
İnsan kalitemizin düşük olduğunu veya başka milletlerin bizden çok daha iyi kalpli, çok daha insancıl olduğunu asla düşünmem. Ömrüm boyunca -Türkiye dışındayken de- öyle bir komplekse hiç kapılmadım…
Erzurum’da, Trabzon’da, Tunceli’de, Kars’ta, Ankara’da, Antalya’da, Mersin’de, farklı kültürler içinde yaşayarak öğrendim ki biz genelde iyiyiz; temiziz, safız, merhametliyiz, yardımseveriz, misafirperveriz, vefalıyız, hoşgörülüyüz, ırk-dil-din ayırt etmeyiz, başka bir millete kan davası gütmeyiz ve ne mutlu bize ki dünyanın en güzel ülkesinde yaşarız…
Ama başımıza deprem, salgın vesair bir felaket geldiğinde ‘içimizde türeyen’ ve dönüp ‘içimizi çürüten’ vicdansız, ahlaksız, merhametsiz ‘fırsatçıları’ gördükçe ‘Acaba yanlış mı düşünüyorum, acaba çok mu iyimserim?’ diye de kendime sormadan edemiyorum.
Halbuki yine aynı felaket zamanlarında ‘bağrımızdan çıkan’ ve ‘göğsümüzü kabartan’ kahramanlar da oluyor.
Çelişki…
Sanırım bu gel-git durumunu sizler de arada bir yaşıyorsunuzdur.
Kötülüğü kendimize, dolayısıyla kendi milletimize yakıştıramadığımız için bu gel-giti, bu ikilemi yaşıyoruz sanırım.
***
Şimdi, çok değerli okurum…
Haftalar önce Elazığ’da depreminde fırsatçıları görmüştük. Kirası bin lira olan eve depremden sonra üç bin liraya istemişlerdi. ‘İşine gelirse hemşehrim’ demişlerdi, hatırlıyor musunuz?
Aslında doğu-batı fark etmiyor; yıllar önce Yalova’da, Gölcük’te de olmuştu aynısı.
Son birkaç haftadır da Korona Virüs salgınıyla başa çıkmaya çalışırken -üstelik de devlet başarılı bir kriz yönetimi gerçekleştirirken- tanık olduğumuz şu fırsatçılık kepazeliğine bir bakın lütfen.
Ama siyaset gözlüğünü takmadan, objektif bakın.
Virüsü yendiğimizde tekrar eski haline gelecek mi fiyatlar?
Mümkün mü?..
Peki, Avrupa’da bizdekinin tam tersi olduğunu biliyor muydunuz?
Son bir ay içerisinde Polonya, İngiltere, İtalya, Macaristan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin önemli kısmında salgın nedeniyle daha fazla talep edilen stratejik tüketim maddelerinin -örneğin dezenfeksiyon sıvısı, sabun, deterjan, kolonya, ıslak mendil, ilaç ve temel gıda maddelerinin- fiyatları sistematik biçimde düşürüldü.
Niye?
Gerektiği kadar tüketilebilsin diye…
Bu, sadece sağlıkla ve beslenmeyle değil, aynı zamanda toplumsal moralle de ilgili.
Ben, politik enformasyon-dezenformasyon metinlerinden falan değil, Polonya’da üniversite öğrenimi gören oğlumdan öğreniyorum bunu. İki gün önce ‘Olur ya kıtlık olur, ihtiyacın olur; ne lazım, ne istersin?’ diye aradığımda ‘Baba rahat ol, burada fiyat artışını geçtik, aksine indirimler başladı. Deterjanın, sabunun tüketilmesi için teşvik fiyatları uyguluyorlar. Karantina altındayız, halk panik olmasın diye yiyecek içeceği ucuzlatıyorlar. 10 zloti olan deterjan şimdi 4 zloti, önceki hafta 30 zloti olan iki kiloluk tenekedeki balık konservesi şimdi 20 zloti. Alış-veriş poşetimin içine ben istemeden Polonya merkezi sağlık organizasyonunun armağanı hijyenik mendil bile koydular. Rahat ol baba…’ dedi.
Düşünsenize bunun ne demek olduğunu…
Bizdeyse aynı günlerde aynı ürünlerin fiyatını kat be kat artıranlar oldu…
Hatta ‘Virüs kontrolü yapmaya geldik’ diye girdikleri evleri soyanlar bile oldu…
İşte bu apaçık bir ahlaki çöküştür?
İşte bunu söylemenin ticaretle veya siyasetle, herhangi bir ideolojiye mensup olmakla falan bir ilgisi yok.
Bu, toplum sağlığıyla -daha çok da toplumun ruh sağlığıyla, etik kalitesiyle- ve eğitim gereksinimimizle ilgili objektif bir gerçek!
Buna bakmak yetmez, bunu görmek de gerekir!
Ve fakat bizim insan kalitemiz son birkaç gündür objektiflere yansıdığı kadar düşük değil.
Kötülükte sınır tanımayanlar, aslında bizim genel insaniyet ya da masumiyet standardımızı yansıtmıyorlar.
