
Daha adını ilk duyduğumda Şenkayalı olduğunu anlamalıydım. Çünkü ilginç isimlerin olduğu ilçelerin başında gelir Şenkaya. Sara Gürbüz Özeren’den bahsediyorum. Emekli öğretmen. Yıllar öncesinden kendisini Güneş İlköğretim Okulu’nda görev yaparken tanıyordum ama konuşmuşluğum, hiç sohbet etmişliğim yoktu. Öyle böyle değil, çevirileri ile birlikte 400’e yakın kitap. Onca sayısız esere adını yazdırmış, iki satır konuşamamışım, bu da benim eksikliğim, ayıbım olsun. Gariptir, yazı işinde olduğu halde de hiç yolumuz da kesişmedi, yanarım da hem de yanıbaşımızdaki kıymetli bir hocamı ıskaladığıma yanarım. O bir muallim emeklisi ama bildiğimiz emeklilerden değil. Zaman zaman da torunuma aldığım sonradan kendisine ait olduğunu öğrendiğim çocuk romanlarını yazarak Türkiye’de nam salmış bir yazar ablam olarak onunla bir hemşehrisi olarak gurur duyduğumu belirtmeliyim, utandığımı da söylemeden geçmeyeyim.

**
Damla gibi saygın bir yayınevinin yazarı olarak sayısız çocuk romanına imza atmış, kitapları hem çok hem yok satmış biri olarak sadece yayın hayatına iz bırakmadı, çocuk beyinlere de kültür pompaladı, emekli olduğu halde yine öğretisini sundu, varolsun. O kadar da mütevazi, o kadar da reklam peşinde koşmayan bir eğitim elçisi. Sayısız çocuk romanları ile Türkiye’de sayılı ünlü popüler çocuk romancılarının arasında yeralan bir isimle, Sara Gürbüz Özeren ile aynı şehirde olduğum, yaşadığım için ne mutlu bana. Kendisini farketmem de, çoğunluğu Erzurum’da ki yazarların sahne aldığı 3 ayda bir yayınlanan Kehribar Dergisi’nde ki Hüseyin Köylü ile ilgili yazısından oldu. Allah, herkese böylesine emekli olduktan sonra da artan emekli maaşlarının hesabının peşine düşmeyen, boş durmayan, üreten böylesi kıymetlilerimize sağlık, huzur, uzun ömür versin, sayılarını artırsın, bu benim son kararımdır.
Vedat Refayeli