
Anadolu’da yüzyıllar boyunca kullanılan eski halk takvimi, doğa gözlemlerine dayalı zaman anlayışıyla her dönem vatandaşların başvurduğu güvenilir bir kılavuz oldu. Özellikle kırsal bölgelerde tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumların rehberi olan bu takvim, mevsimlerin, hava olaylarının ve doğadaki değişimlerin dikkatle izlenmesiyle oluşturuldu. Halk kültüründe yüzyılların tecrübesiyle oluşturulmuş ve günümüz teknolojisinde dahi geçerliliğini devam ettiren halk takvimi (Rumi Takvim) şimdilerde değişen küresel iklim krizi ile değişiklik göstermeye başladı.

Bir zamanlar Anadolu insanı, ekimini, dikimini, hasatını bu takvim ve tahminlere göre yürütürken iklim şartlarının değişmesiyle birlikte bu durum sekteye uğradı. Yıllardır halkın eli ayağı olan bu takvimi anlatan Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi emekli akademisyeni Dr. Lütfü Sezen, değişen şartlarla birlikte halk takvimindeki gecikmelere de değindi.

Yılların tecrübesiyle oluştu
Halk takviminin oluşmasında uzun yılların tecrübesinin yer aldığını ifade eden Dr. Lütfü Sezen, “Her şey deneyime tabidir ve genellikle orada yer alan günler birebir aynıdır. Halk takviminde yılda iki mevsim yer alır. Genellikle sonbahar ve ilkbahar olayı pek yoktur. Onun yerine yaz ve kış mevsimleri yer alır. Türkler, İslâm kültür ve medeniyeti çevresine girdikten sonra iki takvim kullanmışlardır. Bunlardan ilki bir yılı, ayın 29/30 günlük dönem içindeki değişmelerine göre 12'ye bölen, yani 354/355 gün sayan hamasi takvim (ay takvimi), diğeri Dünya'nın Güneş etrafında 365/366 günlük hareketini esas alan, Batı ülkeleriyle ortak olan Şems takvimi (Güneş takvimi)dir. Halkın gelenekleriyle ilgili sayılı günler için bu iki takvimden de yararlanılır. Dinî bayramlar için ay takvimi, başka türden törenler için Güneş takvimine başvurulur” diye konuştu.
Yılın iki mevsime ayrıldığını kaydeden Sezen, “Ruz-ı Hızır, denilen birinci mevsim 5 Mayıs’tan başlayıp 8 Kasım’a kadar devam ediyor ve toplam 186 gün ediyor. “Ruz-ı Kasım” denilen ikinci mevsim ise 9 Kasım’da başlayıp 5 Mayıs akşamı sona eriyor ve 179 gün ediyor. Halk takvimine göre kış yaz mevsiminden 1 hafta kısa. Kışın başlangıcı ise 9 Kasım olarak alınıyor. Kışın ilk 40 gününe eski ifade ile erbain deniyor. Bu günlerde kara kışın yaşanacağı tahmin edilir. 9 Kasım’da başlayan bu soğuk günler 20 Aralık’ta biter. Bundan sonra ise halkın zemheri dediği 50 günlük olan ve ‘hamsin’ denilen günler başlar. Şubatın 10’una kadar devam eder ve asıl soğuk havalar bu dönemde yaşanır. ‘Zemheri’ de denilen bu dönem ise en soğuk günlerin yaşandığı zamanlardır. Halk arasında bu aylara ‘çile ayı’ da dendiği oluyor” dedi.

