
Osmanlı’yı ziyaret eden seyyahların eserlerinden o dönem insanımızın vebaya karşı tutumlarını okuduğumuz ve II. Mahmut’un veba salgınına karşı vermiş olduğu mücadeleye baktığımız zaman geçmişle bu günümüz arasında çok büyük farkların olduğuna şahit olmaktayız.
On yedinci yüzyılda İstanbul’a gelen Fransız Grelot İstanbul Seyahatnamesi adlı eserinde Osmanlı’da salgın bölgelerinden gelen kişilerin karantinaya alınmadığını, hatta vebalı birisi öldüğünde onun elbiselerinin pazarlarda satılığa çıkarıldığını, ihtiyacı olan kişilerin bu durumu göz önünde bulundurmadan bu kişilerin elbiselerini satın aldıklarını, vebadan gelecek ölümden korkmadıklarını dile getirmektedir.
Yine On sekizinci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’ne seyahat eden Tournefort, Tournefort Seyahatnamesi adlı eserinde o dönemlerde yaygın olan veba salgınına karşı Türklerin tedbir almamasını dile getirerek Türklerin yaşamayı hak etmediklerini, çünkü Türklerin veba gibi bir hastalığı önlemek ya da hastalıkla mücadele etmek için hiçbir önlem almadıklarını günde beş yüz ya da altı yüz kişinin ölmeye başlamasıyla harekete geçtiklerini dile getirmektedir.
Diğer bir gezgin Olivier on dokuzuncu yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu, Mısır ve İran’a Yapılan Seyahat adlı eserinde Türklerin dinî inançları nedeniyle vebaya karşı Avrupalıların aldıkları koruma tedbirlerinin hiçbirisini almadıklarını ve bu tedbirleri almayı da günah saydıklarını dile getirmiştir.
On dokuzuncu yüzyılda Türkiye’ye gelen İngiliz Robet Curzon da Türklerin veba konusunda batıl itikatlara sahip olduğunu, bazı insanların vebayı uzun, ince ve korkunç yaşlı kadın şeklinde gördüklerini iddia ettiğini dile getirmiştir.
Özellikle ilk dönemlerde Osmanlı’ya gelen seyyahların İstanbul’un fethini hazmedemedikleri için Türklere karşı ön yargılı oldukları, onları küçük düşürmek, onlarla alay etmek gibi bir amaçlarının olduğu da bir gerçek.
Aynı zamanda II. Mahmut’un veba ve tifüs salgınlarındaki tahribatı en aza indirmek için vermiş olduğu mücadelelere baktığımızda özellikle salgın hastalıklarla mücadelede son dönem seyyahlarının bazı tespitlerinde isabetli olduklarını da görmekteyiz.
II. Mahmut 1831 yılında veba ve kolera salgınlarını önlemek için Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin tavsiyesi üzerine Karadeniz’den gelen gemilere karantina uygulamasını başlatmıştır. II. Mahmut bu uygulamayı başlatmadan önce Meşveret Meclisinde din âlimlerini karantina konusunda tartıştırmış, 26 Nisan1838 tarihinde Karantina Meclisini kurdurmuş, bu hususta da Mekkizâde Mustafa Asım Efendi’den fetva almış, yine o dönemin resmî gazetesi niteliğindeki Takvimi Vakiyi’de bu hususla ilgili hadisler, fetvalar, eski dinî kitaplardan deliller sunarak karantinayı Allah’ın iradesine karşı gelme olarak algılayan halkın bu duruma vereceği tepkiyi en aza indirmeyi amaçlamıştır.
Geçmişte Osmanlı’nın epidemik hastalıklara karşı vermiş olduğu mücadeleyi küçümseyen ve Türkleri aşağılayan Avrupalıların bugün Kovid 19 virüsüne karşı vermiş oldukları mücadelede düşmüş oldukları acziyeti gördüğümüzde ülkemizin geçmişe oranla çok ama çok büyük aşamalar kaydettiğine şahit olmaktayız.
Cumhuriyetin kazanımlarıyla birlikte, ülkemizde sağlık alanında atılan adımların, yönetim anlayışının, idarecilerin, vatandaşlarımızın tutumunun çok farklı olduğunu görmekteyiz. Ak Parti döneminde yapılan hastanelerin ve özellikle salgına karşı verilen bilimsel mücadelenin bu başarıda çok büyük etkisi var.
Avrupalılar hastalıklarla mücadelede her zaman akılcı ve bilimsel davrandıklarını iddia etseler bile şu anda koronavirüse karşı vermiş oldukları zayiat ve de düşmüş oldukları acziyet onların bazı konularda atıp tuttuklarına, kendilerini olduklarından daha fazla pazarladıklarına işarettir.
Batılıların kurmuş oldukları kapitalist sistem, tüm dünyanın kanını emerken aynı zamanda kendi sahiplerini de içten içe yiyen bir canavara dönüşmüştür.
Halkımız daha dikkatli davranır, kurallara daha fazla riayet eder komşusu açken tok yatan bizden değildir hadisi şerifinin kültürel kodlarını harekete geçirir, ihtiyacı olanların yardımına koşar; hükümetimiz de bu konudaki canhıraş mücadelesine devam ederse Avrupalıların düşmüş olduğu acziyet ortamına düşmeden çok daha az bir hasarla bu beladan kurtulma şansımız olacaktır.
