
İran-ABD-İsrail hattında yaşanan savaş ve buna bağlı bölgesel gerilim, Doğu Anadolu ihracatçısının dış ticaret performansını da etkiledi. Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği (DAİB) Başkanı Ömer Madırlı, sürecin yalnızca ihracat rakamlarından ibaret olmadığını, sınır kapılarından lojistik zincirine, ödeme sistemlerinden sigorta maliyetlerine kadar geniş bir alanı etkilediğini ifade etti.

“İran pazarı stratejik önemini korumaktadır”
DAİB Başkanı Ömer Madırlı, İran’da yaşanan gelişmelerin Doğu Anadolu ihracatçısı için çok boyutlu bir etki yarattığını belirterek değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı; “İran’da yaşanan gelişmeler, Doğu Anadolu ihracatçısı için yalnızca dış ticaret meselesi değil; sınır kapıları, lojistik hatlar, nakliye sektörü ve bölgesel ekonomi açısından doğrudan etkisi olan stratejik bir konudur. Bu süreçte sadece ticaret hacmine bakmak doğru değildir; aynı zamanda operasyonel süreçlerin tamamı etkilenmektedir. DAİB olarak İran pazarının bölgemiz için stratejik önemini koruduğunu net şekilde ifade ediyoruz. Ancak mevcut jeopolitik tablo, ihracatçılarımızın artık çok daha dikkatli, planlı ve risk odaklı hareket etmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle ödeme kanallarında yaşanabilecek aksaklıklar, lojistik gecikmeler ve güvenlik riskleri firmalarımızın karar süreçlerinde belirleyici hale gelmiştir.”

Madırlı, İran pazarının tamamen kaybedilecek bir alan olmadığını, ancak yönetilmesi gereken bir risk alanına dönüştüğünü vurguladı.
İhracat rakamlarında gerileme dikkat çekti
2026 yılı Ocak–Nisan dönemine ilişkin verileri değerlendiren Madırlı, İran pazarında genel bir yavaşlama olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin İran’a ihracatının 613,4 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Madırlı, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 11’lik düşüş yaşandığını söyledi.

