
Ruhum;
Sana yazdıklarımı, kocamış bir badem ağacının en yüksek dalına asılı olarak ulaştırmak isterdim.
Daha iyisi, yatağının başına sen uyuduktan sonra dikeceğim badem ağacının en yüksek dalına kurulup, kâğıdı yüzüne doğru sallamak isterdim.
Badem ağaçları çiçeğe durduklarında beyaz ya da pembe çiçeklere bezenirler, gelin gibi süslerler kendilerini meyveye durmadan önce.
Badem ağaçları, sevginin ve aşkın simgesidirler.
Öyle olmasa güzel Julia, Roma İmparatoru zalim Claudius’un öldürttüğü sevgilisi Valentine’ın mezarının başına, 14 Şubat’ta badem ağacı eker miydi?
Aşkın simgesi olmasa, Aziz Nesin onu ‘arkadaşı’ ilan eder miydi?
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar.
Sevgilim; hayatın içerisine insanın kendisini sorgulamasına fırsat tanıyacak uyarı işaretleri konulduğuna inanıyorum.
Kendisine hesap soracağı, sahip olduğu için önemini yeterince kavrayamadığı mutlulukların farkına varması için, derin bir nefes alabileceği, molaların olduğuna inanıyorum.
14 Şubat Sevgililer Günü de bunlardan biri bence. Önemi de buradan geliyor. Yoksa elbette aşk yılda bir kere hatırlanacak bir şey değil.
İşin fenası, insan gözden ırak olanı hatırlayınca gururlanır, kendisini vefalı sayar. Yanında olmayanı özler.
Sen öyle bir şey değilsin ki benim için.
Seni özlememin, mesafelerle alakasını kuramıyorum ki!
Kalabalıkların arasında kendimi tutamadığımda utandığın, baş başa kaldığımız da şefkatli bir anne gibi yanaklarıma kadar inmesini seyredip, güzel ellerinle yerlere akıp kirlenmesini engellediğin, ani gözyaşlarım var ya; göz pınarlarımı zorlamaya başladıklarında yanımda olsan da durduramıyorum.
Ne dersen de, gözlerimden akan aşktan başka bir şey olabilir mi?
Gözyaşı damlacıklarının içerisine sığındırılmış aşk taneciklerini, ellerinle topladığın zamanlar, ne hissettiğini hiç merak etmiyorum.
Anlıyorum çünkü gözyaşlarını durdurmak için gelen ellerinin buharlaştırıcı sıcağından.
İyice sokulmadan duyabildiğim kalp atışlarından.
Bütün bunları yaşayıp duruyorken, seni hatırlamak için özel günlere ihtiyaç duymadığımı söylememe gerek var mı?
Klasik sözleri insanlar pek tutmuyor.
Sıradan, herkesin kullandığı şeyler olarak kabul edip, birbirlerinden daha özel ifade şekilleri bekliyorlar.
Belki de haklılar!
Ancak ben farklı düşünüyorum.
‘Seni çok seviyorum’ klasik bir ifade olabilir, söylenişi özensiz ve sıradan olursa!
‘Hayatımın sonuna kadar seni seveceğim’ bilindik bir cümle olabilir, çıktığı ağızdan özel bir inandırıcılık kazanamıyorsa!
‘Sen yanımda olmasan ölürüm’ iddialı ama inandırıcılıktan uzak görünebilir, onu söyleyen dudakla birlikte, tiril tiril titreyen bir beden olmazsa!
Ben sana, herkese sıradan gelen sözleri sıra dışı söylemek istiyorum.
Ben sana, ‘yanımda olmanın yaşamaya denk düştüğünü’ süsleyip püslemeden, sana bakan gözlerimin ışıltısıyla anlatmak istiyorum.
Sıradanlaştı dedikleri 14 Şubat’ı, içine yüreğimi koyarak sadece ikimize özel kılmak istiyorum.
Sana yazdıklarımı, kocamış bir badem ağacının en yüksek dalına asılı olarak ulaştırmak isterdim.
Daha iyisi, yatağının başına sen uyuduktan sonra dikeceğim badem ağacının en yüksek dalına kurulup, kâğıdı yüzüne doğru sallamak isterdim.
Badem ağaçları çiçeğe durduklarında beyaz ya da pembe çiçeklere bezenirler, gelin gibi süslerler kendilerini meyveye durmadan önce.
Badem ağaçları, sevginin ve aşkın simgesidirler.
Öyle olmasa güzel Julia, Roma İmparatoru zalim Claudius’un öldürttüğü sevgilisi Valentine’ın mezarının başına, 14 Şubat’ta badem ağacı eker miydi?
Aşkın simgesi olmasa, Aziz Nesin onu ‘arkadaşı’ ilan eder miydi?
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar.
Sevgilim; hayatın içerisine insanın kendisini sorgulamasına fırsat tanıyacak uyarı işaretleri konulduğuna inanıyorum.
Kendisine hesap soracağı, sahip olduğu için önemini yeterince kavrayamadığı mutlulukların farkına varması için, derin bir nefes alabileceği, molaların olduğuna inanıyorum.
14 Şubat Sevgililer Günü de bunlardan biri bence. Önemi de buradan geliyor. Yoksa elbette aşk yılda bir kere hatırlanacak bir şey değil.
İşin fenası, insan gözden ırak olanı hatırlayınca gururlanır, kendisini vefalı sayar. Yanında olmayanı özler.
Sen öyle bir şey değilsin ki benim için.
Seni özlememin, mesafelerle alakasını kuramıyorum ki!
Kalabalıkların arasında kendimi tutamadığımda utandığın, baş başa kaldığımız da şefkatli bir anne gibi yanaklarıma kadar inmesini seyredip, güzel ellerinle yerlere akıp kirlenmesini engellediğin, ani gözyaşlarım var ya; göz pınarlarımı zorlamaya başladıklarında yanımda olsan da durduramıyorum.
Ne dersen de, gözlerimden akan aşktan başka bir şey olabilir mi?
Gözyaşı damlacıklarının içerisine sığındırılmış aşk taneciklerini, ellerinle topladığın zamanlar, ne hissettiğini hiç merak etmiyorum.
Anlıyorum çünkü gözyaşlarını durdurmak için gelen ellerinin buharlaştırıcı sıcağından.
İyice sokulmadan duyabildiğim kalp atışlarından.
Bütün bunları yaşayıp duruyorken, seni hatırlamak için özel günlere ihtiyaç duymadığımı söylememe gerek var mı?
Klasik sözleri insanlar pek tutmuyor.
Sıradan, herkesin kullandığı şeyler olarak kabul edip, birbirlerinden daha özel ifade şekilleri bekliyorlar.
Belki de haklılar!
Ancak ben farklı düşünüyorum.
‘Seni çok seviyorum’ klasik bir ifade olabilir, söylenişi özensiz ve sıradan olursa!
‘Hayatımın sonuna kadar seni seveceğim’ bilindik bir cümle olabilir, çıktığı ağızdan özel bir inandırıcılık kazanamıyorsa!
‘Sen yanımda olmasan ölürüm’ iddialı ama inandırıcılıktan uzak görünebilir, onu söyleyen dudakla birlikte, tiril tiril titreyen bir beden olmazsa!
Ben sana, herkese sıradan gelen sözleri sıra dışı söylemek istiyorum.
Ben sana, ‘yanımda olmanın yaşamaya denk düştüğünü’ süsleyip püslemeden, sana bakan gözlerimin ışıltısıyla anlatmak istiyorum.
Sıradanlaştı dedikleri 14 Şubat’ı, içine yüreğimi koyarak sadece ikimize özel kılmak istiyorum.
