
Allah Teâlâ bedenlerdeki ruh çocuklarının Yaratıcısı, haliyle Yaratan yarattığıyla beraberdir. Fakat ruh çocukları Yaratanla beraber mi? Bu soruyu herkes kendi için sormalı: Ruhum kiminle beraber?
Kişinin yahut halkın ruhu Halıkla değilse mahlûkladır! Matematiksel bir kesinlik olmasa da modern toplum paradigması taşıyan ruhların Hak’la irtibatı zayıflamakta.
Modern kitlenin ruhu siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel çeşitli başlıkların altında toplanmış durumda: İdeoloji, kariyer, iş, para, beş duyuya bağlı haz hayatı, estetik, eğlence, spor, içki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, -nefs-i emmare seviyesi olarak-, ruhların çevresi durumunda.
İslam’ı din olarak kabul etmiş kitlelerin bir kesiminin Yaratıcı ile ilişkisini Cuma namazı temin ederken, kandil geceleri ve Ramazan ayı, manevi bir çevre oluşturmakta. Kadınların modern görünümlü tesettür uygulaması da ruhun manevi çevre arayışına örnek sayılabilir.
Modern toplumda ruhların dinle kurduğu bu zayıf temas kişilere gerçek manevi çevre sağlayamadığından ruhların tekâmülü sarp bir yokuşu tırmanan kişilerin yorgunluğuna bürünüyor; ruhlar, Rabbe doğru düşe kalka ilerliyor ve hayatları her geçen gün güçleşiyor.
Soruyu tekrar edelim: Halkın ruhunu, nefs-i levvameden (kendini kınayan nefis) başlatabileceğimiz, din mi tatmin ediyor, nefis-i emmare mi?
Somut cevap: Nefs-i emmare...
Oysa Kuran ve Sünnet, kitlesel ruhun Yaratıcıyla birlikte olmasını sağlamak üzere gönderildi. İnsanın ‘insan kalması’ ve manevi bütünlüğü, ruh çocuklarının, Yaratanla birlikte olmalarına bağlandı. İslam dini ve Efendimiz Hazreti Muhammed (sav) bu irtibatı sağlayan kopmaz birer bağdır; bu bağı tutan ruh çocuğu manevi çevreye dâhil olur yahut kendi manevi çevresini kurar ve kurtulur:
“Birlikte Allah’ın ipine sarılın; parçalanmayın. Allah’ın nimetini hatırlayın: Siz, birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi birleştirdi, nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateş çukurunun kenarındayken Allah sizi kurtardı ve doğruyu bulasınız diye ayetleriyle yol gösterdi.” (Âl’i İmrân 103)
Kişinin yahut halkın ruhu Halıkla değilse mahlûkladır! Matematiksel bir kesinlik olmasa da modern toplum paradigması taşıyan ruhların Hak’la irtibatı zayıflamakta.
Modern kitlenin ruhu siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel çeşitli başlıkların altında toplanmış durumda: İdeoloji, kariyer, iş, para, beş duyuya bağlı haz hayatı, estetik, eğlence, spor, içki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, -nefs-i emmare seviyesi olarak-, ruhların çevresi durumunda.
İslam’ı din olarak kabul etmiş kitlelerin bir kesiminin Yaratıcı ile ilişkisini Cuma namazı temin ederken, kandil geceleri ve Ramazan ayı, manevi bir çevre oluşturmakta. Kadınların modern görünümlü tesettür uygulaması da ruhun manevi çevre arayışına örnek sayılabilir.
Modern toplumda ruhların dinle kurduğu bu zayıf temas kişilere gerçek manevi çevre sağlayamadığından ruhların tekâmülü sarp bir yokuşu tırmanan kişilerin yorgunluğuna bürünüyor; ruhlar, Rabbe doğru düşe kalka ilerliyor ve hayatları her geçen gün güçleşiyor.
Soruyu tekrar edelim: Halkın ruhunu, nefs-i levvameden (kendini kınayan nefis) başlatabileceğimiz, din mi tatmin ediyor, nefis-i emmare mi?
Somut cevap: Nefs-i emmare...
Oysa Kuran ve Sünnet, kitlesel ruhun Yaratıcıyla birlikte olmasını sağlamak üzere gönderildi. İnsanın ‘insan kalması’ ve manevi bütünlüğü, ruh çocuklarının, Yaratanla birlikte olmalarına bağlandı. İslam dini ve Efendimiz Hazreti Muhammed (sav) bu irtibatı sağlayan kopmaz birer bağdır; bu bağı tutan ruh çocuğu manevi çevreye dâhil olur yahut kendi manevi çevresini kurar ve kurtulur:
“Birlikte Allah’ın ipine sarılın; parçalanmayın. Allah’ın nimetini hatırlayın: Siz, birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi birleştirdi, nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateş çukurunun kenarındayken Allah sizi kurtardı ve doğruyu bulasınız diye ayetleriyle yol gösterdi.” (Âl’i İmrân 103)