
Erzurum’un dondurucu kışında, iki cenaze ve tek bir mezar üzerinden insanı çaresizlikle, vicdanla ve kaderle yüzleştiren “Karayazı” kısa filmi, yerel bir hikayeyi evrensel bir sorgulamaya dönüştürüyor. Erzurumlu yönetmen Ahmet Duvar’ın Tekman’ın Toptepe köyünde, gerçek kış koşullarında çektiği TRT ortak yapımı film, 267 başvuru arasından seçilerek 24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yer almaya hazırlanıyor. Gazetepusula.net’ten Şeyma Tahir’in sorularını yanıtlayan Ahmet Duvar; “Karayazı”nın çıkış noktasını, zorlu çekim sürecini, Erzurum’un yerel hikayelerinin evrensel boyutunu ve filmin izleyicide bırakmasını istediği soruları anlattı.

Karayazı filminin çıkış noktası ne oldu? Bu hikayeyi anlatmaya nasıl karar verdiniz?
Çıkış noktası, Doğu Anadolu’nun, Erzurum’un amansız kış şartlarıdır. Kış aylarında toprağın beton gibi donması nedeniyle mezar kazmanın fiziksel olarak imkânsız hale gelmesi ve yerlilerin güz mevsiminde kış için önceden mezar kazması gerçeği hikâyenin temel zeminidir. Doğanın acımasız kuralları karşısında, insanın aldığı tedbirlerin beklenmedik bir ölümle nasıl bozulduğunu anlatmak istedim.
Filmde iki cenaze ve bir mezar üzerinden nasıl bir çatışmayı anlatıyorsunuz?
Temelde doğanın dayattığı o büyük çaresizlikle, insanın ahlaki sorumluluğu arasındaki çatışmayı izliyoruz. Her yıl kış mevsimi için yetecek kadar mezar kazılır, ancak bu kez hesaplar tutmuyor. Ortada tek bir boş mezar var; bir yanda günlerdir ölüm döşeğinde olduğu için o mezarın sahibi gözüyle bakılan Cemile, diğer yanda aniden vefat eden Abdullah. Köy cemaati bu iki cenaze ve tek mezar arasında kalıyor. Çaresizliğin insanları nasıl çözümsüz bir ikileme sürüklediği işleniyor.

Erzurum’un sert kış şartları filmin hikayesini ve çekim sürecini nasıl etkiledi? Sizi en çok ne zorladı?
Aslında o şartlar filmin en önemli parçalarından biriydi. Kar, soğuk, kapanan yollar, sis, donmuş toprak bunların hiçbiri bizim için sadece görüntü değildi; hikayenin doğrudan kendisiydi. Tekman o dönemler Türkiye’nin en soğuk yeriydi. -25,-30 dereceleri gördük. Hava durumu -15lere inince tamam bugün baya sıcak düşüncesinde oluyorduk. Bu durum yine de ekibi zorluyordu, bizim memleket biz alışığız ama ekibi çoğu ilk kez bu kadar soğuk gördü. Bu durumda ulaşım zorlaşıyor ve gün ışığını çok kontrollü kullanmanız gerekiyor. Bir yandan zorlayıcıydı ama diğer taraftan o gerçek şartlar olmasaydı film bu kadar sahici görünmezdi.

Karayazı ismi sizin için ne ifade ediyor? Filmin hikayesiyle nasıl bir bağ kuruyor?
Karayazı kelimesinin bende hem coğrafi hem de kaderle ilgili bir çağrışımları var. İlk mana olarak Erzurum’un bir ilçesi olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer manaları var, “kara” zaten filmin dünyasındaki kışı, ölümü, ağırlığı çağrıştırıyor. “yazı” tarafında da biraz alın yazısı, kader duygusu var. Bir coğrafi olaraktan bakınca “kar” ve “ayazı” kelimeleri ortaya çıkıyor. Filmde insanların kontrol edemediği çok fazla şey bulunuyor; hava şartları, ölüm, zaman, toprağın donması… Bu yüzden Karayazı ismi filmin dünyasını tek kelimede karşılıyor.

