
Türkiye’nin zengin tıp mirasını gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan Atatürk Üniversitesi Hastane Müzesi, 2020 yılının Eylül ayında ziyarete açıldı.1947 yapımı tarihi Röntgen cihazı başta olmak üzere, 1950’lerden kalma aşı çantaları, cerrahi aletler ve laboratuvar ekipmanları gibi 70’e yakın tarihi eserin sergilendiği müze, başta tıp öğrencileri olmak üzere tıp biliminin gelişimini anlatan önemli bir bilgi merkezi işlevi görüyor.
Koleksiyon, Üniversite Rektörlüğü Kurumsal İletişim arşivleri, SAUM ve çeşitli sağlık kurumlarının katkılarıyla günümüze ulaştırılmış.

Hastane Müzesinin kuruluş aşamasından bugüne kadar ki serüvenini anlatan Tıbbi Mikrobiyoloji ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Uslu, Atatürk Üniversitesininbölgeye verdiği sağlık hizmeti açısından hem de Türkiye’nin en eski Tıp fakültelerinde biri olması sebebiyle önemli bir tarih hazinesi olduğunu vurguladı.

Hastanelerden bağış
Atatürk Üniversitesinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu aktaran Uslu, “Erzurum’da temelleri atılan Tıp Fakültesinin, Doğu Anadolu Bölgesinin sağlık alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 6 Haziran 1962 tarihinde kurulduğunu dile getirerek sözlerine şöyle devam etti: “Dr. Muzaffer Kürkçüoğlu ve Dr. Tali Ural’ın öncü çalışmalarıyla başlayan süreç, 17 Temmuz 1963’te Hacettepe Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesi ile imzalanan iş birliği protokolüyle güçleniyor. O dönemde burada 22 tane öğrenci Tıp Fakültesinde eğitime başlıyor ve babam da onlardan sadece birisi. Bugün geldiğimiz noktada ise bu hazinenin tarihini gözler önüne sermek ve hafızaları güncellemek için yola koyulduk. “HastaneMüze” sinioluşturma fikri uzun yıllar akıllarda olan bir şeydi. Elimizde bulunan eşyalara ek olarak sergilenen aletler Palandöken, Maraşel Fevzi Çakmak Hastaneleri ve Halk Sağlığı Laboratuvarı Müdürlüğü’nden müzeye bağışlandı”.

Nesilden nesile aktarılan aletler
Müzede yaklaşık 70’ye yakın eserin yer aldığını ifade eden Uslu, “Müzebünyesinde 1947 yılı imalatlı Marshall yardımı kapsamında 1964 yılında gönderilen ve Türkiye de belki de tek olduğunu düşündüğümüz röntgen cihazı, 1950 yılında kullanılan aşı çantası,1950-1960 yılları arasında kullanılmış çeşitli laboratuvar araçları ve cerrahi setleri ve çeşitli mikroskopların yanında birçoğu 35-40 yıllık çeşitli tıbbi malzemeler yer alıyor. Ayrıca 1925 yılına ait üroloji seti de kıymetli malzemeler arasında yer alıyor. Bu set çok eski hocalarımızdan birbirlerine kalmış. Nesilden nesile aktarılmış ve bugün bu müzede en kıymetli yerde sergileniyor. Bu tarz setler kadın doğum, üroloji gibi pek çok alanda kullanılmış” diye konuştu.

Dizanteri salgınında köy köy gezmişler
Sergilenen aletlerin arasında en eski eserin Kızılay’a ait çanta ve ekipmanların olduğunu aktaran Uslu, “Bu takımın eski dönemlerde sahada at sırtında gezen sağlık ekipleri tarafından kullanıldığını biliyoruz.
Köy köy at sırtında gezen sağlıkçılar nerede bir salgın vs varsa ellerinde bulunan aletlerle hastalardan dışkı örneklerini alıp, şu an müzede sergilenen demir kaplar aracılığıyla incelemeye götürürlermiş. O dönemlerde dizanteri salgınlarının çok fazla olduğunu biliyoruz var olan kaplarda bu işlevi görüyormuş. Ayrıca 1912 yılına ait anti serumlarda hastalardan alınan kan ve dışkı örneklerindeki mikrobun varlığını tespit etmekte kullanılmış” ifadelerine yer verdi.

Sultan II. Mahmut’un emriyle kuruldu
Eski serum ve enjeksiyon çözeltilerinin de müzede yer aldığını dile getiren Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sultan II. Mahmut’un emriyle Galatasaray'da kurulmuş olan Şark İspençiyari Laboratuvarı çözeltileri de yine müzeye bağışlanan ürünlerden biri. Üretim yılının ise 1889-1939 arasında olduğu biliniyor. Ayrıca bu laboratuvar Osmanlı dönemi ordularının ilaç ve sıhhi malzeme ihtiyacını karşılayan Gülhane Hastanesine bağlı kurulan ve Türkiye’nin ilk serum ve enjeksiyon malzemesi üreten laboratuvarıdır.”