(…)
(Devamı yarın)
Erzurum’da, Trabzon’da, Tunceli’de, Kars’ta, Ankara’da, Antalya’da, Mersin’de, farklı kültürler içinde yaşayarak öğrendim ki biz genelde iyiyiz; temiziz, safız, merhametliyiz, yardımseveriz, misafirperveriz, vefalıyız, hoşgörülüyüz, ırk-dil-din ayırt etmeyiz, başka bir millete kan davası gütmeyiz ve ne mutlu bize ki dünyanın en güzel ülkesinde yaşarız…
Ama başımıza deprem, salgın vesair bir felaket geldiğinde ‘içimizde türeyen’ ve dönüp ‘içimizi çürüten’ vicdansız, ahlaksız, merhametsiz ‘fırsatçıları’ gördükçe ‘Acaba yanlış mı düşünüyorum, acaba çok mu iyimserim?’ diye de kendime sormadan edemiyorum.
Halbuki yine aynı felaket zamanlarında ‘bağrımızdan çıkan’ ve ‘göğsümüzü kabartan’ kahramanlar da oluyor.
Çelişki…
Sanırım bu gel-git durumunu sizler de arada bir yaşıyorsunuzdur.
Kötülüğü kendimize, dolayısıyla kendi milletimize yakıştıramadığımız için bu gel-giti, bu ikilemi yaşıyoruz sanırım.
***
Şimdi, çok değerli okurum…
Haftalar önce Elazığ’da depreminde fırsatçıları görmüştük. Kirası bin lira olan eve depremden sonra üç bin liraya istemişlerdi. ‘İşine gelirse hemşehrim’ demişlerdi, hatırlıyor musunuz?
Aslında doğu-batı fark etmiyor; yıllar önce Yalova’da, Gölcük’te de olmuştu aynısı.
Son birkaç haftadır da Korona Virüs salgınıyla başa çıkmaya çalışırken -üstelik de devlet başarılı bir kriz yönetimi gerçekleştirirken- tanık olduğumuz şu fırsatçılık kepazeliğine bir bakın lütfen.
Ama siyaset gözlüğünü takmadan, objektif bakın.
- 3 liralık makarnanın fiyatı yerine göre 13 liraya kadar yükselmiş!
- Mercimek, bulgur birkaç gün içinde uçmuş!
- 25 liralık dezenfeksiyon sıvısı üç beş gün içinde 170 lira olmuş!
- 20 liralık kolonyanın etiketi bile sökülmeden üzerine 80 lira yazılmış! Ne oldu yahu?
- Kutusu bir ay önce 30 lira olan tıbbi maskenin fiyatı 70 liraya fırlamış!
- Yatağa bağlı hastaların kullandığı ped mi dersiniz, tuvalet kâğıdı mı?
- Bebek maması bile nasibini almış fiyat artışından. İnsanlar kendileri yemese de bebeklerine yedirirler diye herhalde…
Virüsü yendiğimizde tekrar eski haline gelecek mi fiyatlar?
Mümkün mü?..
Peki, Avrupa’da bizdekinin tam tersi olduğunu biliyor muydunuz?
Son bir ay içerisinde Polonya, İngiltere, İtalya, Macaristan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin önemli kısmında salgın nedeniyle daha fazla talep edilen stratejik tüketim maddelerinin -örneğin dezenfeksiyon sıvısı, sabun, deterjan, kolonya, ıslak mendil, ilaç ve temel gıda maddelerinin- fiyatları sistematik biçimde düşürüldü.
Niye?
Gerektiği kadar tüketilebilsin diye…
Bu, sadece sağlıkla ve beslenmeyle değil, aynı zamanda toplumsal moralle de ilgili.
Ben, politik enformasyon-dezenformasyon metinlerinden falan değil, Polonya’da üniversite öğrenimi gören oğlumdan öğreniyorum bunu. İki gün önce ‘Olur ya kıtlık olur, ihtiyacın olur; ne lazım, ne istersin?’ diye aradığımda ‘Baba rahat ol, burada fiyat artışını geçtik, aksine indirimler başladı. Deterjanın, sabunun tüketilmesi için teşvik fiyatları uyguluyorlar. Karantina altındayız, halk panik olmasın diye yiyecek içeceği ucuzlatıyorlar. 10 zloti olan deterjan şimdi 4 zloti, önceki hafta 30 zloti olan iki kiloluk tenekedeki balık konservesi şimdi 20 zloti. Alış-veriş poşetimin içine ben istemeden Polonya merkezi sağlık organizasyonunun armağanı hijyenik mendil bile koydular. Rahat ol baba…’ dedi.
Düşünsenize bunun ne demek olduğunu…
Bizdeyse aynı günlerde aynı ürünlerin fiyatını kat be kat artıranlar oldu…
Hatta ‘Virüs kontrolü yapmaya geldik’ diye girdikleri evleri soyanlar bile oldu…
İşte bu apaçık bir ahlaki çöküştür?
İşte bunu söylemenin ticaretle veya siyasetle, herhangi bir ideolojiye mensup olmakla falan bir ilgisi yok.
Bu, toplum sağlığıyla -daha çok da toplumun ruh sağlığıyla, etik kalitesiyle- ve eğitim gereksinimimizle ilgili objektif bir gerçek!
Buna bakmak yetmez, bunu görmek de gerekir!
Ve fakat bizim insan kalitemiz son birkaç gündür objektiflere yansıdığı kadar düşük değil.
Kötülükte sınır tanımayanlar, aslında bizim genel insaniyet ya da masumiyet standardımızı yansıtmıyorlar.
(…)
(Devamı yarın)