
Tarımın bugün sadece çiftçiyi ilgilendiren bir alan olmadığını vurgulayan Yağanoğlu, gıda güvenliği, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir üretimin ülkelerin gerçek gücünü belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını söyledi. Bir ülkenin yalnızca sanayisi ya da ekonomik büyüklüğüyle değil, kendi halkını doyurabilme kapasitesiyle de değerlendirildiğini kaydeden Yağanoğlu, gıda güvenliğini kaybeden toplumların zamanla bağımsızlıklarını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını dile getirdi.
Türkiye tarımının en büyük sorunlarından birinin kırsal nüfusun hızla azalması olduğunu belirten Yağanoğlu, çiftçi sayısındaki düşüş, köylerden kentlere göç ve kırsal sanayinin zayıflamasının yalnızca üretimi değil, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal dengeyi de tehdit ettiğini ifade etti. Köylerin boşalmasının sadece üretim kaybına yol açmadığını, aynı zamanda kültürel hafızanın ve sosyal dayanışmanın da zayıflamasına neden olduğunu söyledi.
Gençler yeniden üretime kazandırılmalı
Genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının gelecekte gıda arzı açısından ciddi riskler doğuracağına dikkat çeken Yağanoğlu, tarımın yalnızca bir meslek değil, yaşamın devamlılığını sağlayan stratejik bir alan olduğunu vurguladı. Bu nedenle üreticinin etkin şekilde desteklenmesi, pazarlama zincirinin denetlenmesi, gençlerin yeniden üretime kazandırılması ve tarımsal verilerin ortak bir merkezde toplanmasının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Temel hedef kaliteli ve verimli üretim
Tarımın sadece destekleme politikalarıyla ayakta kalamayacağını ifade eden Yağanoğlu, bilimin, planlamanın ve teknolojinin üretime entegre edilmesi gerektiğini söyledi. Gelişmiş ülkelerin yapay zeka, sensör teknolojileri, dijital planlama ve hassas tarım uygulamalarını üretimde aktif olarak kullandığını belirten Yağanoğlu, artık temel hedefin daha az kaynakla daha kaliteli ve verimli üretim yapmak olduğunu dile getirdi.
Tarımın gayri safi yurtiçi hasıladaki paydan ibaret olmadığını vurgulayan Yağanoğlu, “Tarım; yaşamsal gıdadır, su güvenliğidir, ekolojidir, toplumsal huzurdur, kırsal nüfusun teminatıdır ve en önemlisi milli egemenliktir” dedi.
Küresel iklim krizleri, savaşlar ve salgınların ülkelerin gıda egemenliğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Yağanoğlu, kendi kendine yetemeyen ülkelerin gelecekte büyük risklerle karşı karşıya kalacağını ifade etti. Türkiye’nin verimli toprakları, iklim çeşitliliği ve yüksek üretim potansiyeliyle tarihi bir avantaja sahip olduğunu söyleyen Yağanoğlu, toprağın plansız yapılaşmadan korunması, suyun akılcı yönetilmesi, üreticinin refah seviyesinin yükseltilmesi ve gençlerin teknolojiyle yeniden toprağa kazandırılması halinde Türkiye’nin yalnızca kendi kendine yeten bir ülke olmayacağını, aynı zamanda küresel gıda krizlerinde dünyayı besleyen stratejik bir tarım gücüne dönüşebileceğini kaydetti.
Yağanoğlu açıklamasını, “Toprağını kaybeden geleceğini kaybeder; toprağına sahip çıkan ise geleceğini inşa eder. Tarım sadece bir sektör değildir. Tarım; milletimizin geleceği, bağımsızlığı ve yarınlara bırakacağı en büyük mirastır” sözleriyle tamamladı.
Şeyma TAHİR