız değil. Ama Erzurum’un hafızasında, kavganın bile adaba bağlandığı o günler, hâlâ saygıyla anılıyor."
Fotoğraf: Yapay Zeka
Şeyma TAHİR