Savaş öncesi ve sonrası dönemin karşılaştırıldığında daha net bir tablo ortaya çıktığını ifade eden Madırlı şu değerlendirmeyi yaptı; “2026 yılı Ocak–Şubat döneminde Türkiye’nin İran’a ihracatı yaklaşık 338,4 milyon dolar seviyesindeyken, Mart–Nisan döneminde bu rakam 274,9 milyon dolara gerilemiştir. Bu veriler bize şunu göstermektedir: Savaş sonrası dönemde piyasalardaki belirsizlik, ticaret akışını doğrudan yavaşlatmıştır. Yaklaşık yüzde 19’luk bu gerileme, sadece rakamsal bir düşüş değil, aynı zamanda ticari güven ve planlama süreçlerinde yaşanan kırılmanın da göstergesidir.”
DAİB bölgesinde daha sert düşüş
DAİB’e bağlı 17 ilin İran pazarındaki performansına ilişkin de konuşan Madırlı, bölgesel etkinin daha sert hissedildiğini belirtti. “DAİB faaliyet alanımızdaki illerimizin İran’a ihracatı 2026 Ocak–Nisan döneminde yaklaşık 14,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu rakam, 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 37’nin üzerinde bir gerilemeye işaret etmektedir. Bu düşüşü sadece dış ticaret verisi olarak okumuyoruz, aynı zamanda sınır ticaretine dayalı ekonomilerimizde ciddi bir baskı oluştuğunu da görüyoruz. Bölgedeki firmalarımız, belirsizlik nedeniyle daha temkinli hareket etmek zorunda kalmaktadır.”
Madırlı, kısa vadeli aylık toparlanmaların genel tabloyu değiştirmediğini, yapısal bir belirsizlikle karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Ürün gruplarında ayrışan tablo
İhracat kalemlerine de değinen Madırlı, bazı sektörlerde direnç görülürken bazı alanlarda ciddi daralma yaşandığını söyledi. “İran’a ihracatta kimyevi maddeler, hububat-bakliyat, tekstil, mobilya ve makine ürünleri öne çıkmaktadır. Ancak savaş sonrası süreçte sektörler arasında belirgin bir ayrışma oluşmuştur. Özellikle yatırım malı niteliğindeki ürünlerde talep daha hızlı düşerken, temel tüketim ürünlerinde görece bir direnç görülmektedir.”
Madırlı, dönemsel değişimi de şöyle açıkladı; “Ocak–Şubat dönemine kıyasla Mart–Nisan döneminde makine ve aksamlarında yaklaşık yüzde 27, otomotivde yaklaşık yüzde 55, elektrik-elektronikte yaklaşık yüzde 39 düşüş yaşanmıştır. Buna karşılık hububat-bakliyat ve yağlı tohumlar grubunda yaklaşık yüzde 26’lık artış gözlemliyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Bölgedeki talep artık daha çok zorunlu tüketim ürünlerine yönelmiş durumda.”
Sınır kapıları bölge ekonomisinin omurgası
İran hattındaki gelişmelerin özellikle sınır illerinde daha güçlü hissedildiğini belirten Madırlı, sınır kapılarının önemine dikkat çekti. “Ağrı-Gürbulak, Van-Kapıköy ve Hakkâri-Esendere kapıları bizim için yalnızca bir geçiş noktası değildir. Bu kapılar, Doğu Anadolu’nun ticaret damarlarıdır. Buradaki herhangi bir aksama, sadece ihracatı değil, nakliye sektörünü, yerel istihdamı ve bölgesel ekonomik canlılığı da doğrudan etkilemektedir.”
Madırlı, bu süreçte operasyonel planlama, sigorta ve navlun maliyetlerinin çok daha kritik hale geldiğini de vurguladı.
“İran’dan çıkış değil, risk yönetimi dönemi”
Madırlı, İran pazarına ilişkin yaklaşımın tamamen terk edilmesi şeklinde olmaması gerektiğini belirterek stratejik bir çerçeve çizdi. “Biz bu süreci İran pazarından çıkış olarak değerlendirmiyoruz. Aksine, bu dönemi riskleri doğru yöneterek pazar çeşitliliğini artırma dönemi olarak görüyoruz. İran, coğrafi yakınlığı, tarihsel ticaret bağları ve kara yolu avantajı nedeniyle bölgemiz için halen stratejik bir pazardır. Ancak artık firmalarımızın tek bir pazara bağımlı kalmadan hareket etmesi gerekiyor.”
Madırlı, Doğu Anadolu ihracatçısının geçmiş krizlerde olduğu gibi bu süreci de esnek yapısıyla aşabileceğini ifade etti.
Alternatif pazar olarak Afrika öne çıkıyor
Bölgede yaşanan etkilerin özellikle Iğdır ve Doğubayazıt’ta daha yoğun hissedildiğini belirten Madırlı, alternatif pazar arayışlarının hızlandığını söyledi. “Bölgemizde bu gelişmelerden en çok Iğdır ve Doğubayazıt etkileniyor. İran pazarındaki belirsizlikler sınır ticaretinde dönemsel yavaşlamalara neden oluyor. Bu noktada Afrika pazarı önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Afrika kıtası hem demografik yapısı hem de artan ithalat ihtiyacıyla ihracatçılarımız için ciddi fırsatlar barındırıyor. Eğer mevcut jeopolitik tablo bu şekilde devam ederse, ihracatımızın sürdürülebilirliği açısından Afrika pazarına yönelmek artık bir tercih değil, giderek zorunluluk haline gelecektir. Zaten bazı firmalarımız bu yönde adım atmış durumda ve bu eğilimin giderek güçlendiğini görüyoruz.”
Manolya Bulut