
Erzurumlu tarihçi-yazar Alparslan Kotan’la güncel tartışmaları ve Kardeş Kömeği üzerinden Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihi köklerini konuştuk. Kotan, 22 yaşında Erzurum’da şehit olduğu belirtilen Genceli Seyidov’un çizimini de ilk kez PUSULA ile paylaştı.
Son günlerde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler üzerine kamuoyuna yansıyan tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti 15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan Şuşa Beyannamesi ile stratejik ortaklık ilişkilerini müttefiklik seviyesine çıkardıklarını ilan etmiş iki bağımsız ülkedir. Bir kere Şuşa Beyannamesi, Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin bölgesel jeopolitik pozisyonlarının her alanda güçlenmesi anlamına geliyor. Zengezur Koridoru veya Azerbaycan Türklerinin söyleyişiyle “Zengezur Dehlizi” Türkiye’nin Azerbaycan’la ve Türk dünyası ile doğrudan coğrafî bağlantı kurabilmesi anlamına geliyor. Makro ölçekte aslında bölgede 200 yıldır devam eden jeopolitik yapılanmanın yeniden kurgulandığını görmemiz gerekiyor. Bölgede Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın güçlü olmalarından ve birlikteliklerinden kimler rahatsız olursa veya oluyorsa oluşturulan bu suni kriz ortamının kaynağı odur.

Bu konuda başka merkezlerin de bu sürece dahil olduklarını mı vurgulamak istiyorsunuz?
Bir kere milletimiz şunu çok iyi bilmelidir ve asla unutmamalıdır ki, dünya tarihinde üzerinde en çok manipülasyon ve provokasyon yapılan millet Türk milletidir. 1096 yılından beri doğrudan hedef alınmış bir milletten bahsediyoruz. Doğal olarak da bölgemizde başka merkezlerin hakimiyet kurmaya yönelik faaliyetleri olmuştur ve bundan sonra da olacaktır… Sadece Rusların Erzurum ve havalisindeki istihbarat çalışmaları sırasında oluşturdukları dosyaların sayısı 1843 yılında 43 bin 514’tür.
Peki buna karşı millet olarak ne yapmalıyız?
Bunlar uluslararası ilişkiler düzeyinde normal karşılanabilecek hamlelerdir. Normal olmayan Türk milletinin kendi zaafları üzerinde kurgulanan provokasyonlara karşı savunmasız gibi görünmesidir. Yüzyıllardır süre gelen karakteristik milli zaafları noktasında hala gerekli refleksleri gösteremiyor olmasıdır. Bu konuda yakın tarihimizden bir örnek vermek isterim. Kâzım Karabekir Paşa’nın, Erzurum’un kurtuluşundan sonra şehirde yaptırdığı asayiş çalışmaları sırasında bir Rus casusu yakalanır. Casus uzun zamandır Erzurum’da din adamı görünümünde yaşayan, sofu Müslüman görünümlü bir adam. Bir Türk kızıyla da evlenmiş… Bu casusun Türk askerleri tarafından yakalanması sonrasında oturduğu mahallenin halkı toplanıp Paşa’nın huzuruna çıkmışlar. “Aman Paşam. Bir yanlışlık olmalı. Bu adamı biz tanırız, biliriz. Dinine bağlı bir hocadır, bizim komşumuzdur, kimseye zararı dokunmaz.” demişler. Paşa, Erzurumluları ikna etmek için casusun evinde ele geçirdikleri gizli evraklardan bazılarını göstermiş. Erzurum halkının bu durumunu da hatıratına şu sözlerle kaydetmiş: “Ey Türkoğlu! Sen pek safsın, seni herkes aldattı. Erdim diyen, döndüm diyen, çemberinden atlattı.”
İki ülkenin bazı konularda farklı politikalar izlemesi, kardeşlik ilişkilerinin sorgulanmasına neden olmalı mı?
İki ülkenin kardeşlik ilişkileri siyasetten bağımsızdır. Bir ananın iki oğluyuz diyoruz. Oğuz’un iki koluyuz diyoruz. Bunlar kuru hamasetin çok ötesinde tarihi mirasımızdır. Öncelikle iki ülke arasında önemli bir empati eksikliği olduğunu düşünüyorum. Bir kere altını çizelim ki Türkiye de Azerbaycan da bağımsız iki devlettir. Türkiye ve Azerbaycan’ın yapılmasını istediği Zengezur koridorunun yapılmasını kim istemiyor? Kimler bu projeyi baltalamak istiyor? Meseleyi sadece okullarda uygulamaya sokulan kılık kıyafet yönetmeliğinden hareketle bir baş örtüsü sorunu olarak görmek ve göstermek “cambaza bak” yankesiciliğine kurban olmaktır
Bu konuda Türkiye’den yükselen eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Karşılıklı eleştirilerimiz olabilir. Bu hür düşüncenin en tabi sonudur. Eleştirilerimizi daha makul ve yapıcı şekilde dile getirebilmeliyiz diye düşünüyorum. Başka bir ülkeden bizim hayat tarzımıza veya inançlarımıza veya değerlerimize karşı yapılabilecek herhangi bir dayatmayı nasıl kabul edemeyeceksek bizim de ülke olarak başka bir ülkeye bu konularda herhangi bir dayatma yapmaya hakkımız olamaz. Kardeşlik ve dostluk ilişkileri içinde, ortak kültürel ve tarihi geçmişe saygı çerçevesinde, karşılıklı tavsiyelerimiz, önerilerimiz olması çok normaldir.
Sizce gerçek bir görüş ayrılığıyla, iki ülke arasındaki güvensizliği artırmak amacıyla dolaşıma sokulan manipülatif içerikleri birbirinden nasıl ayırabiliriz?
Karşılıklı empati her zaman aklı selimi davet eder. İki kardeş ülkenin insanları olarak şunu bilmeli ve farkında olmalıyız ki Türkiye’nin gücü Azerbaycan’ın gücü demektir; Azerbaycan’ın gücü Türkiye’nin gücü demektir. Açıkça görüyoruz ki sosyal medya üzerinden Türkiye ve Azerbaycan birbirine karşı kışkırtılmakta ve birbirine karşı kullanılmaya çalışılmakta. Hele ki her iki taraftan da yapılmış gibi gösterilen hakarete varan ifade ve yorumlar kabul edilemez. Bunlar planlı, sistemli bir dezenformasyon çalışmasının ürünleridir. Asla ve asla itibar edilmemelidir. Milletimiz de sosyal medya üzerinden yapılan manipülasyonları ve provokasyonları ülkemizin ve milletimizin menfaatlerini ön planda tutarak değerlendirmelidir.

