
Yine yıkım…
Yine enkaz altında ölüm…
Ve, yine bilmem kaç saat sonra mucizevi kurtuluş…
Deprem afeti sonrasında Türkiye’nin değişik yerlerinde belli aralıklarla yaşadığımız görüntü hep böyle…
***
Hafta sonu Elazığ’dan gelen haberle sarsıldık…
Erzurum’da da hissedilen deprem çok geniş bir alandaki insanlara korktu saldı.
Tüm ülke nefesini tutmuş halde oradan gelecek iyi haberlere odaklandı ve bekledi…
*
Depremin nerede gerçekleşeceğini biliyor , ancak ne zaman nasıl olacağını sadece tahmin edebiliyoruz, o kadar…
Son bir ayda can kaybı yaşanmayan; Van, Erzurum, Manisa, Bingöl, Denizli, Gümüşhane ve Manisa depremleri ile sallandık…
Ancak Türkiye’nin hafızasında geçen zamandan bu yana çok canı kaybettiğimiz, büyük yıkımlar yaşadığımız acı olaylar da var…
Sevindiğimiz o ki her acı olay sonrasında millet olarak bütün dünyaya nasıl kenetlendiğimizi ve her ferdimizin nasıl özverili olduğunu gösterdik…
Tıpkı 1924’ün Eylül’ünde Pasinler’de yaşadığımız yıkımın ardından bölgeye gelen ve kışın yaklaşması nedeniyle düşünceli olan Atatürk’ü, yoksul bir vatandaşımızın ‘Eseflenmeyin Paşam millet olarak bunun da altından kalkarız…’ diye teselli ettiği gibi…
*
Her depremin sonrasında onlarca deprem uzmanı televizyon kanallarına çıkıyor ve Türkiye’nin içinde bulunduğu deprem riskini analiz ediyorlar. Yanı sıra bilim insanları, şehir uzmanları ve siyasetçiler şehirlerdeki yapılaşmayı masaya yatırıyor ve olası bir afete karşı uyarı yapıyorlar…
Sonra, aradan günler geçiyor ,konu unutuluyor ve o günkü gündemi tartışıyoruz, bir dahaki afete kadar…
Öyle ki bırakın binlerce insanı, birkaç kişinin bile sığmayacağı yere ‘Deprem anında toplanma alanı’ levhası asıyor, sığınak olarak kullanacağımız alanları daire yapıyor ve yeterli bütçe olmadığı için depreme dayanıklı bina yapmayı erteliyor veya denetlemiyoruz…
Birçok şehrimizde çeşitli nedenlerle Kentsel Dönüşüme ara verdik…
Kasaba ve köylerimizdeki kagir ve toprak damlı binalarımızın kaçını yeniledik veya yenilemeye yönelik envanter çıkardık…
Yumuşak zeminli tarım arazilerinin yerine daha sert zeminli yerlere yeni yerleşimlerini zorunlu hale getirdik mi…
Parlamentomuzdan depremle ilgili zorunlu yasaları çıkardık mı… Örneğin, Yapı Denetim Belgesi var mı… Yapının teknik özellikleri nelerdir… Projesi v ar mı, depreme dayanıklı mı… Deprem ya da güçlendirme raporu mevcut mu… En önemlisi inşaat firması ehil mi…
*
Dahası Valilik ve Belediyelerimizi yeterince ve doğru bir şekilde bilgilendirdik mi…
Her geçen gün yeni bilgilere ulaşıyoruz…
Eskiden Erzurum 2.derece deprem bölgesi iken, şimdi riski yükselen iller arasına girmiş…
Bazı ilçeler 1.derece riskli iken, şimdi risk azalmış…
İl ve ilçe merkezlerimizde ‘Deprem Riski’ ile ‘Deprem Tehlikesi’ arasındaki farkı biz henüz öğreniyoruz… Tıpkı ‘Ölçülen Sıcaklık’ ile ‘Hissedilen Sıcaklık’ sıcaklık arasındaki fark gibi…
*
Şurasını önemle belirtmek isterim…
Çok kullanılan ve etkili olan sosyal medyada bir takım maksatlı ve bölücü mesajlar okumaktayız… Türkiye, bütün dünyaya kenetlendiğini göstermişken , bu mide bulandırıcı mesajlara da itibar edilmediğini belrtiyoruz…
Sevindiğimiz başka bir husus da kurtarma ekiplerinin canla başla mücadele etmeleri ve enkaz altından onlarca canı sağ olarak kurtarmalarıdır…
***
Kısaca Türkiye’nin birçok yeri deprem tehlikesi ile karşı karşıya… Biz onunla yaşamağa alışmalıyız ve bizi idare edenler, özellikle Belediyeler gerekli hazırlığı yapmalı ve önlemi almalı…
Her sallantı sonrası büyük acılar yaşamak istemiyoruz…
*
Elazığ ve Malatya’da yaşanan depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza ve Milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum…
Yine enkaz altında ölüm…
Ve, yine bilmem kaç saat sonra mucizevi kurtuluş…
Deprem afeti sonrasında Türkiye’nin değişik yerlerinde belli aralıklarla yaşadığımız görüntü hep böyle…
***
Hafta sonu Elazığ’dan gelen haberle sarsıldık…
Erzurum’da da hissedilen deprem çok geniş bir alandaki insanlara korktu saldı.
