
O gün dersin bitiminde Azra Hanım hızlıca öğretmenler odasına gitmiş, önlüğünü çıkardıktan sonra arabasına doğru yönelmişti. Bu aralar Azra Hanım'ın dinlediği müzik türleri de değişmiş, daha çok Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziğinden seçme eserler arabada yankılanır olmuştu. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Zara, Müzeyyen Senar, Zekai Tunca ve daha nice sanatçılar listenin başında yer alıyordu. Gurbet, özlem, yalnızlık, evlat, dağ, kar, tipi ve boran ne varsa Azra Hoca’nın diline pelesenk olmuştu. Radyo’da bu sanatçı ve parçaları beklemek yerine kendine özgü listesini yapmış ve taşıyıcı belleğine aktarmıştı. Her aracına bindiğinde onu açıyor ve eve kadar yolda bir güzel içini döküyordu. Eve gelinceye kadar toparlanması gerektiğini en iyi bilenlerden biri yine kendisi idi. Ana yoldan gitmemeye başlamıştı. Yolu uzatıyor böylelikle dinlediği türkünün bitmesini bekliyordu. Müzik dinlerken yüksek sesi tercih etmezdi, ama kısık sesle de dinlemezdi. İşte yine kendini kaptırmış, kısa süren yolculuğunda oğlu ile geçirdiği günler aklına gelmişti. Ara sokaklardan gitmesi daha dikkatli olması gerektiğini ona hatırlatıyor, çevresine bakınarak ayrıca kontrollü olarak yoluna devam ediyordu. Tam ara sokağın çıkışında okuldan arkadaşı matematik öğretmeni Şengül Hanımı gördüğünde acı bir fren yaparak durdu. Bu saatte arkadaşı burada ne yapıyordu. Merakını gidermek istedi ve aracını durdurup arkadaşının yanına vardı. O sırada araba da Zara’nın bir türküsü çalıyordu.
Aşan bilir karlı dağın ardını,
Çeken bilir ayrılığın derdini,
Bülbül kaça aldın aman,
Aman aman aman aman
Gül alıp satmanın aman,
Aman aman aman zamanı değil, zamanı değil
Yaprak gazel olmuş durmuyor dalda,
Vefasız güzelden bize ne fayda
Azra Hanım’ın geldiğini gören Şengül Hanım’da arkadaşına doğru yürümeye başlamıştı. Arabanın kapısı açık olduğundan müziğin sesini oda duyabiliyordu. Şengül Hanım, arkadaşının durumunu bildiği için bunu garipsemedi. Birbirleriyle karşılaşınca sanki sözleşmişçesine ikisi de ağlamaya başladılar. İkisi de aslında bunu o an niçin yaptığını anlamamıştı. Şengül Hanım, arkadaşının oğlu için, Azra Hanım’da Şengül Hanım’ın kendisine üzüldüğü için ağladığını zannediyordu. Bir süre öylece kaldılar. Yoldan geçmek isteyen aracın korna sesiyle irkildiler ve kendilerine geldiler. Gözyaşlarını silerek arabaya doğru yöneldiler. O sırada Zara, türküsünün son nakaratını da bitirmek üzereydi. Şengül Hanım, Azra sen iyice kendini salmışsın dedi. En mutlu anını bu şekilde tüketemezsin, artık özüne dönmelisin serzenişinde bulunarak arabanın ön koltuğuna oturdu. Azra Hanım bir yandan arkadaşını dinliyor diğer yandan da onun ağlamasının gerçek nedeni öğrenmek istiyordu. Aslında kafasını kurcalayan ise Şengül Hanım’ın bu saatte bu mahallede ne işinin olduğu idi. Mahalle kuytu köşede ve yıkık dökük hanelerin olduğu bir yerde idi. Okulları da bu mahallenin beş altı sokak altında yer alıyordu. Azra Hanım sırf vakit uzasın, araçta müzik dinleyip, içini dökebilmek için bu mahalleden geçmişti, ya arkadaşı Şengül’ün burada ne işi vardı?
Şengül Hanım’ın ayrıca arabası vardı, yürüyerek buralara gelmesi de işin başka garip bir yanı olduğunu gösteriyordu. Azra Hanım dayanamadı ve ilk soruyu sormaya yöneldi. Aynı anda Şengül Hanım’da sanki karşı atağa geçmişçesine oda soru sormaya çalıştı. İkisi de aynı anda aynı düşüncelere sahip olduklarını anlayınca gülüştüler. Zara’nın türküsünü bitince Azra Hanım’da teybi tamamen kapatmıştı. İkisi de artık konuşmaya hazırdı. Şengül Hanım konuşmaya başladığında Azra Hanım arabayı çalıştırmıştı. Bir yandan arabayı sürerken diğer taraftan da arkadaşını dinlemeye çalışıyordu.