Azerbaycan – Türkiye ilişkileri Erzurum özelinde çok ayrı bir tarihe sahip… 1916 yılında Erzurum’un Rus işgaline düştüğü günlerde Bakü’den Erzurum’a uzanan KARDEŞ KÖMEĞİ’ni nasıl okumalıyız?
Kardeş Kömeği, biz Erzurumluların dünya durdukça hatırasını yaşatmamız gereken bir vefa borcudur. Bizim için bir namus ve şeref meseledir. Kardeş Kömeği tabi ki bir insanî yardım faaliyetiydi.
Fahrettin Erdoğan, Türk Ellerinde Hatıralarım adlı eserinde, Balkan Savaşı sırasında Bakü’de yaşanan etkileyici bir dayanışma örneğini anlatır. Gözleri görmeyen, yedi nüfuslu ailesini geçindirmek için cuma günleri cami önünde dilenen yaşlı bir adam, Türk Konsolosu Ali Kemal Bey’e topladığı paraları getirerek, “Türk kardeşlerimin başından bu afet geçinceye kadar her cuma kazancımı size yardım olarak teslim edeceğim. Kudretim buna yetiyor” der. Yine Balkan Savaşları döneminde Azerbaycan’da karar bir alınmış: Genç kızlar ve erkekler evlenmeyecek. Sinema ve tiyatroya gidilmeyecek. Evlerde ahenk yapılmayacak. Erkeklerden hiç kimse tıraş olmayacak. Günde iki defa tıraş olan Bakü Baş Konsolosu Ali Kemal Bey, bu kararın harfiyen uygulandığını görünce sakal bırakmış.
Kardeş Kömeği’nin arkasında böylesine bir bilinç var. Ve tabi ki Hacı Zeynelabidin Tagiyev’in Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriyesi adıyla örgütlediği müthiş bir organizasyon var. O dönemde yine harp zedelere yardım amacıyla çıkarılan Kardeş Kömeği Dergisi’ndeki yazılar bu bilincin önemli ip uçlarıyla doludur.

(Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriyesi yönetimi)
Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriyesi’nin Erzurum’da ne gibi faaliyetleri olmuş?
Ruslar Cemiyet’in Erzurum’a yardım yapma isteğini ilk önce reddetmişler. Tiflis’teki baştemsilci Dr. Hüsrev Paşa Bey Sultanov’un yoğun uğraşları neticesinde izin alınabilmiş. Cemiyet-i Hayriye’nin merkezi Ulu Cami’nin karşısındaki Hacı Hayri beyin evidir… Bugün Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından Kardeş Kömeği Müzesi olarak tahsis edilen ev de tam da Ulu Cami’nin karşısında yer alıyor. Haziran 1916’da ilk heyet Erzurum’a geliyor. Şehirde ciddi şekilde gıda sıkıntısı çekildiği tespit ediyorlar ve Erzurum’a ilk gıda yardımları getirip halka dağıtıyorlar. Müslümanlar için bir hastane açılması için girişimlerde bulunuyorlar ama bu girişimden netice alınamıyor. Bu ilk sefer sırasında tespit ettikleri 250 kimsesiz çocuğu ve 150 bakıma muhtaç kadını Bakü’ye götürüyorlar.

( 1915'te yayımlanan Kardeş Kömeği (Kardeş Yardımı) adlı yardım dergisi)
Erzurum’a gelen Cemiyet-i Hayriye heyeti beraberinde 62 bin çuval gıda maddesi ile 13 bin 252 çuval ve sandıklar içindeki giyecek malzemesini Erzurum’a getirmiş. 75 bin çuval! O zamanki iletişim ve ulaşım şartlarını düşünürsek bunun ne kadar büyük bir iş olduğunu belki anlayabiliriz.
Meşhur Seyidov daha sonra geliyor sanırım? Seyidov’u yeni nesillere nasıl hatırlatmalıyız?
Evet Seyidov daha sonra geliyor Erzurum’a. Bildiğiniz gibi Seyidov, Ermenilerin 11- 12 Mart günlerinde Erzurum’dan kaçarken yaptıkları katliamlar sırasında katledilmiştir. Mezar yerini dahi bilmiyoruz. Seyidov ile ilgili farklı bilgilere sahibiz. Bunları “Seyidov Muamması” başlığıyla “Erzurum’a Armağan” isimli kitabımda detaylı şekilde anlatmıştım. Uzun yıllar Seyidov’un kimliğine ve fotoğrafına ulaşmak için yaptığımız girişimlerden sonuç alamamıştık. Kardeş Kömeği Müzesi Projesi’nin hayata geçirilmesi sürecinde Azerbaycan Kültür Merkezi Başkanı sayın Samir Abbasov’un girişimleriyle Seyidov’un fotoğrafı Azerbaycan Millî Arşivi’nde bulundu ve ortaya çıkarıldı. O fotoğraf üzerinden de Seyidov’un resmedildiği çizime ulaştık.

( Genceli Seyidov)
Onun kahramanlığını ve fedakârlığını yeni nesillere her fırsatta anlatmak zorundayız. Bu söyleşi vesilesiyle de Seyidov’un görüntüsünü ilk defa olarak Erzurum kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Bugün iki ülke arasındaki tartışmaları izleyen gençlere Kardeş Kömeği tarihinden hareketle ne söylemek istersiniz?
Türkiye ve Azerbaycan, karşılıklı güven ve saygıyla bu yapay sorunları aşacak güçtedir. İki halk, aralarına ayrılık tohumları ekilmesine izin vermemelidir. 1916’da Azerbaycan Türkleri, Erzurum’un en zor günlerinde canlarını ve mallarını ortaya koydu. 22 yaşında ailesini ve yavuklusunu Gence’de bırakarak Erzurum’a gelen Genceli Seyidov’un fedakârlığını unutmamak, bu kardeşlik mirasını gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin borcudur.

( Bakü'de yetimler yurdu. (Aralarında Erzurumlu çocukların olduğu düşünülüyor)
Manolya Bulut