
Sütlüce Mahallesi'nde yaşayan ve askerliğini yapmak üzere 1973 yılında trenle Muş'tan Denizli'ye giden Keser, daha sonra Ankara Etimesgut'taki Gösteri ve Tatbikat Alayı'nda görevini sürdürdü.
Tank birliğinde görevlendirilen Keser, askerlikte bir yılını doldurduktan sonra Kıbrıs'a gidecek gönüllü askerler arasında yer aldı.
Ankara'dan trenle Mersin'e, buradan da çıkarma gemileriyle Kıbrıs'a giden Keser, harekat sırasında başka bir tankta görev yapan ve roketatar saldırısında şehit olan Bitlisli silah arkadaşının acısını aradan geçen zamana rağmen yüreğinde hissediyor.
Keser, Ankara'da ulaştırma sınıfında görev yaptığını, daha sonra tank birliğine geçtiğini söyledi.
Askerlikte bir yılı doldurduğu zaman "Kıbrıs'ta savaş var, gönüllü gidecek olan var mı?" diye sorulduğunda hemen elini kaldırdığını anlatan Keser, şöyle konuştu:
"Bütün birlik olarak Kıbrıs'a gideceğimiz söylendi. Ankara Etimesgut'taki Gösteri ve Tatbikat Alayı'nda bütün erzaklarımızı ve çantalarımızı aldık. Koğuşa bir daha dönmemek üzere birlikten ayrıldık. Şoför olduğum için tankların trene yüklenmesinde görev aldım. Araçları tek tek trene ben yükledim. Daha sonra bütün arkadaşlarımızla trene binerek yola çıktık. Yozgat'ın Yerköy ilçesine geldiğimizde yolun ortasında bir imam bizi karşıladı. Elinde Kur'an-ı Kerim vardı ve okudu, bize dua ettiler. 'Askerler ağlamayın, hepimiz sizin arkanızdayız' diyerek bizi uğurladılar."
- "Türk askeri ve Müslüman olarak onlara şefkat gösterdik, zulmetmedik"
Mersin'de limana ulaştıklarında tankları çıkarma gemilerine yükleyerek yola çıktıklarını belirten Keser, "Girne'ye yaklaştığımız sırada gemi kaptanı, 'Herkes mataralarını suyla doldursun. İneceğiniz yerde su ve yiyecek yok. Hiçbir şey yiyip içmeyeceksiniz. Her şey zehirli olabilir' diye uyardı. Biz de sularımızı doldurduk ve hazırlıklarımızı yaptık. Girne'ye yaklaştığımızda havadan uçaksavar mermileriyle ateş açıldı. O sırada geminin limana yanaşamayacağı ve yüzerek karaya çıkacağımız söylendi. Ben geminin arka tarafındaydım ve ilk inenlerden biri oldum. Gerekli tertibatı taktık ve yavaş yavaş zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgeye çıktık." dedi.
Bütün birlikler karaya çıktıktan sonra uçakların Girne ve çevresini bombaladığını, daha sonra kendilerine "ateş" emri verildiğini dile getiren Keser, yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Biz de ilerleyerek ateş etmeye başladık. Girne Sanayi Bölgesi'nden ilerledik. Ercan Havalimanı, Beyköy ve Paşaköy istikametlerine kadar gittik. Bizi bıraksalardı, o gün Kıbrıs'ın tamamını alabileceğimizi düşünüyorduk ancak verilen emir gereği Maraş bölgesine kadar ilerledik. Fransa askerlerinin bulunduğu bölgeye geldik. Bize ateşkes olduğunu ve daha ileri gidemeyeceğimizi söylediler. O gece sabaha kadar büyük bir mağarada kaldık. Sabah olduğunda bizi geri çektiler ve Değirmenlik köyüne getirdiler. Daha sonra Mağusa'ya gittik. Oradaki Rumları topladık. Kaçanları, yaralıları ve hayatını kaybedenleri birbirinden ayırdık. Biz Türk askeri ve Müslüman olarak onlara şefkat gösterdik, zulmetmedik. Cebimizdeki bisküvilerden verdik, su verdik, yaralarını pansuman ettik."
Daha sonra Değirmenlik köyündeki bir lisenin üçüncü katına yerleştirildiklerini söyleyen Keser, "Okulun etrafı da surlarla çevriliydi. Rumları oraya getiriyorduk. Yaklaşık 800 kişiyi topladık ve Değirmenlik köyüne getirdik. Kadın ve erkekleri birbirinden ayırdık. Onlara her gün ekmek ve su verdik. Cephane, araç, akaryakıt, giyim ve barınma konusunda bir sıkıntı çekmedik. Bu nedenle devletimize her zaman minnettarız." ifadelerini kullandı.
- Bitlisli silah arkadaşı şehit oldu
Kıbrıs'ta şehit olan Bitlisli arkadaşını unutamadığını vurgulayan Keser, şunları kaydetti:
"Bitlisli silah arkadaşımın şehit olduğunu telsizden duyduk. Kule şoförü, 'Kuleden ses gelmiyor, benim arkadaşım vefat etti galiba' dedi. O arkadaşımı hiç unutamıyorum. Çünkü onunla yemek yedim, çay içtim, gemiye bindim. Aynı yollardan geçtik. Allah mekanını cennet etsin. Panzerde 14 arkadaşımız vardı. Kule komutanımız Konyalıydı. Bir gün arkadaşlar, 'Hiç su yok mu?' diye sordular. Tankın kulesinden başımı çıkartıp dışarı baktım. O sırada aksakallı birini gördüm. Bana su verdi. Suyu aldım ve içerideki arkadaşlarıma verdim. Arkadaşlar, 'doymadık, daha su yok mu?' dediler. Tekrar dışarı çıktım, baktım kimse yok. O günü de hiç unutamıyorum."
