
Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak, toplantıda Genel Koordinatör Sevda Güneş İncesu, Yazı İşleri Müdürü Cihat İncesu, Haber Müdürü İrfan Tarakçıoğlu, Haber Editörü İhsan Senir, İstihbarat Şefi Manolya Bulut ve pusula.net Yazı İşleri Müdürü Nesrin Demir’in; ETÜ’nün hazırladığı, Erzurum Kongre Binası Depremsellik Raporu’ndan, Doğu Cephesi Alan Başkanlığı’na, ön hazırlık çalışmaları bakanlıkla paylaşılan çip fabrikasına ve ETÜ’nün akademik kapasitesinin Erzurum’a sağlayacağı katma değere kadar birçok konudaki soruyu yanıtladı.

Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak toplantıda, gazeteci Sevda Güneş İncesu’nun sorusu üzerine, ülke kamuoyunda da bir süre tartışılan, Erzurum Kongre Binası’yla ilgili ETÜ’nün hazırladığı teknik rapora ilişkin açıklamalarda bulundu.
ETÜ’lü akademisyenlerin hazırladığı raporun, Erzurum ve ülkede sıcak bir gündem oluşturduğunu ifade eden Rektör Çakmak, “Yaptığımız işin arkasındayız, ekibimin arkasındayım” mesajını verdi.
Kendilerine güvendikleri, inandıkları konularda sahada olduklarını vurgulayan Çakmak şunları söyledi; “Erzurum Kongre Binası bir sembol binadır. Aslında Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinin başlatıldığı, o meşalenin yakıldığı bir bina. Bu anlamda sembolik olarak son derece özel bir değeri var. Bu özel anlamından dolayı, bu konunun çok konuşulmasını, bizden istenen rapor üzerinden tartışmalar yapılmasını yadırgamıyorum. Çünkü ortada sadece şehrimiz için değil, ülkemiz için de son derece sembolik bir bina var. Çok kritik kararların alındığı, bağımsızlık meşalesinin yakıldığı bir binadan bahsediyoruz. Bu açıdan hassasiyetin oluşmasını son derece doğal buluyorum.”

“Taşın altına elimizi koyduk, pişman değiliz.
Konuşmasında, “Biz kararlarımızı bilimsel çalışmalarımız, deneylerimiz, analizlerimiz, tetkiklerimiz sonucunda veririz” diyen Çakmak, teknik rapor hazırlanmasıyla ilgili ihale sürecinde en düşük teklifi kendilerinin verdiğini belirterek, “Bu işin tartışmalı noktalara gelebileceğini düşünerek sürece girdik. Ama bizim buradaki temel motivasyonumuz şuydu: Biz Erzurum’da bir teknik üniversiteyiz. Erzurum’daki, bu kadar tarihi öneme sahip bir binanın depreme dayanıklı olup olmadığının tespitinin, İstanbul’da ya da Ankara’da başka bir üniversite tarafından yapılmasını, doğrusu kendimize bir zül kabul ederdik. Biz taşın altına elimizi koyduk ve bundan pişman da değiliz” dedi.
Rapor 4 ayda hazırlandı
Teknik raporun 4 ayda hazırlandığını anlatan Çakmak, şöyle devam etti; “Arkadaşlarımız raporu dört aylık bir süre içerisinde, büyük bir titizlikle hazırladı. Dört ay, bu tür çalışmalar için aslında uzun bir süre. Çünkü çalışmanın hassasiyetle yürütülmesi, hiçbir noktanın gözden kaçmaması, yapılan deneylerin mükerrer şekilde tekrarlanması gerekir. Yani bir sensör yerleştirirsiniz, ölçüm alırsınız; sonra aynı ölçümü tekrar edersiniz. Titreşim, kolon tepkisi, kiriş tepkisi, olası bir depremde ne tür sonuçlar doğurur, bunların hepsi defalarca test edilir. Bu nedenle biz bir heyet oluşturduk. Sadece bir hocamız ön planda gibi gözüküyor olabilir ama arka planda toplam üç hocamız çalıştı. O ekibin içerisinde, Stanford Üniversitesi’nin yayımladığı “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde yer alan bir hocamız var. Yapı anabilim dalından iki hocamız vardı. Aynı zamanda zemin mekaniği konusunda uzman bir hocamız vardı.
Çünkü sadece yapı statiği açısından ölçüm almak yetmez. Aynı zamanda sondaj makineleriyle zeminde ölçümler alındı. 90 metreye kadar inildi. Numuneler alındı. Su seviyesi ölçüldü. Toprak zeminin kalitesi, dayanıklılığı, zeminin depreme etkisi ölçüldü. Yani bu iş kesinlikle oldubittiye getirilmedi. Getirilmesi de mümkün değildir. Biz adeta binanın zeminden çatıya kadar bir tomografisini çektik.”

“Ekibimin arkasındayım”
ETÜ’nün söz konusu raporu hazırlamakta gerekli yetkinliğe sahip olduğunu yineleyen Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak şu ifadeleri kullandı; “Biz -yapacağımız işi en hassas şekilde yapmak zorundayız düşüncesiyle- bu sürece girdik. Arkadaşlarımız bana da detaylı bir sunum yaptılar. Raporu gönderdiler. Gece oturup 15 sayfalık raporu; fotoğrafları, analizleri tek tek inceledim. Şunu açıkça söyleyeyim: Arkadaşlarımızın verdiği raporun sonuna kadar arkasındayım. Tabii bu rapor üzerinden bir takım tartışmalar yapıldı, yapılıyor. İnsanlar bunları konuşuyor. Maalesef zaman zaman itibarsızlaştırma noktasına varan haberler de yapıldı. Herkes sizin gibi sorumlu gazetecilik örneği sergilemiyor. Farklı analizler, farklı yorumlar yapan insanlar olabiliyor. Neyse, olan oldu; yapacak bir şey yok. Neticede biz yaptığımız işin arkasındayız. Ekibimin arkasındayım”
“Raporumuz, binanın yıkılması yönünde değil”
Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi binanın yıkılması yönünde kesinlikle bir tavsiyede bulunmadıklarının altını çizen Rektör Çakmak, şu açıklamalarda bulundu; “Raporda birinci öncelik olarak güçlendirme öneriliyor. Güçlendirme mümkün değilse bile, yine önce güçlendirme seçeneklerinin sonuna kadar zorlanması gerektiği ifade ediliyor. Arkadaşlarımız güçlendirmeyi hararetle ve hassasiyetle öneriyorlar. Sonuç paragrafında da bu açıkça vurgulanıyor. Raporda güçlendirmeyle ilgili yaklaşık 8-10 başlık var. Neler yapılmalı, neler yapılmamalı ayrıntılı şekilde yazılmış. ‘En kötü ihtimal yıkılmalıdır’ diye bir madde yok. Böyle bir vurgu yok. Sadece binanın arka tarafında, kuzey cephesinde daha büyük bir zayıflık olduğu için, ‘yeniden yapım olabilir’ şeklinde bir öneri var. Bu, binanın tamamı için değil; özellikle çok daha zayıf olan sınırlı bir alan için… Şunu da söyleyeyim: Eğer bu rapor Erzurum’dan bir üniversiteye değil de başka bir üniversiteye hazırlatılmış olsaydı, belki bu kadar tartışılmazdı.”
Rektör Çakmak, bazı sosyal medya hesaplarında, “Erzurum Kongre Binası yıkılıp, Atatürk’ün izleri silinmek isteniyor” şeklindeki paylaşımları da, “Bu bir hezeyandır. Başka söyleyecek bir sözüm yok” diye değerlendirdi.
“ETÜ zemininde sıkıntı yok”
Çakmak ayrıca, ETÜ yerleşkesindeki binalarda herhangi bir zemin problemi olup olmadığı yönündeki bir soruya da şu karşılığı verdi; “Üniversitemizin yapılaşmasıyla ilgili iddia edildiği gibi bir sıkıntı kesinlikle söz konusu değil. Zaman zaman sıvılaşma problemlerinden bahsediliyor. Sıvılaşma ile ilgili herhangi bir sıkıntımız yok. ‘Su çıkıyor’ deniyor. Eğer gerçekten su çıksaydı, bizim o binalarda kalmamız mümkün olmazdı. Şimdi düşünün: Bir bina için ‘bu binada oturulamaz’ raporu vereceksiniz, sonra gidip o binada kendiniz oturacaksınız. Böyle bir çelişki, hele de bilim insanı kimliğine sahip insanlar için kabul edilebilir değildir.”
Doğu Cephesi Alan Başkanlığı çalışmaları
Toplantıda, Erzurum’da kurulması düşünülen ve bu konuda ETÜ’nün hazırladığı rapor doğrultusunda çalışmaların yol haritasının belirleneceği, Doğu Cephesi Alan Başkanlığı kurulması konusundaki soruyu da cevaplandıran Rektör Prof. Dr. Çakmak şöyle konuştu; “Aslında Doğu Cephesi adeta ikinci bir Çanakkale’dir bizim için… Osmanlı-Rus Savaşı’ndan itibaren Erzurum’da kurulmuş 24 tabyamız var. Hala araştırılan, gün yüzüne çıkarılmaya çalışılan yeni tabyalarımızın da olduğu ifade ediliyor. Bu tabyaların korunması ve gelecek nesillere aktarılması hayati öneme sahip. Şu anda sadece Aziziye ve Mecidiye tabyaları, koruma altına alınmış sınırlı bir alan, düzenli bakım ve korumadan yararlanabiliyor. Bunun dışındaki tabyalarımızda maalesef aynı düzeyde bir koruma mümkün değil. Çünkü bu alanların resmi bir statüsü yok, özel bütçesi yok, sürekli güvenliği yok. Bu nedenle biz, valiliğimizle yaptığımız görüşmelerde Türkiye’de çok başarılı bir örnek olan Çanakkale Alan Başkanlığı modelini gündeme getirdik.”
“Yaşayan mekânlara dönüştürmemiz gerekiyor”
Rektör Çakmak, “Bu alanları yaşayan mekânlara dönüştürmemiz gerekiyor. Aksi takdirde buraların korunması da, istenilen noktaya taşınması da pek mümkün olmuyor. Bu nedenle “Tarih Alan Başkanlığı – Erzurum Tarih Alan Başkanlığı” şeklinde bir öneri geliştirdik. İnşallah bu konuyu tekrar Sayın Valimizle, Büyükşehir Belediye Başkanımızla, milletvekillerimizle, ilgili siyasi ve idari mercilerle yeniden müzakere edeceğiz. Bu öneriyi devletin üst düzey yetkililerine resmi olarak sunmayı planlıyoruz. Tarihçiler özellikle şunun altını çiziyor: Bu bölge, en az Çanakkale Savaşları kadar kıymetli alanlara sahip. Bunu bir karşılaştırma anlamında söylüyorum. Erzurum ve çevresindeki tarihi alanların, tarihi yapıların bütüncül bir anlayışla korunması bu açıdan hayati önem taşıyor. Eğer bugünden gerekli tedbirler alınırsa, bu alanlara resmi bir çerçeve kazandırılırsa, bir kurumsal bir yapı oluşturulursa, hem kurumsallaşma sağlanacak, hem de tarihi yapılarımızı çok daha sağlıklı, çok daha sürdürülebilir bir şekilde koruyabileceğiz” dedi.
Erzurum’a cip fabrikası kurulması
Rektör Çakmak, Erzurum’da kurulması düşünülen çip fabrikasıyla ilgili sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kaçır’la yaptığı görüşmeyle ilgili bir soruyu da şöyle cevap verdi;
“Yüksek Teknoloji Araştırma Merkezi’nde halihazırda lazer çip üretimi yapıyoruz. Bu, bir süredir üzerinde konuştuğumuz, Erzurum’un potansiyelini ön plana çıkarmaya çalıştığımız temel başlıklardan biri. Daha önce Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen ile birlikte Tayvan’a bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyarette özellikle şunun altını çizmek isterim. Tayvan, dünya çip ihtiyacının yüzde 60’ından fazlasını tek başına karşılayan bir ülke. Yüzölçümü olarak Erzurum’dan daha küçük bir coğrafya. Buna rağmen, TSMC gibi dev firmalarla dünya çip tedarikinin yüzde 50’den fazlasını tek başına karşılayabiliyor.
Bizim Tayvan ziyaretimizdeki temel amacımız şuydu; Üretim tesislerini yerinde görmek, teknoloji üreten firmalarla birebir görüşmek, hem üniversitemizin hem de Erzurum’un potansiyelini anlatmak, ve bu alanda iş birlikleri geliştirebilir miyiz, bunu değerlendirmek. Orada firmalarla görüşmeler yaptık, iş birliği imkanlarını konuştuk. Bu temaslarımız hala devam ediyor. Döndükten sonra üniversite olarak kapsamlı bir rapor hazırladık. Bu süreci neden Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte yürütüyoruz? Çünkü bilim tarafında üniversite var. Araştırmayı, altyapıyı, insan kaynağını biz sağlıyoruz. Sanayileşme tarafında ise organize sanayi bölgeleri, arazi tahsisi, yatırım ortamı gibi konularda şehrimizin dinamikleri devreye giriyor.”
Bilimsel üretimin teknolojiye dönüşmesi gerekiyor
Çakmak konuşmasında şunlara değindi; “Bakanımızla görüşmemizde çip üretimi konusunu doğrudan ele aldık. Buradaki temel nokta şu: Yatırımcı gerekiyor. Devlet diyor ki; Bu alanda yapılacak yatırımın, çağrı başlığına bağlı olarak yaklaşık yüzde 20’sini biz destekleyeceğiz. Bizim görüşmemizin ana amacı da şuydu: Erzurum’un potansiyelini anlatmak. Üniversitemizin altyapısını göstermek. Çünkü biz devletimizin, milletimizin imkanlarıyla Yüksek Teknoloji Araştırma Merkezini kurduk. Bugün bu merkezin toplam yatırım maliyeti 100 milyon doları aşmış durumda. Muazzam bir teknoloji altyapısı var. Burada projeler yapılıyor, yayınlar yapılıyor, bilimsel üretim var. Ama bilimsel üretimin mutlaka teknolojiye dönüşmesi gerekiyor. Bunu Bakanımıza açıkça ifade ettim. Yaptığımız lazer çip üretimi çalışmalarını, mevcut altyapıyı detaylarıyla anlattım.
İklim dezavantaj değil avantaj!
Erzurum’un soğuk iklimi genelde bir dezavantaj gibi algılanır. Kar, kış, zor şartlar. Ama yüksek teknoloji üretimi açısından bu, aslında büyük bir avantaja dönüşüyor. Çünkü çip üretimi serin, stabil, düşük nemli ortam ister. Bu açıdan Erzurum’un iklimi, böyle bir tesis için son derece elverişli. Şu an itibarıyla yatırımcı arayışı var. Bir yatırımcının bulunması ve bu yatırımı hayata geçirmesi gerekiyor.”
Atatürk Üniversitesi ile yapıcı rekabet
Üniversitelerin farklı kriterleri ön plana çıkarılarak yapılan ulusal ve uluslar arası sıralamalarda elde ettikleri başarılar ve bu anlamda ETÜ’nün Atatürk Üniversitesi arasında bir rekabetin söz konusu olup olmadığı yönündeki bir soruya da Rektör Çakmak, aynı şehrin iki kardeş üniversitesi arasında ancak tatlı bir rekabetin olabileceğini söyledi. Çakmak konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Akademik başarılarına ilişkin Spordan örnek verecek olursak, 182 üniversitenin yer aldığı bir ortamda doğal olarak bir rekabet vardır. Ama rakip kelimesini biraz dikkatli kullanmak gerekir. Rekabet yok desek doğru olmaz, var. Ama bu tatlı, yapıcı bir rekabet. Örneğin kış sporlarında, curlingde, finalde sık sık Atatürk Üniversitesi ile karşılaşırız. Hokeyde Atatürk Üniversitesi ile oynarız. Bazen onlar kazanır, bazen biz kazanırız.
Karşımızda 70 yıllık bir üniversite var, biz 10-15 yıllık bir üniversiteyiz, biz rakip olamayız gibi bir kompleksimiz yok. Ama şunu da yapmıyoruz: Her alanda ön plana çıkmalıyız, her şeyi biz kazanmalıyız gibi vahşi bir yarışın içine de girmiyoruz. Bizim yaklaşımımız şu: Niş alanlar var. Özel alanlar var. Kendimizi güçlü gördüğümüz, yarışmada öne çıkabileceğimize inandığımız alanlarda “Evet, biz burada iyiyiz” deriz. Kendimizi geliştirmemiz gereken alanlarda da “Biz bu alanda gelişme sürecindeyiz” deriz. Yavaş yavaş gelişiyoruz. Bir dip dalgası oluşturuyoruz. İnşallah bu dip dalgasının güçlü bir şekilde geleceği alanlar da var. Spor başarısı bu anlamda, daha yeni kurulan, gelişen bir üniversite olmamız hasebiyle daha fazla ön plana çıktı.”
Spor sadece spor üniversitelerinin işi değildir
Sporun üniversitelerin dışa bakan yüzü olduğunu belirten Çakmak, “Dünyadaki üniversitelere baktığınız zaman, Amerika’daki birçok teknik üniversitenin Caltech gibi, MIT gibi dünyanın ilk 10 sırasında yer aldığını görürsünüz. Ve bu üniversitelerin spor başarıları da oldukça yüksek. Çünkü spor başarısı sadece “spor üniversitelerinin” işi değildir. Bizim sporcularımızın büyük bir kısmı mühendislik fakültesinden, fen fakültesinden, iktisadi ve idari bilimler fakültesinden gelen öğrencilerimiz. Yani spora ilgi duyan, sporla ilgilenmek isteyen gençlerimize üniversite olarak fırsat sunuyoruz. Biz sadece önlerini açıyoruz, destek veriyoruz. Ama sahada koşan, terleyen, emek veren, mücadele eden öğrencilerimizdir.
Spor başarısı, üniversitenin tanınırlığı ve bilinirliği açısından da çok kıymetlidir. Çünkü geçen yıl, 182 üniversite arasında Türkiye birincisi olduk. 182 üniversite içinde birincilik elde etmek, şampiyon olmak gerçekten çok değerli bir başarıdır” diye konuştu.
ETÜ’nün gelecek vizyonu; Uzay ve havacılık
Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, toplantıda ayrıca üniversitenin akademik yapılanması ve gelecek hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. ETÜ’de hem lisans hem de ön lisans düzeyinde ihtiyaçlar doğrultusunda yeni programlar açıldığını belirten Çakmak, 2025–2026 güz döneminde yeni bir lisans programının hayata geçirilmediğini, buna karşın ağırlıklı olarak ön lisans programlarının açıldığını ifade etti.
Üniversitede açılan son lisans programının Havacılık ve Uzay Mühendisliği olduğunu aktaran Çakmak, bu bölümün Doğu Anadolu Bölgesi’nde ve Ankara’nın doğusunda tek olma özelliği taşıdığına dikkati çekti. Türkiye’nin havacılık ve uzay teknolojileri alanında önemli bir ivme yakaladığını vurgulayan Çakmak, ETÜ’nün de bu süreçte sorumluluk alarak nitelikli insan kaynağı yetiştirmeyi hedeflediğini söyledi.
Havacılık ve Uzay Mühendisliği alanında altyapı çalışmalarının tamamlandığını dile getiren Çakmak, ilgili laboratuvarların kurulduğunu, ayrıca Havacılık ve Uzay Mühendisliği ile Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinden bir grup öğrencinin dünyanın en gelişmiş laboratuvarları arasında gösterilen İsviçre’deki CERN Laboratuvarı’na özel izinle gönderileceğini açıkladı.
Çakmak ayrıca, 2. Organize Sanayi Bölgesi içerisinde Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu kurmayı planladıklarını kaydederek, bu tercihin temel nedeninin sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik personeli yerinde yetiştirmek olduğunu aktardı.
İhsan Senir