
24 Ekim - 1 Kasım tarihleri arasında Kazakistan’da yapılacak Dünya Güreş Şampiyonası için hazırlıklarınız devam ediyor, bu kapsamda Erzurum’a geldiniz. Çalışmalarınız nasıl gidiyor? Palandöken’i nasıl buldunuz?
İlk kez Erzurum’da kamp yapıyoruz. Bana en yararlı kamplar genellikle yüksekte olan kamplar oluyor. Nu yüzden Erzurum’u tercih ettik. Şampiyonaya daha güçlü bir şekilde gidiyorum. O yüzden kampın burada olması benim için iyi oldu diyebilirim. Hatta bundan sonraki yapılacak Avrupa, Dünya Şampiyonalarında veya olimpiyat kamplarında burayı tercih edeceğim. Çünkü gerçekten burayı çok sevdim. Bana da iyi geldiğini hissettim. Aşağı yukarı bir haftadır buradayız. İki hafta daha burada olacağım. O yüzden buranın bana çok fayda sağlayacağını düşünüyorum.

Uzun ve başarılı bir kariyere sahipsiniz. Geçmişe baktığınızda ‘Beni Rıza Kayaalp yapan, kırılma noktam burası oldu’ diyebileceğiniz bir olay var mı?
Spor alanında ve özellikle de güreşte her sene iyi olmanız lazım. Her yıl aynı çalışmayı ve daha iyisini yapmanız lazım. O yüzden bir kereye mahsus bir şey değil. Bu yüzden bir şey yaşadım, ondan sonra hep bu şampiyonluklar devam etti diye bir şey yok. Çünkü her yeni başarıyı alınca bir sonrakine hazırlanmak gerekiyor. Ve yine aynı özveriyle, aynı çalışmayla, aynı istekle çalışıp, ülkenizi temsil etmeniz lazım. Bende bu düsturla tekrar tekrar katıldığım Avrupa, Dünya şampiyonalarında, olimpiyatlarda madalya kazandım. Allah bir yetenek vermiş, onu da çalışarak, gücümü koruyarak, düzenli yaşayarak ülke için kullanmaya söz verdim kendime. Allah’a şükürler olsun, o sözümde de durduğumu düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte de durmaya devam edeceğim yani.

İnsanlar sürekli madalyalarınızı, başarınızı konuşuyor ama arkasındaki fedakarlığı bilmiyoruz. Sizin bu süreçte "Artık olmuyor" dediğiniz bir nokta var mıydı? Varsa o noktadan nasıl tekrar ayağa kalktınız?
Benim ‘artık olmuyor, yapamıyorum’ dediğim bir noktam olmadı. Çünkü onu diyecek bir zamanım olmadı. 15 yaşımdan itibaren hep madalya kazanan, hep takıma giren bir sporcuydum. Ben hep iyisini yapabilmek için uğraştım. Hani "Neden olmuyor?" değil de "Bu sene olanı seneye de olması için" çalıştım. Çok çalıştım, çalıştım, dua ettim ve gittim. Bu zamana kadar büyük bir sıkıntı yaşamadım. 20 yılım zaten milli takımlarda geçti. Güreşe başlayalı da 26 yıl oldu, çeyrek asırdan fazla. Ama bendeki başarı isteği, kazanma arzusu hiçbir zaman da eksilmedi. Hep daha iyisini yapmak için tekrar çalıştım.

Küçük yaşlardan itibaren bu günlerin hayalini kurmuş muydunuz, aklınızda güreşçi olma hayali var mıydı?
Ben aslında köyde doğup büyüdüm ve bu yüzden hiçbir imkanım yoktu, hatta yüzde 1 bile değil, sıfır şansım vardı. İşte Allah bir şeyi nasip edecekse kuluna da istetiyor yani. Ben çok istedim güreşçi olmayı. Hayatımda tek istediğim şey güreşçi olmaktı. Yani ikinci bir şıkkım olmadı. "Şu işi yapayım" diye istemedim. Kendimi bildim bileli hep güreşçi olmak için çabaladım. Allah da nasip etti. Güreş eğitimi varmış, onun seçmelerine katıldım ve devletin himayesinde oraya girdim. O yüzden devlete vefam çoktur. Bu yüzden bu madalyaları almamın en büyük sebeplerinden biri de vefamı ödeyebilmek. Çünkü devletimiz bizi köyden aldı, yetiştirdi. Bizden hiçbir şey istemedi. Devletimiz sadece madalya kazanmamızı, bayrağımızı dalgalandırmamızı istedi. Arzum bunun karşılığını da sonuna kadar verebilmek, yediğimiz bir lokma ekmeğin hakkını verebilmek aslında önemli olan. Bu düşüncelerle ilerledim.