Filmde ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi ele alırken izleyiciye ne düşündürmek istediniz?
İzleyiciye doğrudan bir şey söylemek ya da bir mesaj vermek istemedim. Ben daha çok bir durum kurup izleyiciyi onun içinde bırakmayı tercih etmek isterim. Ölüm geldiğinde hayat durmuyor. İnsanlar konuşmaya, tartışmaya, karar vermeye, günlük işleriyle uğraşmaya devam ediyor. Bazen ölümün kendisinden çok, geride kalanların hayatla kurduğu ilişki daha çarpıcı olabiliyor. Filmin biraz bu duyguyu bırakmasını istedim.

Tekman’da, özellikle Toptepe köyünde çekim yapmak hikayeye nasıl bir gerçeklik kattı?
En önemli etken coğrafya. Kış şartlarının yaşandığı ve şehir merkezine yakın olan bir köy olarak Toptepe köyü karşımıza çıktı. Köyün yolları, evleri, karın oluşturduğu doku, insanların yaşama biçimi zaten filmin atmosferini kendiliğinden oluşturuyor. Biz de mümkün olduğunca o gerçekliğe müdahale etmeden çekmeye çalıştık. Mekânın kendisi bir anlamda filmin karakterlerinden biri oldu. Erzurum’un o sert ve sade coğrafyasının hikayeyi taşıdığına inanıyorum.
Karayazı’nın 267 başvuru arasından seçilerek Altın Portakal’da yarışacak olması sizin için ne ifade ediyor? Ne hissediyorsunuz?
Tabii ki çok değerli. Altın Portakal, Türkiye sineması açısından çok önemli ve köklü bir festival. 267 film arasından Ulusal Kısa Film Yarışması’na seçilmek, uzun süredir emek verdiğimiz filmin böyle bir karşılık bulduğunu görmek açısından bizi çok mutlu etti. Filmin Erzurum’da çekilmiş ve bu coğrafyaya ait bir hikayeyi taşıyor olması benim için ayrıca önemli. Bir de sinema eğitimimi Antalya’da almış olmam nedeniyle, yıllar sonra çektiğim bir filmin Altın Portakal’da yarışacak olması benim için ayrı bir anlam taşıyor.

Erzurum’un yerel bir hikayesinin ulusal sinema sahnesine taşınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben yerel hikayelerin aslında çok daha evrensel olabileceğini düşünüyorum. Bir hikayenin Erzurum’da geçmesi onu yalnızca Erzurum’a ait yapmıyor. Ölüm, beklemek, çaresizlik, aile, gelenek gibi meseleler dünyanın birçok yerinde karşılık bulabilecek şeyler. Bence sinemada önemli olan bulunduğun coğrafyayı değiştirmek değil, oradaki hikayeyi doğru ve sahici şekilde anlatabilmek. Karayazı’da da bunu yapmaya çalıştık.

Filmin dünya prömiyerini Altın Portakal’da yapacak olması, gelecek projeleriniz için nasıl bir motivasyon sağlıyor?
Bir filmin ilk kez seyirci karşısına çıkması zaten başlı başına önemli bir şey. Bunun Altın Portakal gibi köklü bir festivalde olması tabii ki ayrıca değerli. Yeni projeler açısından da insana cesaret veriyor. Çünkü bağımsız kısa film yapmak kolay değil; uzun bir hazırlık, çekim ve post prodüksiyon süreci var. Filmin seyirciyle buluşması ve karşılık görmesi de yeni işler üretmek için motivasyon oluşturuyor.
Karayazı’yı izleyenlerin film bittikten sonra akıllarında hangi sorunun kalmasını istersiniz?
Belki şu soru kalabilir: Ölüm karşısında gerçekten herkes eşit mi? Filmde iki insan ölüyor ama geride kalanlar yine seçim yapmak zorunda kalıyor. Kimin önce gömüleceğine bile yaşayanlar karar veriyor. Ben filmin bittikten sonra bu rahatsız edici ama basit sorunun bir süre izleyicinin zihninde kalmasını isterim.
Şeyma TAHİR