
Abdullah Ağar’a göre bugün yaşanan hiçbir çatışma birbirinden bağımsız değil. Gazze’de başlayan savaşın etkileri İran’dan Suriye’ye, Karabağ’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanıyor. Bölgede yaşananların yalnızca askeri mücadeleler olarak okunamayacağını vurgulayan Ağar, “Tüm yollar Gazze’ye çıkıyor” diyor.
-Dünyanın gözü İran, İsrail ve Amerika arasında yaşanan gerilimde. Ateşkes ilan edildi ancak bölgede belirsizlik sürüyor. Siz mevcut tabloyu nasıl okuyorsunuz?
Öncelikle şunu söylemek gerekir; ateşkes savaşın sona erdiği anlamına gelmez. İnsanlar ateşkese çok fazla anlam yüklüyor. Oysa ateşkes de savaşın bir parçasıdır.
Bugün İran, İsrail ve Amerika arasında yaşananlara baktığımızda tarafların hiçbirinin hedeflerinden vazgeçmediğini görüyoruz. İran geri adım atmış değil. İsrail geri adım atmış değil. Amerika da geri adım atmış değil. Ancak savaşın maliyeti öylesine yükseldi ki taraflar bir süreliğine nefes alma ihtiyacı hissetti.
İran’ın verdiği mesaj şuydu: “Bu savaşı kontrollü çatışma olmaktan çıkarır, kontrol edilemeyen bir kaosa dönüştürebilirim.” Böyle bir durumda Amerika ve İsrail’in yönetebildiğini düşündüğü süreç kontrolden çıkabilirdi. İşte bu noktada frene basıldı. Bugün kırılgan bir ateşkes var. Ama savaş bitmiş değil. Sadece yeni bir evreye geçmiş durumda.

– Bu savaşın arka planında ne var?
Bu savaşı yalnızca tanklarla, uçaklarla, füzelerle açıklayamazsınız. Askeri boyutu var. Jeopolitik boyutu var. Ekonomik boyutu var. Teknolojik boyutu var.Ama en önemlisi teolojik boyutu var.
İran’ın Şii eksenli siyasal yayılmacılık anlayışı devam ediyor. İsrail’in Arz-ı Mevud yaklaşımı devam ediyor. Amerika’daki Evangelist anlayış devam ediyor. Tarafların her biri kendi inanç dünyalarından beslenen bir iddiaya sahip.
Bu nedenle yaşanan mücadele sadece devletlerin mücadelesi değil, aynı zamanda inançların, tarihsel hafızaların ve gelecek tasavvurlarının mücadelesidir. Taraflar bu iddialarından vazgeçmedikleri sürece savaş farklı formlarda devam edecektir.

– Bu kadar karmaşık bir denklem içerisinde çözüm mümkün mü?
İnsanlık tarihi boyunca benzer mücadeleler yaşandı. Önemli olan bunlardan ders çıkarabilmek.
Bu coğrafyada dört temel medeniyet havzası var; Türkler, Araplar, Persler ve Yahudiler. Bu halklar birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda. Ben tarih boyunca iki önemli referans görüyorum. Birincisi Medine Sözleşmesi. Hz. Muhammed’in farklı inanç gruplarıyla kurduğu ortak yaşam modeli. İkincisi ise Osmanlı’nın Kudüs yönetimi. Bu iki tecrübe bugün bile insanlığa yol gösterebilecek nitelikte. Sorunun tarafları çözüm üretemez. Çünkü herkes kendi iddiasının peşinde. Ancak Türkiye gibi denge üretebilen ülkeler çözümün taşıyıcısı olabilir.
– Türkiye’ye bölgede nasıl bir rol düşüyor?
Türkiye’ye çoğu zaman oyun bozan rolü biçiliyor. Ben buna katılmıyorum. Türkiye oyun kuran ülke olmalı.
Bugün bazı çevreler savaş sonrasında enerji koridorlarının Türkiye üzerinden geçmesini büyük başarı olarak görüyor. Elbette enerji hatları önemlidir.Ama Türkiye’nin vizyonu birkaç boru hattından geçiş ücreti almak olmamalıdır.Türkiye’nin kuracağı sistem insanlığa umut verecek bir sistem olmalıdır.Türkiye yalnızca kendi çıkarlarını değil, bölgenin geleceğini de düşünmek zorundadır.