Milli mayoyu yıllardır gururla taşıyorsunuz. O mindere Türkiye adına çıkıyorsunuz ve sizden büyük başarılar bekleniyor. Bu sorumluluk sizi zorlamıyor mu? Bu baskı nasıl her defasında bir başarıya dönüşüyor?
Üzerimde bir baskı her daim var ama özellikle de şu son yıllarda yaşadığım bazı şeylerden dolayı çok takılmamaya çalışıyorum. Birden yalnız kalabiliyorsun, kimse de selam vermeyebiliyor insana. Öyle bir dönem geçirdim. O yüzden bazen boşuna o kadar stres yapıyormuşum dediğim zamanlar da oldu. Bundan sonra stressiz yaşıyorum. Yaşayabileceğim en büyük stresi yaşadım aslında kaç yıl önce. O yüzden bu saatten sonra stressiz, sıkıntısız çalışıyorum. Ben yine çalışmamı yapacağım, gideceğim; madalya kazanırsam ülkem için ne mutlu.

Rıza Kayaalp bir gün mindere veda etmek isterse, "Şu başarıyı elde ettikten sonra bırakacağım” dediğiniz bir nokta var mı?
Ben aslında 2024’te bırakacaktım. Ama işte farklı şeyler başımıza geldi. Kul olarak benim planım tutmadı, Allah’ın da bir planı varmış diyorum hep. Ben de şu an her şeyi, Allah’a bıraktım. İnşallah 2028’e kadar devam edeceğim. Şampiyonluk hedefimiz var. Hani olursa benim için güzel olacak. Allah belki erken nasip edip bizi sınamadı. Erken nasip olup da bazen bu kadar madalya kazanamayabilirdim. Geç nasip edecek, şükrettirecek; o da önemli. İnşallah şampiyonluğu elde ederek 2028’DE son noktayı koyacağım. Olimpiyatlarla birlikte bitirmeyi düşünüyorum.
Sürekli sizi minderde görüyoruz, başarılı bir sporcusunuz ama bir de sizin özel hayatınız var. Rıza Kayaalp minder dışında baba olarak, eş olarak nasıl biri?
Valla iyi, 10 numara bir baba ve eşim. Bu saatten sonra çocuklarımın özlemi, aile özlemi beni çok zorluyor. Önceden bu sıkıntıları çok yaşamazdım, şu an iki tane çocuğum var. Uzun kamp dönemlerinde onların özlemi beni zorluyor. Çoğu şeyden fedakarlık ediyorsun, uzakta zaman geçiriyorsunuz. Onlar sonuçta bu yaşlara bir daha gelmeyecekler, büyüyorlar. İnsan büyüdükçe küçüklüklerini özlüyor. Dolayısıyla hayatımızdan da, ailemizden de büyük bir fedakarlık ediyoruz aslında. Ben son 3-5 yıldır bu işi yapmayabilirdim de. Ben şu an maddiyat için bu işi yapmıyorum. Başka işlerle uğraşsam yine aynı kazancı elde edebilirim, fazlasını da elde edebilirim. 5-6 yıldır rekor kırmak, madalya sayımı artırmak, devletimize vefamızı ödemek için yapıyorum. Küçükken anne babamızdan fedakarlık ettik onların yanından ayrılarak. Şimdi ise kendi ailemizden fedakarlık ediyoruz.

Taha Akgül ile beraber Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde rol aldınız ve kapı kırma sahneniz gündem oldu. Bu sahnenin arka planını bir de sizden dinlemek isteriz.
Sahne icabı kapıyı bir kerede açmamız lazımdı. İlkinde iki kerede açtık. Yönetmen de "Bir kerede açabilirseniz iyi olur" dedi. Biz de "Açarız" dedik. Ben de o sabah "Kapıyı kırıp gireceğiz" falan diye de öylesine konuşmuştum. Biz de çok yüklenince işte menteşelerin oradan kapı kırıldı. Ortaya o çok konuşulan sahne çıkmış oldu.
Oyunculuk adına bu tarz filmlerde, dizilerde oynama gibi bir planınız var mı?
‘Mehmed: Fetihler Sultanı’ dizisi benim için çok farklı bir deneyim oldu. Yeni sezonda da 3 bölümde oynadık. Yeniden oyunculuk yapmak isterim fakat hem sporculuk hem de oyunculuk zor işler. Çünkü orada da gerçekten farklı bir emek var. Sabah gidiyorsun akşama kadar çekimle uğraşıyorsun. Burada hiç değilse antrenmana giriyorsun, 2 saat antrenman yapıp akşama kadar dinleniyorsun. Oyunculukta ise sete sabah gidiyorsun, akşama kadar oradasın ve ayaktasın. Çekim gerçekten emek isteyen bir alan. O yüzden ben bir şeyleri izlerken artık farklı izliyorum mesela. İşin içine girince anlıyorsun zorluğunu. Yani 1-2 dakika için bile akşama kadar uğraşıyorsun.
Son olarak Kazakistan’da yapılacak olan Dünya Güreş Şampiyonası var. Hedefiniz nedir, neler söylemek istersiniz?
Azimle hazırlanıyoruz ve benim en büyük hedefim 2028’teki Olimpiyatlar. Örneğin ben buraya katılmayabilirdim de ama buralarda olmam gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta o gücümü korumam için buralarda olmam lazım. Bu şampiyonalara girip bayrağımızı dalgalandırmalıyım diyorum. İnşallah elimden geleni yapacağım. Hedefim şampiyonluk ve her zamanki gibi savaşacağım.
Fotoğraflar: Okan Kılci-AA
Şeyma TAHİR