
Doğu’nun kadim şehri Erzurum, 12 Mart 1918’de düşman işgalinden kurtuldu. Ancak bu kurtuluş, yıllarca süren savaşların, işgallerin, salgınların ve büyük fedakarlıkların ardından geldi. Tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle birçok saldırıya maruz kalan Erzurum, 1828 ile 1918 yılları arasında tam üç kez Rus işgali yaşadı.
Bu 90 yıllık süreçte yüz binlerce insan ya şehit oldu, ya esir düştü ya da doğup büyüdüğü toprakları muhacir olarak terk etmek zorunda kaldı. Tarihi kaynaklara göre 1828-1829 savaşından önce yaklaşık 80 bin olan şehir nüfusu, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan işgaller ve göçler nedeniyle 10 binlere kadar düştü.

Savaşın en ağır yükünü Erzurum taşıdı
1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı, Erzurum için büyük bir yıkımın başlangıcı oldu. Osmanlı ordusu ile Rus kuvvetleri arasındaki ilk büyük çatışma Kasım 1914’te Hasankale’nin doğusundaki Köprüköy’de yaşandı. Ardından tarihe geçen Sarıkamış Harekâtı başladı. Bu harekâtın önemli merkezlerinden biri Erzurum oldu. Erzurum’da toplanan Osmanlı birlikleri buradan ileri harekâta geçti ve bu süreçte binlerce Erzurumlu cephelerde şehit düştü.

Tifüs salgını binlerce can aldı
Savaş yalnızca cephelerde değil şehir içinde de büyük kayıplara neden oldu. Savaşın ilk beş ayında Erzurum’da asker ve sivillerden yaklaşık 10 bin kişi tifüs salgını nedeniyle hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümü, bugün Havuzbaşı olarak bilinen şehrin batısındaki mezarlığa defnedildi.
Erzurum Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu da Havuzbaşı bölgesinin geçmişte büyük bir mezarlık alanı olduğunu belirterek şu bilgileri verdi; “1937 yılında Havuzbaşı’na binalar yapılırken, Erzurum’un deprem kenti olması nedeniyle temeller derin kazılıyor. O kazı çalışmaları sırasında temelin altında dört kat mezar çıktığı görülüyor. Bu mesele o dönem Erzurum’un 3. Genel Müfettişi Hasan Tahsin Uzer’in görev yaptığı yıllarda Doğu Gazetesi’nde de haber oluyor. Eskiden Erzurum’da yaklaşık Çaykara Deresi’nden Atatürk Üniversitesi kavşağına kadar olan bölge şehrin mezarlığıymış. Kaynaklar bize bunu gösteriyor.”

Geniş bir alana yayılıyordu
Küçükuğurlu, mezarlığın zaman içinde büyüyerek geniş bir alana yayıldığını ifade ederek şöyle konuştu; “Dönemin Gureba Hastanesi’nde (şimdiki Numune Hastanesi) vefat edenler yakın olduğu için bu bölgeye defnedilmeye başlanıyor. Sonra mezarlık büyüyor ve genişliyor. Zamanla büyük bir şehir mezarlığı haline geliyor.”

Kazılarda ortaya çıkan mezarların çoğu kayboldu
1937 yılında yapılan inşaat çalışmaları sırasında mezarların ortaya çıktığını belirten Küçükuğurlu, bu mezarların büyük bölümünün zamanla kaybolduğunu söyleyerek, ““Kazılar esnasında mezarlar ortaya çıkınca o bölgeye yapılar yapılmaya başlanıyor. Sahibi olan mezarlar yakınları tarafından alınarak başka yerlere naklediliyor. Ancak sahipsiz kalan birçok mezar zamanla kayboluyor ve yok oluyor. Bunlar içinde hem vatandaşlar hem de şehitler var” dedi.
Binlerce kişinin bastığı yer aslında mezarlık
Bugün Erzurum’un en yoğun noktalarından biri olan Havuzbaşı çevresinin geçmişte binlerce kişinin defnedildiği bir alan olduğunu ifade eden Küçükuğurlu, sözlerini şöyle sürdürdü; “Bugün günde binlerce kişinin basıp geçtiği yer aslında belki de binlerce şehidin ve vatandaşın mezarının bulunduğu bir konum. Bunu bilmek ve ona göre davranmak gerekir.”
Küllerinden yeniden doğan şehir
Büyük yıkıma rağmen Erzurum kısa sürede toparlanmayı başardı. Şehir yalnızca yeniden ayağa kalkmakla kalmadı, aynı zamanda Milli Mücadele’nin de merkezlerinden biri haline geldi. Kurtuluştan yalnızca 16 ay sonra, 23 Temmuz 1919’da gerçekleştirilen Erzurum Kongresi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturacak kararlar bu şehirde alındı.

Kurtuluşun fotoğrafı
Erzurum Şehir Arşivi’nde bulunan bir fotoğraf ise kentin kurtuluşundan hemen önceki son günleri gözler önüne serdi. 11 Mart 1918 tarihinde çekilen karede, Ermeni çetelerinin şehirden çekildiği anların görüntülendiği belirtiliyor. Fotoğraf, 12 Mart 1918’de gerçekleşen kurtuluşun arifesinde Erzurum’un yaşadığı tarihi döneme ışık tutuyor.
İstiklal marşı dizeleri bir kez daha hatırlatıldı
12 Mart’ın bir başka tarihi anlamı daha bulunuyor. Türkiye’nin bağımsızlık sembolü olan İstiklal Marşı da 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmişti.
Havuzbaşı çevresinin geçmişte büyük bir mezarlık olduğuna ilişkin bilgiler ise İstiklal Marşı’ndaki şu dizeleri bir kez daha hatırlattı:
“Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”
Bugün Erzurum’da her gün binlerce insanın yürüdüğü bu alanın geçmişte binlerce kişinin defnedildiği bir yer olması, tarihin şehirle iç içe yaşadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Manolya Bulut