
Bir yağmur yağsa şimdi ve biz ıslansak...
Yüreğimiz deva bulsun diye benliği soyunsak üzerimizden...
Pür üryan insan kalsak...
Keşkelerin ümidi ile bir yağmur boşalsa gözlerimizden ve ıslatıp yumuşatsa dikenlerimizi...
O vakit belki Vedud olan acır da halimize, bir gonca güle çevirir bizi...
Yetmese o gülü koparsa Sevgili, kendi has bahçesine dikse...
Ondan kelli zaman aksa, yağmurlar kesilse ne gam!
Islattığım topraktan biten dikene acısa Bahçevan…
Merhametinden bir tohum daha serpse habbesine…
Kıyamasa, dikeni de gül saysa.
Halik olmak yetmesin bir de Hâllak olayım ki, her solmaya duruşunda yeniden dirilmene umut olsun dediğini duysa can!
Sonra boynunu bükse diken, senin dikenin olmayı gülzara sultan olmaya değişmem ey Sevgili dese...
Coşkunluğundan taşan suskunluk kabuğuna sığınsa...
İçinden coştukça coşsa fakrına...
Aşk dertlisinin şanına maşukun tenezzülünde bir gül olmayı hayal etmek yakışır ancak...
Diken olmaklığının çaresizliğine gözlerini kapatmadan lakin gonca olmanın hayaline de ümitsizlik göstermeden yaşamak gelse elden...
Korku ve ümitle yani!
Titremeli çünkü gül kokusunun ne çabuk dağılıp gidebileceğini, zayıf bedeninin Bahçevandan ihsansız kaldığında ne çabuk çürüyüp mis rayihasının kokuşmuşluğa dönüşeceğini hiç aklından çıkarmamalıdır.
Ümidi bir an yüreğinden düşürmemelidir de aynı vakit, bilmelidir ki onu hayata bağlayan o ümitten ve o Rezzak olanın teveccühünden başka hiçbir şey değildir.
Üstelik bir oyun kendini sevgilide yok etmeyi başarabilmişse âşık, onun için zaten bu ümitten başkası hayat kaynağı olmak kuvvetine mümkün değil malik olamaz.
Sevgilisiz yaşamak, nefessiz bir ömür gibidir ki, o da belki farkına varıp son çekilen nefesin zayii olduğunu topraktan yapılmış kâsenin kendisine ihtar edeceği süre kadardır.
Gül nasıl kokacağını bilemez ki, uğruna latif soluklarını saldığı Sevgili'den ayrı düşünce de kendi gibi kokmaya devam edebilsin.
Mümkündür kendisinden bir kokunun sudur etmesi ancak o kokuşmuşluk da bahçenin bendesi olmadığını bağıra bağıra âleme ikrar eder.
Gül isen ey can, kokun ele verir seni...
Olur olmaz yerde rayihanla çalım satmaya kalkarsan da, vefasızlığın burun kıran zilletiyle âlemin gözünde rüsva olmaktan başka nihayetin olmaz.
Goncanın hevesi aşkın diriliğini sonsuz bir tazelikle üzerinde muhafaza etmeyedir.
O yüzden hep diriliğin kaynağı olanın peşinde sürecek bitimsiz bir yolculuk özler.
Bahçevan'ın her şartına boyun büker...
Kendisine sınansın diye diken muamelesi yapmasından neşve duyar...
Maşuk'tan gelenin; hâlini, kolayını, zorunu ayırt etmeden sever...
Ben senin goncanım isyanında bulunmadan sabırla bekler...
Ancak ben diye başlayan hissedişleri bir kenara bırakıp, hakikatte bir sen varsın ey Sevgili!
Gözüm, aklım, ruhum senden değil ancak senin demeye başladığında, Bahçevan onun bağlarını koparır ve o gül artık, gülsün diye özel ilgiye mazhar olur.
Onun bahçesi değişmiştir artık…
Her güle o bahçede yer bulunur da, her gonca o gül harmanında yer bulamaz.
Toprağına tamah eden goncanın, akıbeti çürümektir!
Ey gül; suyu, toprağı terk et, Sonsuz olanın peşine düş…
O vakit ab-ı hayatın surette olmadığını anlar, kâinatın en kâmil gülünün (sav) elinden kevserle şenlenirsin.
Bütün güllerin Sahibinin demetinde hiç solmayan goncalığa erişirsin.
Sen öyle bir gülsün ki, yitip gitmen Sahibinin şanına yakışmaz.
Öyle bir gül ol ki…
Gök bir yarılıp oluverdi mi bir gül, yağ gibi eriyen, kızaran yanan. Rahman/37
Sen işte öyle bir günde ihtimamla korunan nadide bir gül eylenesin!
Yüreğimiz deva bulsun diye benliği soyunsak üzerimizden...
Pür üryan insan kalsak...
Keşkelerin ümidi ile bir yağmur boşalsa gözlerimizden ve ıslatıp yumuşatsa dikenlerimizi...
O vakit belki Vedud olan acır da halimize, bir gonca güle çevirir bizi...
Yetmese o gülü koparsa Sevgili, kendi has bahçesine dikse...
Ondan kelli zaman aksa, yağmurlar kesilse ne gam!
Islattığım topraktan biten dikene acısa Bahçevan…
Merhametinden bir tohum daha serpse habbesine…
Kıyamasa, dikeni de gül saysa.
Halik olmak yetmesin bir de Hâllak olayım ki, her solmaya duruşunda yeniden dirilmene umut olsun dediğini duysa can!
Sonra boynunu bükse diken, senin dikenin olmayı gülzara sultan olmaya değişmem ey Sevgili dese...
Coşkunluğundan taşan suskunluk kabuğuna sığınsa...
İçinden coştukça coşsa fakrına...
Aşk dertlisinin şanına maşukun tenezzülünde bir gül olmayı hayal etmek yakışır ancak...
Diken olmaklığının çaresizliğine gözlerini kapatmadan lakin gonca olmanın hayaline de ümitsizlik göstermeden yaşamak gelse elden...
Korku ve ümitle yani!
Titremeli çünkü gül kokusunun ne çabuk dağılıp gidebileceğini, zayıf bedeninin Bahçevandan ihsansız kaldığında ne çabuk çürüyüp mis rayihasının kokuşmuşluğa dönüşeceğini hiç aklından çıkarmamalıdır.
Ümidi bir an yüreğinden düşürmemelidir de aynı vakit, bilmelidir ki onu hayata bağlayan o ümitten ve o Rezzak olanın teveccühünden başka hiçbir şey değildir.
Üstelik bir oyun kendini sevgilide yok etmeyi başarabilmişse âşık, onun için zaten bu ümitten başkası hayat kaynağı olmak kuvvetine mümkün değil malik olamaz.
Sevgilisiz yaşamak, nefessiz bir ömür gibidir ki, o da belki farkına varıp son çekilen nefesin zayii olduğunu topraktan yapılmış kâsenin kendisine ihtar edeceği süre kadardır.
Gül nasıl kokacağını bilemez ki, uğruna latif soluklarını saldığı Sevgili'den ayrı düşünce de kendi gibi kokmaya devam edebilsin.
Mümkündür kendisinden bir kokunun sudur etmesi ancak o kokuşmuşluk da bahçenin bendesi olmadığını bağıra bağıra âleme ikrar eder.
Gül isen ey can, kokun ele verir seni...
Olur olmaz yerde rayihanla çalım satmaya kalkarsan da, vefasızlığın burun kıran zilletiyle âlemin gözünde rüsva olmaktan başka nihayetin olmaz.
Goncanın hevesi aşkın diriliğini sonsuz bir tazelikle üzerinde muhafaza etmeyedir.
O yüzden hep diriliğin kaynağı olanın peşinde sürecek bitimsiz bir yolculuk özler.
Bahçevan'ın her şartına boyun büker...
Kendisine sınansın diye diken muamelesi yapmasından neşve duyar...
Maşuk'tan gelenin; hâlini, kolayını, zorunu ayırt etmeden sever...
Ben senin goncanım isyanında bulunmadan sabırla bekler...
Ancak ben diye başlayan hissedişleri bir kenara bırakıp, hakikatte bir sen varsın ey Sevgili!
Gözüm, aklım, ruhum senden değil ancak senin demeye başladığında, Bahçevan onun bağlarını koparır ve o gül artık, gülsün diye özel ilgiye mazhar olur.
Onun bahçesi değişmiştir artık…
Her güle o bahçede yer bulunur da, her gonca o gül harmanında yer bulamaz.
Toprağına tamah eden goncanın, akıbeti çürümektir!
Ey gül; suyu, toprağı terk et, Sonsuz olanın peşine düş…
O vakit ab-ı hayatın surette olmadığını anlar, kâinatın en kâmil gülünün (sav) elinden kevserle şenlenirsin.
Bütün güllerin Sahibinin demetinde hiç solmayan goncalığa erişirsin.
Sen öyle bir gülsün ki, yitip gitmen Sahibinin şanına yakışmaz.
Öyle bir gül ol ki…
Gök bir yarılıp oluverdi mi bir gül, yağ gibi eriyen, kızaran yanan. Rahman/37
Sen işte öyle bir günde ihtimamla korunan nadide bir gül eylenesin!