
Günlük hayatta çocukların yaşadığı her tartışma veya agresif davranışın zorbalık olarak nitelendirilemeyeceğini belirten Dr. İsmail Seçer, gerçek bir akran zorbalığından bahsedebilmek için iki temel ölçütün bir arada bulunması gerektiğini söyledi;
"Bunun için temel ölçütlerden biri bunun süreklilik arz etmesi, ikincisi de kesin bir güç dengesizliğinin olması. Süreklilikten kastımız ne? Bir defaya mahsus bir kavga, bir defaya mahsus bir tartışma değil de bunun kronikleşmesi. İkincisi de zorbalığı uygulayanla maruz kalan çocuk arasında kesin bir güç dengesizliğinin olması gerekiyor. Güç dengesizliği sadece fiziksel olması yeterli değil; psikolojik olarak da kendini diğer çocuklardan daha güçsüz, zayıf ya da savunmasız olarak algılaması gerekiyor" dedi.
Çocuğunun zorba olduğunu aile nasıl anlar?
Dr. İsmail Seçer, zorbalık yapan ve akranlarına şiddet uygulayan çocukların aileler tarafından nasıl fark edilebileceğine dair önemli ipuçları paylaştı. Ailelerin öncelikle kendi ev içi disiplin yöntemlerini ve çocuklarının sergilediği kronik saldırgan tutumları gözden geçirmesi gerektiğine dikkat çeken Seçer, şu değerlendirmelerde bulundu; "Zorbalığı uygulayan çocuklar açısından baktığımızda; bu çocukların öncelikle geçmişlerinde ciddi bir şekilde bir şiddet geçmişi olduğunu görüyoruz.
Yani aile içi yetiştirme biçimlerinde şiddetin önemli bir disiplin aracı Yani anne babalarının sözünü dinlemeyen, anne babalarına problem çıkartan çocukların anne babaları tarafından şiddet görmesi, şiddetle terbiye edilmesi, şiddet içerikli ifadeler ya da davranışlarla çocuklarını yola getirmeye, disipline etmeye çalışmaları zaman içerisinde çocukların şiddeti öğrenmelerini, içselleştirmelerini ve aynı şekilde girdikleri okul gibi sosyal ortamlarda da şiddeti bir problem çözme aracı olarak kullanmalarını beraberinde getirebilir" dedi.
Okullara erken uyarı sistemi çağrısı
Öğretmenlerin çocuklardaki değişimleri yakından gözlemleyip rehberlik servislerine aktarması gerektiğini belirten Dr. İsmail Seçer, okulların atması gereken proaktif adımları şu sözlerle vurguladı;
"Öğretmenler çocuklardaki bu değişimleri, sadece zorbalık değil birçok açıdan, mutlaka rehberlik servislerine aktaran bir noktada olmalı. Rehberlik servisleri ise erken uyarı işaretlerini ve çocuklardaki davranışsal değişimleri erken dönemde fark ederek olası risk faktörlerini önceden tespit etmeli; gerekiyorsa ailelerle ve öğretmenlerle çalışarak bu çocuklara erken dönemde bireysel psikolojik destek sunmalıdır. Aynı zamanda çocukların okul dışındaki hayatlarında hangi ortamlara girip çıktıklarını aileleriyle yakın bir temas kurarak takip etmeli, spor ve benzeri sosyal etkinliklere yönelmelerini sağlayarak koruyucu faktörlerin güçlendirilmesine rehber öğretmenler ciddi bir katkı sunmalıdır" dedi.
Ebeveynler hangi belirtilere dikkat etmeli?
Çocuğunun zorbalığa maruz kaldığından şüphelenen ebeveynlerin davranış değişikliklerini yakından takip etmesi gerektiğini söyleyen Seçer, fiziksel ve duygusal belirtilerin önemli ipuçları verebileceğini aktardı;
"Fiziksel zorbalıkta elbiselerin yırtılması, defterlerin karalanması ya da yüzde, gözde morarmalar olabilir. Duygusal tepkiler açısından çocuk okula gitmek istemeyebilir, depresif bir görüntü verebilir ya da okul başarısında keskin bir değişim ortaya çıkabilir. Anne babaların dikkatli bir gözle bu davranışsal değişimi yakalamaları gerekiyor" dedi.