Mart ayı soğuk ayı
Şubat’ın 10’undan sonra ise tabiatta yeni gelişmelerin yaşandığını kaydeden Sezen, “Cemrelerin birincisi 20 Şubat’ta havaya düşüyor. 27 Şubat’ta ise suya, 6 Mart’ta ise toprağa düşüyor. Cemre ‘ateş parçası’ demektir ve artık tabiatta bir canlılık olacağı anlamına geliyor. 11 ile 17 Mart tarihlerine ise Berd-el-acüz'' denir. Bazı yörelerde bu, ''berdelecüz'' veya ''berdelegüz'' olarak da isimlendirilmektedir. Arapçada ''berd'' soğuk, ''acûz'' ise ''koca karı'' demektir. Bundan dolayı, bu tarihlerde görülen soğuklara ülkemizde ''koca karı soğukları'' denmiştir. Rumi Mart ayının 9'unda leylek gelir, ''8'e gelmez 9'a dokuza kalmaz'' sözü bunun için söylenmiştir. Bu Miladi takvime göre 22 Mart tarihine rastlanmaktadır. 23 Marta ise yine halk arasında ezel bahar denir ve baharın başlangıcı anlamına gelir” dedi.
Nisan’da kırkikindi yağmurları
Erzurum'da önemli soğuklardan birinin de Nisan’da yaşandığını kaydeden Sezen, “Yörede ''camışkıran'' adıyla bilinen bu soğuk Rumi 5, Miladi 18 Nisan tarihine rastlamaktadır. Bu soğuklar için yöre halkı; ''kork Abrelin beşinden camışı ayırır eşinden'' atasözünü dilinden düşürmez. Yörede, Rumi Mart ayının onuncu gününe ‘ezel bahar’ (M.23 Mart), on yedinci günün ise ''hafta hamal'' (M.30 Mart) denilmektedir. Hafta hamalda ilkbaharın ilk yağmurları beklenir. Yağmur yağması için eski bir süpürgenin ortasından geçirilen çubuk parçasının uçlarından tutan iki çocuk: ''Teknede hamur Tarlada çamur. Ver Allah''ım ver Bir sulu yağmur'' tekerlemesini söyleyerek kapı kapı dolaşıp yumurta toplarlar. Hafta hamalın diğer bir özelliği de o yıl fazla yağış olmasını isteyen hanımların, evlerin damlarını çizmeleridir.'' Yörede, Nisan ayı sonu ile Mayıs ayı süresince ikindi vakti yağan yağmurlara ''kırkikindi yağmurları'' denir. Ayrıca 1-26 Kasım arasına ise pastırma yazı deniyor” diye konuştu.
Her aya özel ad
Halk arasında ayların da özel adları olduğunu vurgulayan Sezen, “Örneğin Ocak: Zemheri, Şubat: Cücük, Mart: Tohum, Döl Dökümü, Nisan: Abrel, Çift Ayı, Mayıs: Ayların Gelini, Haziran: Kiraz, Gündönümü, Temmuz: Orak, Ağustos: Harman, Eylül: Yaz sonu Ekim: Güz Kasım: Koç Katımı ve Aralık: Karakış olarak geçiyor. Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan toplumların takvimleri, mevsimlerin ve her mevsim içindeki bölümlerin yıl içindeki hava şartlarına bağlı düzeni içinde olur. Bu çevrelerde halk takvimi, güneş takviminden pek farklı değildir. Ancak ayların adlarında ve bölümlerinde, türlü etkenlerden gelme çeşitlemeler görülür. Genellikle Doğu Anadolu’da kullanılan bu tabirler genellikle şaşmayan, doğru hesaplamalardır. Yıllar içerisinde tecrübeler ile sabit hale gelmişlerdir” ifadelerine yer verdi.
İklim krizi halk takvimini vurdu
Değişen iklim koşullarının halk takvimini de sekteye uğrattığını söyleyen Sezen, aradaki farkın açıldığını ifade ederek, “Küresel iklim değişiklikleri özellikle son on yıldır kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı için halk takvimi ile şuan kullandığımız miladi takvim arasında tarihler zaman zaman tutmuyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Erzurum’a yeni kar yağdı ve biraz güneşin olmasıyla birlikte o da kaybolacaktır. Biz halk takviminde kışı 9 Kasım’da başlatıyoruz ama bu sene 20 Aralık’a kadar devam etti. Bu durumun da öncelikli sebebi tabiatta yaşanan değişiklikler ve iklim krizidir. Ama bu duruma rağmen halk takviminde yer alan ‘özel günler’ yerini hala koruyor. Mesela koca karı soğukları, zemheri gibi soğuk havalar hala yerini koruyor” dedi.
Her tabiat olayı ayrı öneme sahip
Halk takvimi içinde tabiat olaylarının önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Sezen, bazı tabirlere dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Güneşli havada yağmur yağarsa, kurt doğuruyor demektir. Zararlı olan yağmuru kesmek için yoğrulan çamurdan yapılan kurbağa kıbleye bakan bir duvarın deliğine konur. Çamurdan fare yapılıp ateş yanında kurutulursa yağmur kesilir. Ay doğarken donuk görünürse yağmur yağar. Uzunca bir iplik üzerine kırk kelin adı söylenerek her biri için bir düğüm vurulursa yağmur kesilir. İlk düşen dolu tanelerinden birisini, anasının ilki olan koynuna alacak olursa dolu kesilir. Hetirceğin üzerine tuz serpilerek kapının önüne atılırsa dolu kesilir. Ezan okunursa dolu kesilir. Zemheri (Ocak) ayında havaların sıcak olması kıtlık olacağına işarettir. Tarlaya ilk tohum atıldığı zaman iki rekât namaz kılınırsa ürün bol olur.”
Şeyma TAHİR