Şengül Hanım ağlamaklı bir halde konuşmasına başladı. Öğle vakti idi. Minarelerden davudi bir sesin okuduğu ezan okunuyordu. İçime bir rahatlık gelmişti; fakat sanki birileri beni bekliyormuş da ben oyalanıyormuşum hissine kapıldım. Dersim bitmişti. Yarın ki derslerimin planlarını da hazırlayıp, önlüğümü dolabıma yerleştirdikten sonra okul bahçesinde bulunan arabama doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Etrafta minik afacanlar koşuşturuyordu. Her zaman ki halleri dedim kim olduklarına pek de dikkat etmedim. Sabahçı ve öğlenci öğrenciler yer değiştirmişlerdi. Arabanın kapısını açmaya yöneldiğimde kapıya yansıyan bir çocuk gördüm. Azra Hanım e ne var bunda Şengül dedi. Bahçede ki çocuklardan biri olmalı dedi. Evet, bende aynı senin gibi düşündüm Azra; ama hiçte senin dediğin ve benim düşündüğüm gibi bir durum değildi. Kafasını ellerinin arasına almış, boynunu bükmüş, titrediği her halinde belli olan bir vardı. Azra Hanım şimdi iyice meraklanmıştı. Kendi halini unutmuş, Şengül Hanım’ın anlatacaklarının sonunun nereye varacağını düşünüyordu. Şengül Hanım’ın evi şehrin diğer ucunda idi. Onu bırakacak ve o çocuğun kim olduğunu ve neden ol halde durduğunu da öğrenecekti. Şengül Hanım’a sözü bıraktığında kafasını kurcalayan sorularında cevabını bulacağını umut ediyordu.
Aşan bilir karlı dağın ardını,
Çeken bilir ayrılığın derdini,
Bülbül kaça aldın aman,
Aman aman aman aman
Gül alıp satmanın aman,
Aman aman aman zamanı değil, zamanı değil
Yaprak gazel olmuş durmuyor dalda,
Vefasız güzelden bize ne fayda
Azra Hanım’ın geldiğini gören Şengül Hanım’da arkadaşına doğru yürümeye başlamıştı. Arabanın kapısı açık olduğundan müziğin sesini oda duyabiliyordu. Şengül Hanım, arkadaşının durumunu bildiği için bunu garipsemedi. Birbirleriyle karşılaşınca sanki sözleşmişçesine ikisi de ağlamaya başladılar. İkisi de aslında bunu o an niçin yaptığını anlamamıştı. Şengül Hanım, arkadaşının oğlu için, Azra Hanım’da Şengül Hanım’ın kendisine üzüldüğü için ağladığını zannediyordu. Bir süre öylece kaldılar. Yoldan geçmek isteyen aracın korna sesiyle irkildiler ve kendilerine geldiler. Gözyaşlarını silerek arabaya doğru yöneldiler. O sırada Zara, türküsünün son nakaratını da bitirmek üzereydi. Şengül Hanım, Azra sen iyice kendini salmışsın dedi. En mutlu anını bu şekilde tüketemezsin, artık özüne dönmelisin serzenişinde bulunarak arabanın ön koltuğuna oturdu. Azra Hanım bir yandan arkadaşını dinliyor diğer yandan da onun ağlamasının gerçek nedeni öğrenmek istiyordu. Aslında kafasını kurcalayan ise Şengül Hanım’ın bu saatte bu mahallede ne işinin olduğu idi. Mahalle kuytu köşede ve yıkık dökük hanelerin olduğu bir yerde idi. Okulları da bu mahallenin beş altı sokak altında yer alıyordu. Azra Hanım sırf vakit uzasın, araçta müzik dinleyip, içini dökebilmek için bu mahalleden geçmişti, ya arkadaşı Şengül’ün burada ne işi vardı?
Şengül Hanım’ın ayrıca arabası vardı, yürüyerek buralara gelmesi de işin başka garip bir yanı olduğunu gösteriyordu. Azra Hanım dayanamadı ve ilk soruyu sormaya yöneldi. Aynı anda Şengül Hanım’da sanki karşı atağa geçmişçesine oda soru sormaya çalıştı. İkisi de aynı anda aynı düşüncelere sahip olduklarını anlayınca gülüştüler. Zara’nın türküsünü bitince Azra Hanım’da teybi tamamen kapatmıştı. İkisi de artık konuşmaya hazırdı. Şengül Hanım konuşmaya başladığında Azra Hanım arabayı çalıştırmıştı. Bir yandan arabayı sürerken diğer taraftan da arkadaşını dinlemeye çalışıyordu.
Şengül Hanım ağlamaklı bir halde konuşmasına başladı. Öğle vakti idi. Minarelerden davudi bir sesin okuduğu ezan okunuyordu. İçime bir rahatlık gelmişti; fakat sanki birileri beni bekliyormuş da ben oyalanıyormuşum hissine kapıldım. Dersim bitmişti. Yarın ki derslerimin planlarını da hazırlayıp, önlüğümü dolabıma yerleştirdikten sonra okul bahçesinde bulunan arabama doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Etrafta minik afacanlar koşuşturuyordu. Her zaman ki halleri dedim kim olduklarına pek de dikkat etmedim. Sabahçı ve öğlenci öğrenciler yer değiştirmişlerdi. Arabanın kapısını açmaya yöneldiğimde kapıya yansıyan bir çocuk gördüm. Azra Hanım e ne var bunda Şengül dedi. Bahçede ki çocuklardan biri olmalı dedi. Evet, bende aynı senin gibi düşündüm Azra; ama hiçte senin dediğin ve benim düşündüğüm gibi bir durum değildi. Kafasını ellerinin arasına almış, boynunu bükmüş, titrediği her halinde belli olan bir vardı. Azra Hanım şimdi iyice meraklanmıştı. Kendi halini unutmuş, Şengül Hanım’ın anlatacaklarının sonunun nereye varacağını düşünüyordu. Şengül Hanım’ın evi şehrin diğer ucunda idi. Onu bırakacak ve o çocuğun kim olduğunu ve neden ol halde durduğunu da öğrenecekti. Şengül Hanım’a sözü bıraktığında kafasını kurcalayan sorularında cevabını bulacağını umut ediyordu.