"Bugünkü zorbalar yarının mahkumları olabilir"
Zorbalığın zamanında önlenmemesinin antisosyal kişilik bozukluğu ve madde kullanımı gibi büyük riskler doğuracağını belirten Dr. Seçer, çarpıcı tespite dikkat çekti;
"Antisosyal kişilik bozukluğunun ciddi bir şekilde bu çocuklarda gelişme ihtimali çok yüksek. Madde kullanımı yine, özellikle ergenlik yıllarından sonra, ciddi bir risk, örneğin Norveç'te yapılan bir araştırmanın sonuçlarından bahsedeyim: 18-35 yaş arasındaki mahkumlar üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçları gösteriyor ki şu anda Norveç cezaevlerinde bulunan mahkumların okul yaşamları araştırılıyor. %75'inin okul yıllarında zorbalık yaptığını belirliyorlar. O zaman bugünkü akran zorbalığı yapan çocukların da çok büyük bir kısmının 5-10 yıl sonra cezaevlerinin yolunu tutacağını söylemek yanlış bir ifade olmaz" dedi.
“Sadece zorbalık yapan çocuğa odaklanılmamalı”
Zorbalıkla mücadelede tek başına terapinin yetmeyeceğini, sosyal becerileri güçlendiren kapsamlı uygulamalara ve mağdurları da kapsayan bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu belirten Dr. İsmail Seçer, şu değerlendirmede bulundu:
"Akran zorbalığı bir anda ortaya çıkan bir durum değil; akran zorbalığı kökenleri ailede başlayan ve okul ortamında da kendisine fazlasıyla karşılık bulan bir durum. Bizim aynı zamanda mağdurlara da odaklanmamız gerekiyor. Neden mağdur statüsünde yer alıyor, neden özellikle o çocuk hedef seçildi? Çünkü özgüveni düşük, içe kapanık, kendini ifade etme becerileri zayıf, ebeveynleri tarafından yeterince ilgilenilmeyen, ihmal edilen çocuklar genelde daha kolay bir şekilde zorbaların hedefi haline geliyor" dedi.
Sibel Demirer
"Bunun için temel ölçütlerden biri bunun süreklilik arz etmesi, ikincisi de kesin bir güç dengesizliğinin olması. Süreklilikten kastımız ne? Bir defaya mahsus bir kavga, bir defaya mahsus bir tartışma değil de bunun kronikleşmesi. İkincisi de zorbalığı uygulayanla maruz kalan çocuk arasında kesin bir güç dengesizliğinin olması gerekiyor. Güç dengesizliği sadece fiziksel olması yeterli değil; psikolojik olarak da kendini diğer çocuklardan daha güçsüz, zayıf ya da savunmasız olarak algılaması gerekiyor" dedi.
Çocuğunun zorba olduğunu aile nasıl anlar?Dr. İsmail Seçer, zorbalık yapan ve akranlarına şiddet uygulayan çocukların aileler tarafından nasıl fark edilebileceğine dair önemli ipuçları paylaştı. Ailelerin öncelikle kendi ev içi disiplin yöntemlerini ve çocuklarının sergilediği kronik saldırgan tutumları gözden geçirmesi gerektiğine dikkat çeken Seçer, şu değerlendirmelerde bulundu; "Zorbalığı uygulayan çocuklar açısından baktığımızda; bu çocukların öncelikle geçmişlerinde ciddi bir şekilde bir şiddet geçmişi olduğunu görüyoruz.
Yani aile içi yetiştirme biçimlerinde şiddetin önemli bir disiplin aracı Yani anne babalarının sözünü dinlemeyen, anne babalarına problem çıkartan çocukların anne babaları tarafından şiddet görmesi, şiddetle terbiye edilmesi, şiddet içerikli ifadeler ya da davranışlarla çocuklarını yola getirmeye, disipline etmeye çalışmaları zaman içerisinde çocukların şiddeti öğrenmelerini, içselleştirmelerini ve aynı şekilde girdikleri okul gibi sosyal ortamlarda da şiddeti bir problem çözme aracı olarak kullanmalarını beraberinde getirebilir" dedi.