Kaynak: AA
Askerlikte bir yılı doldurduğu zaman "Kıbrıs'ta savaş var, gönüllü gidecek olan var mı?" diye sorulduğunda hemen elini kaldırdığını anlatan Keser, şöyle konuştu:
"Bütün birlik olarak Kıbrıs'a gideceğimiz söylendi. Ankara Etimesgut'taki Gösteri ve Tatbikat Alayı'nda bütün erzaklarımızı ve çantalarımızı aldık. Koğuşa bir daha dönmemek üzere birlikten ayrıldık. Şoför olduğum için tankların trene yüklenmesinde görev aldım. Araçları tek tek trene ben yükledim. Daha sonra bütün arkadaşlarımızla trene binerek yola çıktık. Yozgat'ın Yerköy ilçesine geldiğimizde yolun ortasında bir imam bizi karşıladı. Elinde Kur'an-ı Kerim vardı ve okudu, bize dua ettiler. 'Askerler ağlamayın, hepimiz sizin arkanızdayız' diyerek bizi uğurladılar."
- "Türk askeri ve Müslüman olarak onlara şefkat gösterdik, zulmetmedik"
Mersin'de limana ulaştıklarında tankları çıkarma gemilerine yükleyerek yola çıktıklarını belirten Keser, "Girne'ye yaklaştığımız sırada gemi kaptanı, 'Herkes mataralarını suyla doldursun. İneceğiniz yerde su ve yiyecek yok. Hiçbir şey yiyip içmeyeceksiniz. Her şey zehirli olabilir' diye uyardı. Biz de sularımızı doldurduk ve hazırlıklarımızı yaptık. Girne'ye yaklaştığımızda havadan uçaksavar mermileriyle ateş açıldı. O sırada geminin limana yanaşamayacağı ve yüzerek karaya çıkacağımız söylendi. Ben geminin arka tarafındaydım ve ilk inenlerden biri oldum. Gerekli tertibatı taktık ve yavaş yavaş zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgeye çıktık." dedi.
Bütün birlikler karaya çıktıktan sonra uçakların Girne ve çevresini bombaladığını, daha sonra kendilerine "ateş" emri verildiğini dile getiren Keser, yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Biz de ilerleyerek ateş etmeye başladık. Girne Sanayi Bölgesi'nden ilerledik. Ercan Havalimanı, Beyköy ve Paşaköy istikametlerine kadar gittik. Bizi bıraksalardı, o gün Kıbrıs'ın tamamını alabileceğimizi düşünüyorduk ancak verilen emir gereği Maraş bölgesine kadar ilerledik. Fransa askerlerinin bulunduğu bölgeye geldik. Bize ateşkes olduğunu ve daha ileri gidemeyeceğimizi söylediler. O gece sabaha kadar büyük bir mağarada kaldık. Sabah olduğunda bizi geri çektiler ve Değirmenlik köyüne getirdiler. Daha sonra Mağusa'ya gittik. Oradaki Rumları topladık. Kaçanları, yaralıları ve hayatını kaybedenleri birbirinden ayırdık. Biz Türk askeri ve Müslüman olarak onlara şefkat gösterdik, zulmetmedik. Cebimizdeki bisküvilerden verdik, su verdik, yaralarını pansuman ettik."
Daha sonra Değirmenlik köyündeki bir lisenin üçüncü katına yerleştirildiklerini söyleyen Keser, "Okulun etrafı da surlarla çevriliydi. Rumları oraya getiriyorduk. Yaklaşık 800 kişiyi topladık ve Değirmenlik köyüne getirdik. Kadın ve erkekleri birbirinden ayırdık. Onlara her gün ekmek ve su verdik. Cephane, araç, akaryakıt, giyim ve barınma konusunda bir sıkıntı çekmedik. Bu nedenle devletimize her zaman minnettarız." ifadelerini kullandı.
- Bitlisli silah arkadaşı şehit oldu
Kıbrıs'ta şehit olan Bitlisli arkadaşını unutamadığını vurgulayan Keser, şunları kaydetti:
"Bitlisli silah arkadaşımın şehit olduğunu telsizden duyduk. Kule şoförü, 'Kuleden ses gelmiyor, benim arkadaşım vefat etti galiba' dedi. O arkadaşımı hiç unutamıyorum. Çünkü onunla yemek yedim, çay içtim, gemiye bindim. Aynı yollardan geçtik. Allah mekanını cennet etsin. Panzerde 14 arkadaşımız vardı. Kule komutanımız Konyalıydı. Bir gün arkadaşlar, 'Hiç su yok mu?' diye sordular. Tankın kulesinden başımı çıkartıp dışarı baktım. O sırada aksakallı birini gördüm. Bana su verdi. Suyu aldım ve içerideki arkadaşlarıma verdim. Arkadaşlar, 'doymadık, daha su yok mu?' dediler. Tekrar dışarı çıktım, baktım kimse yok. O günü de hiç unutamıyorum."
Kaynak: AA