– Gazze savaşıyla Karabağ arasında bağlantı kuruyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Çünkü mesele sadece görünen cepheler değil. Mesele koridorlar. Mesele enerji yolları.Mesele ticaret ağları. Bugün Rusya, İran ve Hindistan ekseninde gelişen Kuzey-Güney Koridoru var.
Diğer tarafta Amerika, İsrail ve müttefiklerinin desteklediği Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru yani IMEC var.
Gazze savaşı yalnızca Gazze’de yaşanmadı. Gazze’de patlayan kriz aslında küresel koridor savaşlarının da bir parçasıydı. Biz Zengezur’a sadece Azerbaycan-Ermenistan meselesi olarak bakıyoruz. Oysa mesele çok daha büyük.Koridorların kontrolü bugün dünyanın en önemli mücadele alanlarından biri haline gelmiş durumda.
– Türkiye neden bu gelişmeleri yakından takip etmek zorunda?
Çünkü doğrudan güvenliğimizi ilgilendiriyor. Suriye’de çok büyük değişimler yaşandı. Esad rejimi zayıfladı. İran’a bağlı yapılar önemli darbeler aldı. Yeni dengeler oluştu. Ancak bu süreçte dikkat edilmesi gereken başka bir konu var.
PKK’nın geleceği. Çünkü örgütün tamamen tasfiye edildiğini söylemek mümkün değil. Suriye’de yapısal bütünlüğünü koruyan bir PKK gerçeği var. Bu yapının gelecekte nasıl bir pozisyon alacağı Türkiye açısından son derece önemli.
– Terörsüz Türkiye sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de PKK’ya karşı yürütülen mücadele son derece başarılı oldu. 15 Temmuz sonrasında değişen güvenlik konseptiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı, jandarma ve istihbarat birimleri örgüte çok ağır darbeler vurdu.
Bugün Türkiye içinde örgütün silahlı eylem kapasitesi büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Ancak mesele sadece Türkiye sınırları içinde değerlendirilmemeli. PKK Irak’ta silah bırakmış değil. PKK Suriye’de silah bırakmış değil. Yapısal varlığını sürdürüyor. Bu nedenle süreç değerlendirilirken bölgesel tablo mutlaka dikkate alınmalıdır.

– Irak’ın bölgedeki önemini nasıl görüyorsunuz?
Irak sadece bir komşu ülke değil. Ortadoğu’nun kalbidir. Devasa enerji kaynaklarına sahip. Bugün Irak’ın sahip olduğu petrol rezervleri dünyanın en önemli rezervleri arasında bulunuyor. Kerkük ve Musul bu nedenle yalnızca tarihsel bağlarımız nedeniyle değil, ekonomik ve stratejik nedenlerle de büyük önem taşıyor.
Türkiye yılda yüz milyarlarca dolara yaklaşan enerji faturaları ödüyor. Eğer bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolü farklı şekillerde gelişmiş olsaydı bugün Türkiye çok farklı bir ekonomik güç seviyesinde olabilirdi.
Bugün benzer mücadele Doğu Akdeniz’de yaşanıyor. Doğu Akdeniz yalnızca doğal gaz meselesi değil. Aynı zamanda enerji taşımacılığı, elektrik ticareti ve küresel ticaret yollarının kontrolü anlamına geliyor. Bölgedeki ülkelerin kurmaya çalıştığı ittifakların temelinde de bu gerçek yatıyor. Gazze savaşını da bu denklemden bağımsız değerlendiremeyiz.
– Neden sürekli Gazze’ye vurgu yapıyorsunuz?
Çünkü bugün yaşanan birçok gelişmenin başlangıç noktası Gazze. 7 Ekim sonrasında sadece İsrail-Hamas savaşı başlamadı. Aynı zamanda bölgesel dengeler sarsıldı. İsrail’in normalleşme süreçleri yara aldı. Yeni ekonomik projeler sekteye uğradı. Enerji koridorları etkilendi. Yeni ittifaklar ortaya çıktı. İran ile İsrail arasındaki gerilim tırmandı.Doğu Akdeniz’de yeni hesaplar yapılmaya başlandı. Bu nedenle bugün İran savaşını da, Suriye’yi de, Doğu Akdeniz’i de anlamak istiyorsanız önce Gazze’ye bakmanız gerekiyor.

– Son olarak İslam dünyasının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İslam dünyasının en büyük sorunu parçalanmış olmasıdır. Mezhep ayrılıkları, siyasi rekabetler ve ideolojik çatışmalar ortak bir irade oluşmasını engelliyor. Ortak bir vizyon üretilemediği için Ortadoğu sürekli dış müdahalelere açık hale geliyor. Bugün yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası önce kendi içinde birliktelik üretebilmeli. Ortak bir gelecek tasavvuru oluşturabilmeli.
Aksi halde bölge uzun yıllar daha küresel güç mücadelelerinin sahnesi olmaya devam edecektir.
Sevda Güneş İncesu