
Pusula Gazetesi'nden Cihat İncesu'nun haberine göre; Yaşanan okul saldırıları sonrası ülke genelinde alarma geçildi. İlgili bakanlıklar ek tedbirler alırken gözler çocukların emelini oluşturan ailelere çevrildi.
Uzmanlar, yaşananların yalnızca birer asayiş olayı olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Okulların, çocukların kendini güvende hissettiği alanlar olduğuna dikkat çeken akademisyenler, bu güven duygusunun zedelenmesinin uzun vadede ciddi etkiler doğurabileceğini ifade ediyor.
Özellikle saldırıya karışan kişilerin yaşlarının küçük olması, endişeyi daha da artırıyor. Henüz ergenlik çağındaki bireylerin şiddete yönelmesi, “gençler neyle karşı karşıya?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji, Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı öğretim görevlisi Doç. Dr. İbrahim Aksakal, bu tür olayların sadece “münferit” olarak nitelendirilmesinin yetersiz olduğunu söyledi. Doç. Dr. Aksakal, “Her bireysel eylem, içinde bulunduğu sosyal çevreyle birlikte değerlendirilmeli. Gençlerin yaşadığı sorunları görmeden bu olayları anlamak mümkün değil” dedi.
Özellikle dijital dünyanın gençler üzerindeki etkisine dikkat çeken Aksakal, kontrolsüz sosyal medya kullanımı ve şiddet içerikli oyunların, gençlerin duygu dünyasını etkileyebileceğini belirtti. Aksakal, “Sürekli beğenilme isteği, dışlanma korkusu ve akran baskısı, gençlerde yalnızlık ve öfke duygusunu artırabiliyor” ifadelerini kullandı.
Ailelere de önemli görevler düştüğünü de vurgulayan Aksakal, yasaklayıcı ya da tamamen serbest yaklaşımlar yerine, çocuklarla sağlıklı iletişim kurulmasının önemine işaret etti. “Çoğu zaman bağımlılık bir neden değil, bir sonuçtur. Çocukların anlaşılma ihtiyacı göz ardı edilmemeli” dedi.
Uzmanlara göre çözüm, yalnızca güvenlik önlemlerini artırmakla sınırlı değil. Aile, okul ve toplumun birlikte hareket etmesi; çocukların spor, sanat ve sosyal alanlara yönlendirilmesi gerekiyor. Urfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan bu iki olay, bir kez daha gençlerin içinde bulunduğu riskleri gözler önüne sererken, “daha fazla ne yapılabilir?” sorusunu da beraberinde getirdi.
Cihat İncesu