On yedinci yüzyılda İstanbul’a gelen Fransız Grelot İstanbul Seyahatnamesi adlı eserinde Osmanlı’da salgın bölgelerinden gelen kişilerin karantinaya alınmadığını, hatta vebalı birisi öldüğünde onun elbiselerinin pazarlarda satılığa çıkarıldığını, ihtiyacı olan kişilerin bu durumu göz önünde bulundurmadan bu kişilerin elbiselerini satın aldıklarını, vebadan gelecek ölümden korkmadıklarını dile getirmektedir.
Yine On sekizinci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’ne seyahat eden Tournefort, Tournefort Seyahatnamesi adlı eserinde o dönemlerde yaygın olan veba salgınına karşı Türklerin tedbir almamasını dile getirerek Türklerin yaşamayı hak etmediklerini, çünkü Türklerin veba gibi bir hastalığı önlemek ya da hastalıkla mücadele etmek için hiçbir önlem almadıklarını günde beş yüz ya da altı yüz kişinin ölmeye başlamasıyla harekete geçtiklerini dile getirmektedir.
Diğer bir gezgin Olivier on dokuzuncu yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu, Mısır ve İran’a Yapılan Seyahat adlı eserinde Türklerin dinî inançları nedeniyle vebaya karşı Avrupalıların aldıkları koruma tedbirlerinin hiçbirisini almadıklarını ve bu tedbirleri almayı da günah saydıklarını dile getirmiştir.
On dokuzuncu yüzyılda Türkiye’ye gelen İngiliz Robet Curzon da Türklerin veba konusunda batıl itikatlara sahip olduğunu, bazı insanların vebayı uzun, ince ve korkunç yaşlı kadın şeklinde gördüklerini iddia ettiğini dile getirmiştir.
Özellikle ilk dönemlerde Osmanlı’ya gelen seyyahların İstanbul’un fethini hazmedemedikleri için Türklere karşı ön yargılı oldukları, onları küçük düşürmek, onlarla alay etmek gibi bir amaçlarının olduğu da bir gerçek.
Aynı zamanda II. Mahmut’un veba ve tifüs salgınlarındaki tahribatı en aza indirmek için vermiş olduğu mücadelelere baktığımızda özellikle salgın hastalıklarla mücadelede son dönem seyyahlarının bazı tespitlerinde isabetli olduklarını da görmekteyiz.
II. Mahmut 1831 yılında veba ve kolera salgınlarını önlemek için Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin tavsiyesi üzerine Karadeniz’den gelen gemilere karantina uygulamasını başlatmıştır. II. Mahmut bu uygulamayı başlatmadan önce Meşveret Meclisinde din âlimlerini karantina konusunda tartıştırmış, 26 Nisan1838 tarihinde Karantina Meclisini kurdurmuş, bu hususta da Mekkizâde Mustafa Asım Efendi’den fetva almış, yine o dönemin resmî gazetesi niteliğindeki Takvimi Vakiyi’de bu hususla ilgili hadisler, fetvalar, eski dinî kitaplardan deliller sunarak karantinayı Allah’ın iradesine karşı gelme olarak algılayan halkın bu duruma vereceği tepkiyi en aza indirmeyi amaçlamıştır.
Geçmişte Osmanlı’nın epidemik hastalıklara karşı vermiş olduğu mücadeleyi küçümseyen ve Türkleri aşağılayan Avrupalıların bugün Kovid 19 virüsüne karşı vermiş oldukları mücadelede düşmüş oldukları acziyeti gördüğümüzde ülkemizin geçmişe oranla çok ama çok büyük aşamalar kaydettiğine şahit olmaktayız.
Cumhuriyetin kazanımlarıyla birlikte, ülkemizde sağlık alanında atılan adımların, yönetim anlayışının, idarecilerin, vatandaşlarımızın tutumunun çok farklı olduğunu görmekteyiz. Ak Parti döneminde yapılan hastanelerin ve özellikle salgına karşı verilen bilimsel mücadelenin bu başarıda çok büyük etkisi var.
Avrupalılar hastalıklarla mücadelede her zaman akılcı ve bilimsel davrandıklarını iddia etseler bile şu anda koronavirüse karşı vermiş oldukları zayiat ve de düşmüş oldukları acziyet onların bazı konularda atıp tuttuklarına, kendilerini olduklarından daha fazla pazarladıklarına işarettir.
Batılıların kurmuş oldukları kapitalist sistem, tüm dünyanın kanını emerken aynı zamanda kendi sahiplerini de içten içe yiyen bir canavara dönüşmüştür.
Halkımız daha dikkatli davranır, kurallara daha fazla riayet eder komşusu açken tok yatan bizden değildir hadisi şerifinin kültürel kodlarını harekete geçirir, ihtiyacı olanların yardımına koşar; hükümetimiz de bu konudaki canhıraş mücadelesine devam ederse Avrupalıların düşmüş olduğu acziyet ortamına düşmeden çok daha az bir hasarla bu beladan kurtulma şansımız olacaktır.