Okullara erken uyarı sistemi çağrısıÖğretmenlerin çocuklardaki değişimleri yakından gözlemleyip rehberlik servislerine aktarması gerektiğini belirten Dr. İsmail Seçer, okulların atması gereken proaktif adımları şu sözlerle vurguladı;
"Öğretmenler çocuklardaki bu değişimleri, sadece zorbalık değil birçok açıdan, mutlaka rehberlik servislerine aktaran bir noktada olmalı. Rehberlik servisleri ise erken uyarı işaretlerini ve çocuklardaki davranışsal değişimleri erken dönemde fark ederek olası risk faktörlerini önceden tespit etmeli; gerekiyorsa ailelerle ve öğretmenlerle çalışarak bu çocuklara erken dönemde bireysel psikolojik destek sunmalıdır. Aynı zamanda çocukların okul dışındaki hayatlarında hangi ortamlara girip çıktıklarını aileleriyle yakın bir temas kurarak takip etmeli, spor ve benzeri sosyal etkinliklere yönelmelerini sağlayarak koruyucu faktörlerin güçlendirilmesine rehber öğretmenler ciddi bir katkı sunmalıdır" dedi.
Ebeveynler hangi belirtilere dikkat etmeli?Çocuğunun zorbalığa maruz kaldığından şüphelenen ebeveynlerin davranış değişikliklerini yakından takip etmesi gerektiğini söyleyen Seçer, fiziksel ve duygusal belirtilerin önemli ipuçları verebileceğini aktardı;
"Fiziksel zorbalıkta elbiselerin yırtılması, defterlerin karalanması ya da yüzde, gözde morarmalar olabilir. Duygusal tepkiler açısından çocuk okula gitmek istemeyebilir, depresif bir görüntü verebilir ya da okul başarısında keskin bir değişim ortaya çıkabilir. Anne babaların dikkatli bir gözle bu davranışsal değişimi yakalamaları gerekiyor" dedi.
"Bugünkü zorbalar yarının mahkumları olabilir"Zorbalığın zamanında önlenmemesinin antisosyal kişilik bozukluğu ve madde kullanımı gibi büyük riskler doğuracağını belirten Dr. Seçer, çarpıcı tespite dikkat çekti;
"Antisosyal kişilik bozukluğunun ciddi bir şekilde bu çocuklarda gelişme ihtimali çok yüksek. Madde kullanımı yine, özellikle ergenlik yıllarından sonra, ciddi bir risk, örneğin Norveç'te yapılan bir araştırmanın sonuçlarından bahsedeyim: 18-35 yaş arasındaki mahkumlar üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçları gösteriyor ki şu anda Norveç cezaevlerinde bulunan mahkumların okul yaşamları araştırılıyor. %75'inin okul yıllarında zorbalık yaptığını belirliyorlar. O zaman bugünkü akran zorbalığı yapan çocukların da çok büyük bir kısmının 5-10 yıl sonra cezaevlerinin yolunu tutacağını söylemek yanlış bir ifade olmaz" dedi.
“Sadece zorbalık yapan çocuğa odaklanılmamalı”Zorbalıkla mücadelede tek başına terapinin yetmeyeceğini, sosyal becerileri güçlendiren kapsamlı uygulamalara ve mağdurları da kapsayan bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu belirten Dr. İsmail Seçer, şu değerlendirmede bulundu:
"Akran zorbalığı bir anda ortaya çıkan bir durum değil; akran zorbalığı kökenleri ailede başlayan ve okul ortamında da kendisine fazlasıyla karşılık bulan bir durum. Bizim aynı zamanda mağdurlara da odaklanmamız gerekiyor. Neden mağdur statüsünde yer alıyor, neden özellikle o çocuk hedef seçildi? Çünkü özgüveni düşük, içe kapanık, kendini ifade etme becerileri zayıf, ebeveynleri tarafından yeterince ilgilenilmeyen, ihmal edilen çocuklar genelde daha kolay bir şekilde zorbaların hedefi haline geliyor" dedi.
Sibel Demirer