
Açıklamada, oluşumun tüm özelliklerinin hangi süreçlerle ve hangi sırayla meydana geldiğinin ortaya konulabilmesi için ayrıntılı saha verilerine ve uygun analizlere ihtiyaç duyulduğu belirtildi.
Bilimsel araştırmaların sınanabilir hipotezlere, uygun yöntemlere, kayıt altına alınmış saha verilerine, güvenilir analizlere ve bağımsız uzman değerlendirmesine dayanması gerektiği ifade edildi. Kullanılan cihazların teknolojik özelliklerinin tek başına bilimsel geçerlilik sağlamadığı vurgulanarak, yöntem ve verileri açıklanmayan çalışmaların kamuoyunu yanıltabileceği kaydedildi.
“Bilimsel kaynaklar öncelikli alanlara ayrılmalı”
Açıklamada, inançlara ve kültürel anlatılara saygı gösterilmesinin, bu anlatılara ilişkin iddiaların bilimsel kanıtlarla desteklenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmadığı belirtildi. Üniversiteler ve kamu kurumlarının da kurumsal itibarlarının kanıtlanmamış iddialara bilimsel meşruiyet kazandırmak amacıyla kullanılmasına karşı dikkatli olması gerektiği ifade edildi.
Jeofizik ölçümlerde tespit edildiği öne sürülen anomalilerin de tek başına oluşumun arkeolojik veya jeolojik kökenini belirlemek için yeterli olmadığına dikkat çekildi. Bu tür bulguların bağımsız jeolojik, jeofizik ve gerektiğinde arkeolojik verilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği bildirildi.
Sondajlardan alındığı belirtilen örneklerin konumu, alınma yöntemi, analiz sonuçları ve stratigrafik bağlamı açıklanmadan, söz konusu örneklerin tarihsel bir anlatıyı doğruladığı yönünde değerlendirme yapılamayacağı kaydedildi. Kamuoyuna yansıyan bilgilerin, iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olmadığı belirtilerek, verilerin bilim dünyasıyla paylaşılması istendi.
MTA’nın 1986 tarihli çalışmasına dikkat çekildi
Jeoloji Mühendisleri Odası, Telçeker heyelanına ilişkin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün (MTA) 1986 tarihli jeoloji-jeomorfoloji ve jeofizik etütlerinin, oluşumun doğal bir jeolojik yapı olarak değerlendirilmesinde temel bilimsel dayanaklardan biri olduğunu bildirdi.
Açıklamada, oluşumun tüm özelliklerinin hangi süreçlerle ve hangi sırayla meydana geldiğinin ortaya konulabilmesi için ayrıntılı saha verilerine ve uygun analizlere ihtiyaç duyulduğu belirtildi.
Bilimsel araştırmaların sınanabilir hipotezlere, uygun yöntemlere, kayıt altına alınmış saha verilerine, güvenilir analizlere ve bağımsız uzman değerlendirmesine dayanması gerektiği ifade edildi. Kullanılan cihazların teknolojik özelliklerinin tek başına bilimsel geçerlilik sağlamadığı vurgulanarak, yöntem ve verileri açıklanmayan çalışmaların kamuoyunu yanıltabileceği kaydedildi.
“Bilimsel kaynaklar öncelikli alanlara ayrılmalı”
Açıklamada, inançlara ve kültürel anlatılara saygı gösterilmesinin, bu anlatılara ilişkin iddiaların bilimsel kanıtlarla desteklenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmadığı belirtildi. Üniversiteler ve kamu kurumlarının da kurumsal itibarlarının kanıtlanmamış iddialara bilimsel meşruiyet kazandırmak amacıyla kullanılmasına karşı dikkatli olması gerektiği ifade edildi.
Bilimsel araştırmalara ayrılan kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çekilen açıklamada; deprem, volkan, heyelan ve sel gibi doğa olaylarına yönelik çalışmaların yanı sıra mühendislik jeolojisi, jeoteknik araştırmalar, doğal kaynakların bulunması, tıbbi jeoloji ve alternatif enerji kaynaklarına yönelik çalışmaların desteklenmesinin önemine işaret edildi.
Sondaj çalışmalarında bilimsel ölçüt çağrısı
Jeoloji Mühendisleri Odası, bölgede yapılan veya yapılacak çalışmaların bilimsel ve jeolojik gerekçelere dayandırılması gerektiğini bildirdi. Açıklamada, her türlü sondaj ve saha müdahalesinin jeolojik koşullar, heyelan tehlikesi ve doğal mirasın korunması gözetilerek planlanması talep edildi.
Araştırmalarda kullanılan yöntemlerin, örneklerin ve elde edilen sonuçların bilim camiasının değerlendirmesine açık olması gerektiği belirtilerek, bilimsel dayanağı bulunmayan iddiaların kesin gerçekler gibi sunulmasının uygun olmadığı vurgulandı.
HABER MERKEZİ