Tüm ülke nefesini tutmuş halde oradan gelecek iyi haberlere odaklandı ve bekledi…
*
Depremin nerede gerçekleşeceğini biliyor , ancak ne zaman nasıl olacağını sadece tahmin edebiliyoruz, o kadar…
Son bir ayda can kaybı yaşanmayan; Van, Erzurum, Manisa, Bingöl, Denizli, Gümüşhane ve Manisa depremleri ile sallandık…
Ancak Türkiye’nin hafızasında geçen zamandan bu yana çok canı kaybettiğimiz, büyük yıkımlar yaşadığımız acı olaylar da var…
Sevindiğimiz o ki her acı olay sonrasında millet olarak bütün dünyaya nasıl kenetlendiğimizi ve her ferdimizin nasıl özverili olduğunu gösterdik…
Tıpkı 1924’ün Eylül’ünde Pasinler’de yaşadığımız yıkımın ardından bölgeye gelen ve kışın yaklaşması nedeniyle düşünceli olan Atatürk’ü, yoksul bir vatandaşımızın ‘Eseflenmeyin Paşam millet olarak bunun da altından kalkarız…’ diye teselli ettiği gibi…
*
Her depremin sonrasında onlarca deprem uzmanı televizyon kanallarına çıkıyor ve Türkiye’nin içinde bulunduğu deprem riskini analiz ediyorlar. Yanı sıra bilim insanları, şehir uzmanları ve siyasetçiler şehirlerdeki yapılaşmayı masaya yatırıyor ve olası bir afete karşı uyarı yapıyorlar…
Sonra, aradan günler geçiyor ,konu unutuluyor ve o günkü gündemi tartışıyoruz, bir dahaki afete kadar…
Öyle ki bırakın binlerce insanı, birkaç kişinin bile sığmayacağı yere ‘Deprem anında toplanma alanı’ levhası asıyor, sığınak olarak kullanacağımız alanları daire yapıyor ve yeterli bütçe olmadığı için depreme dayanıklı bina yapmayı erteliyor veya denetlemiyoruz…
Birçok şehrimizde çeşitli nedenlerle Kentsel Dönüşüme ara verdik…
Kasaba ve köylerimizdeki kagir ve toprak damlı binalarımızın kaçını yeniledik veya yenilemeye yönelik envanter çıkardık…
Yumuşak zeminli tarım arazilerinin yerine daha sert zeminli yerlere yeni yerleşimlerini zorunlu hale getirdik mi…
Parlamentomuzdan depremle ilgili zorunlu yasaları çıkardık mı… Örneğin, Yapı Denetim Belgesi var mı… Yapının teknik özellikleri nelerdir… Projesi v ar mı, depreme dayanıklı mı… Deprem ya da güçlendirme raporu mevcut mu… En önemlisi inşaat firması ehil mi…
*
Dahası Valilik ve Belediyelerimizi yeterince ve doğru bir şekilde bilgilendirdik mi…
Her geçen gün yeni bilgilere ulaşıyoruz…
Eskiden Erzurum 2.derece deprem bölgesi iken, şimdi riski yükselen iller arasına girmiş…
Bazı ilçeler 1.derece riskli iken, şimdi risk azalmış…
İl ve ilçe merkezlerimizde ‘Deprem Riski’ ile ‘Deprem Tehlikesi’ arasındaki farkı biz henüz öğreniyoruz… Tıpkı ‘Ölçülen Sıcaklık’ ile ‘Hissedilen Sıcaklık’ sıcaklık arasındaki fark gibi…
*
Şurasını önemle belirtmek isterim…
Çok kullanılan ve etkili olan sosyal medyada bir takım maksatlı ve bölücü mesajlar okumaktayız… Türkiye, bütün dünyaya kenetlendiğini göstermişken , bu mide bulandırıcı mesajlara da itibar edilmediğini belrtiyoruz…
Sevindiğimiz başka bir husus da kurtarma ekiplerinin canla başla mücadele etmeleri ve enkaz altından onlarca canı sağ olarak kurtarmalarıdır…
***
Kısaca Türkiye’nin birçok yeri deprem tehlikesi ile karşı karşıya… Biz onunla yaşamağa alışmalıyız ve bizi idare edenler, özellikle Belediyeler gerekli hazırlığı yapmalı ve önlemi almalı…
Her sallantı sonrası büyük acılar yaşamak istemiyoruz…
*
Elazığ ve Malatya’da yaşanan depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza ve Milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum…