
Üsteğmen Kara Fatma üzerine çalışmalarınız nasıl başladı?
2009 yılında kadın kahramanlar ve özellikle Üsteğmen Kara Fatma üzerine araştırmalara başladım. Binlerce belge, bilgi, dokümantasyon, Osmanlıca arşiv kaydı ve resmi evrakı tek tek inceledim. Yaklaşık dört buçuk yıl süren yoğun araştırmaların ardından kitabımı tamamladım ve eserim 2013 yılında Timaş Tarih Yayınları tarafından yayımlandı.
Bu çalışma, daha önce romanlar ve sözlü anlatılarla tanınan kahramanımızın hayatını ilk kez arşiv belgeleriyle ortaya koyan nitelikli bir araştırma oldu. Tarih ve kültür camiasında büyük ilgi gördü. Kitabın yayımlanmasının ardından on binlerce okura ulaştı ve çok satan tarih kitapları arasında yer aldı. Benim için hem kariyerimde hem de meslek hayatımda unutamayacağım bir gurur vesilesiydi.
Daha sonra birçok araştırmacı, akademisyen ve yazar eserimi kaynak göstererek ya da kimi zaman göstermeden yeni kitaplar ve romanlar kaleme aldı. Bir tarihçi olarak bundan rahatsız olmadım. Tam tersine, araştırmamın güvenilir bulunması ve yeni çalışmalara kaynak olması beni mutlu etti.

Çalışmalarınız yalnızca kitaplarla sınırlı kalmadı…
Hayır. Kitapların ardından Türkiye’nin birçok ilinde devlet kurumları, belediyeler, üniversiteler ve özel kuruluşlarda konferanslar, söyleşiler, sergiler ve danışmanlıklar gerçekleştirdim.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı için hazırlanan “Kahraman Türk Kadınları” doku-drama projesinin senaryolarını yazdım. Üsteğmen Kara Fatma, Şerife Bacı, Nezahat Onbaşı ve Millî Mücadele’nin diğer kadın kahramanlarını konu alan bu yapımlar dünyanın 180’i aşkın ülkesinde yayınlandı. Ülkemizin kadın kahramanlarını dünyaya anlatan böyle bir projede yer almak benim için büyük bir onurdu.

Halkbank Üreten Kadınlar Zirvesi kapsamında düzenlenen “Cumhuriyet’in İlham Veren Kadınları” sergisinin küratörlüğünü üstlendim.
Ardından yayımladığım “Millî Mücadelenin Cesur ve Kayıp Kadınları” kitabı ise benim en gurur duyduğum eserlerden biri oldu. Kitap birçok okulda yardımcı kaynak olarak okutuldu. Çocukların ve gençlerin Millî Mücadele’nin kadın kahramanlarını tanıması, meslek hayatımın en anlamlı başarılarından biridir.
Aynı eser, TUSAŞ’ın Dünya Kadınlar Günü programında kurum personeline hediye edildi. Türk Hava Yolları’nın uçak içi yayınlarında ilham veren Türk kadınlarını anlattığım çalışmalar yer aldı. Bu vesileyle ülkemizin dört bir yanından çok güzel geri dönüşler aldım.

Kitaplarınız tiyatroya ve sinemaya da ilham verdi. Bu süreç nasıl gelişti?
Yazdığım “Anadolu – Millî Mücadelenin Cesur ve Kayıp Kadınları” adlı eser Devlet Tiyatroları repertuvarına kabul edildi ve Cumhuriyetimizin 100. yılında sahnelenmeye başladı. Oyun hâlen sahnelenmeye devam ediyor.
Oyuncuların, yönetmenlerin, kostüm, dekor, müzik, ışık ve dans ekiplerinin büyük emeğiyle bu kahramanların dev sahnelerde hayat bulduğunu görmek beni bir tarihçi ve yazar olarak son derece gururlandırdı.
Bu çalışma sayesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından tiyatro yazarı olarak ödüllendirildim.

“MAHİ – Üsteğmen Kara Fatma” sinema filmi nasıl ortaya çıktı?
Üsteğmen Kara Fatma’nın yalnızca kitaplarda kalmasını hiçbir zaman istemedim. Onun hayatının mutlaka sinemaya aktarılması gerektiğini yıllarca katıldığım televizyon programlarında, gazetelerde, konferanslarda ve söyleşilerde dile getirdim.
Sonrasında Statü Pictures ve SAFE Media ile yollarımız kesişti. Yapımcı Elin Ecealp, Galip Güner ve ekibiyle birlikte “MAHİ – Üsteğmen Kara Fatma” sinema filmini hazırlamaya karar verdik. Filmin senaryosunu ben kaleme aldım.
Film, yaklaşık 17 yılı aşkın arşiv, saha ve akademik araştırmalarım sonucunda ortaya çıkan “Üsteğmen Kara Fatma MAHİ” kitabındaki bilgi, belge ve tarihsel bulgular temel alınarak geliştirildi.
Filmimizin amacı yalnızca bir biyografi anlatmak değil; Millî Mücadele’de canı pahasına mücadele eden bütün kadın kahramanlarımıza bir saygı duruşu sunmaktır.
Yapımcılarımızın da ifade ettiği gibi hedef kitlemiz genel izleyici olmakla birlikte özellikle öğrenciler ve Z kuşağı gençleridir. Filmimizin yurt içi ve yurt dışında düzenlenecek gala ve prömiyerlerle çok daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyoruz.

Filmde Üsteğmen Kara Fatma’yı Aslı Tandoğan, Binbaşı Ahmet Bey’i Burak Hakkı, Atatürk’ü Ali Oğuz Şenol, Laz Tahsin’i Ayhan Eroğlu, Deli Sülo’yu Koray Erkök, Trikopis’i Ahmet Kayakesen, Nikolas Trikupis’i Mert Baymank canlandırıyor. Ayrıca Burak Öztürk, Farbod Namvar Azad, Cansu Dincer, Derin Yezda Ada, Demet Öz ve Yusuf Buyankara gibi değerli isimler de projede yer alıyor.
Filmin yönetmenliğini Hakan Kurşun üstlenirken, yapımını STATU Pictures ve SAFE Media gerçekleştiriyor. Genel koordinatör Edin Güven, iletişim koordinatörü Faruk Bektaş, cast direktörü ise Fatoş Yılmaz. Böyle büyük bir tarih projesi ekip işidir ve bu projeye emek veren herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Film projesinde sizi en çok üzen olay neydi?
Sanırım en çok Kızılay konusunda yaşadığım hayal kırıklığı…
Üsteğmen Kara Fatma’nın, kendisine bağlanan maaşı “Ben para için savaşmadım.” diyerek kabul etmeyip Türk Kızılayı’na bağışladığını ülkemizde birçok kişi bilir.
Film çekimleri sırasında yalnızca birkaç günlüğüne birkaç Kızılay çadırına ihtiyacımız vardı. Çekimler bittiğinde teslim edeceğimizi söyledik. İlk etapta olumlu yaklaşılmasına rağmen süreç sürekli ertelendi, yazışmalar Ankara’ya yönlendirildi ve sonuçta hiçbir destek alamadık.
Kızılay’a maaşını bağışlayan bir kahramanın filminin çekimlerinde bir çadır bile temin edilememesi beni derinden üzdü. Bu kırgınlığımı hayatım boyunca unutmayacağım.

Araştırmalarınız sırasında farklı önyargılarla da karşılaştınız mı?
Evet, maalesef…
Bana “Sen Erzurumlu değilsin, Kara Fatma’yı neden araştırıyorsun?” diyenler oldu.
Oysa tarihçinin görevi memleketi değil, belgeyi konuşmaktır.
Ben yüksek lisans tezimi “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Kadın Gazeteciliği Örneği: Suat Derviş” üzerine hazırladım. Suat Derviş’in memleketlisi olmam gerekmiyordu. Bilimsel araştırma yaptım ve YÖK tarafından kabul edildi.
Ayşe Kulin üzerine de, ilk Türk hemşirelerinden Safiye Hüseyin Elbi üzerine de çalışmalar yaptım. Bunlarda kimse bana “Nerelisin?” diye sormadı.
Bir tarihçinin görevi; belgeyi, gerçeği ve tarihi olduğu gibi ortaya koymaktır. Araştırmacının nereli olduğu değil, ortaya koyduğu bilimsel çalışmanın niteliği önemlidir.
Elbette bu süreçte beni destekleyen çok değerli Erzurumlu dostlarım, ağabeylerim ve kardeşlerim de oldu. Onlara her zaman minnettarım.

Bugün geriye dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Bu konuya tam 17 yılımı verdim.
Kara Fatma’nın yaşadığı sokağa adının verilmesi için çalıştım.
Mezar yerinin bulunması için yıllarca araştırmalar yaptım.
Kitaplar yazdım.
Belgeseller hazırladım.
Sergiler açtım.
Tiyatro eserleri yazdım.
Sinema filmi senaryosu hazırladım.
Artık gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim:
Bir tarihçi olarak üzerime düşen sorumluluğu yerine getirdiğime inanıyorum.
Son yayımladığım “Üsteğmen Kara Fatma MAHİ” kitabının, yerli ve yabancı bütün kaynakları, dönemleri ve coğrafyaları bir araya getiren en kapsamlı araştırmalardan biri olduğunu düşünüyorum.
Dileğim, Kara Fatma’nın yalnızca tarih kitaplarında kalan bir isim değil; yeni nesiller tarafından tanınan, örnek alınan ve gurur duyulan bir Türk kadını olarak yaşamaya devam etmesidir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Yaşadığım bütün zorluklara rağmen hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü biliyorum ki iyiler ve adaletli insanlar her zaman var.
Üretmeye, araştırmaya ve tarihimize katkı sunmaya Allah’ın izniyle devam edeceğim.
Son olarak da benim için çok anlamlı bir anıyı paylaşmak isterim.
Eşim bir tabip albay, ben de filmde bir Türk hemşiresini canlandırdım. Çocuklarımıza hatıra olması için “MAHİ – Üsteğmen Kara Fatma” filminde birkaç sahnede yer aldık. Bu bizim için sadece bir sinema filmi değil; ailemize ve gelecek nesillere bırakacağımız çok kıymetli bir hatıra oldu. Benim için bunun manevi değeri her şeyden daha büyüktür.

Bir Erzurumlu olarak Millî Mücadele’nin sembol isimlerinden Üsteğmen Kara Fatma’nın hayatını yıllar süren titiz araştırmalarla, belge ve arşivlere dayanarak gün yüzüne çıkaran Sayın İlknur Bektaş’a gönülden teşekkür ediyorum. Tarih, ancak emek veren araştırmacılar sayesinde doğru nesillere aktarılabilir. Bir kahramanımızın hatırasını kitaplarla, sergilerle, belgesellerle, tiyatro ve sinema projeleriyle yaşatmak büyük bir vefa örneğidir. Erzurum’un yetiştirdiği bu kıymetli değere gösterdiği hassasiyet ve verdiği emek için kendisini tebrik ediyor, çalışmalarının yeni nesillere ilham olmasını diliyorum. Millî hafızamıza yaptığı bu değerli katkılar için şükranlarımı sunuyorum.
RÖPORTAJ: CANAN ŞİMŞEK
HABER MERKEZİ