
Çok değil, birkaç gün sonra ‘Dünya Kadınlar Günü’…
Cümlenin sonunda şöyle ağız dolusu ‘kutlayacağız’ diyemedim maalesef; çünkü muhtemelen o gün de biz yine kadın cinayetlerini, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddeti; eğitimsizliğin en acıklı sonuçlarından biri olan bu korkunç suç eylemini ve cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan hak ihlallerini, son bir yılda sayıların nerelerden nerelere geldiğini konuşacağız.
Kadın valilerimizin azlığını, kadın diplomatımızın ne kadar istisna olduğunu, kadın rektörlerimizin, kadın dekanlarımızın zaten hep sayılı olduğunu; daha doğrusu bir türlü artmayan bu sayıların ışığında, işittiğimiz kadar süslü bir eşitlik senfonisi, gerçek bir cinsiyet armonisi oluşturup oluşturamadığımızı konuşacağız.
Nasıl konuşmayalım ki?
Özgecan Aslan’ı anımsıyorsunuz değil mi?
11 Şubat 2015’te Mersin’de öldürülen üniversiteli kız…
O da tıpkı 2004’te İstanbul’da öldürülen Güldünya Tören gibi, 2018’de Ankara’da öldürüldüğü düşünülen Şule Çet gibi, 2020’de Muğla’da öldürülen Pınar Gültekin gibi simge isimlerden biri.
Daha niceleri var…
Düşünün ki Özgecan’ın katledilmesinden sonra; 2016’da 328, 2017’de 338, 2018’de 363, 2019’da 474, 2020’de 300 ve 2021’in sadece ilk ayında 23 kadının daha canına kıyıldı. Töreye tapınan ya da psikolojileri bozuk kardeşleri, babaları, eşleri veya eski eşleri, sevgilileri veya eski sevgilileri, bazen de hiç tanışmadıkları saplantılı takipçileri tarafından…
Önleyemediğimiz bu durum, ülkemiz açısından korkunç bir sabıka olsa ve yüzümüzü kızartsa da katledilmiş kadınları anmadan Dünya Kadınlar Günü geçiştirilebilir mi?
Ama 8 Mart günü konuşulmasını dileyeceğimiz bir isim daha var:
Selma Rıza
O da başka türlü bir değer, bir sembol, meçhul bir kahraman, bir dönüm noktası…
8 Mart günü Selma Rıza’yı anımsamak, ‘cinsiyet eşitsizliğine tepki’ bağlamında nereden yola çıktığımızı ve bugün nereye varabildiğimizi düşündürecektir bize.
★★
“Korkuyla evin penceresinden bakan bir kadın ve dışarıda evi kuşatan bir sürü insan. Şeriat naraları atan bu kalabalık, büyük bir öfke içinde. Tek amaçları birazdan kaçma girişiminde bulunacak olan bu kadını öldürebilmek...
Bu kadın ki kızların okumasını savunmuş, bir erkeğin 4 kadınla evlenmesine karşı gelmiş ve kız-erkek çocukların mirastan eşit pay alması gerektiğini öne sürmüş. İki dudak arasından çıkan ‘Boş ol!’ sözüyle bir kadını boşayamazsın demiş…
İşte 31 Mart Ayaklanması'nın patladığı saatlerde Meşrutiyet karşıtı softaların, onun kapısının önünde belirmesi için bu sebepler yeterliydi. Ama aslında çok daha fazlası vardı: İçerdeki kadın, İttihat Terakki'nin tek kadın üyesi Selma Rıza idi. İlklerin ve teklerin kadını Selma Rıza…
İlk kadın gazetecimiz ve Sorbonne'da okuyan ilk Türk kadını Selma Rıza…
Kızılay'ın kurucularından ve henüz 20 yaşındayken Uhuvvet adlı romanı yazan Selma Rıza…
Belki de en önemlisi, Milli Mücadele yıllarında Halide Edip mandayı savunurken Halide Edip'e haddini bildiren ve ‘Ya bütünüyle istiklâl ya şerefimizle ölüm!’ diyen Selma Rıza…
Ancak ne yazık ki öldüğünde cenazesine sadece beş kişinin katıldığı o Selma Rıza…”
★★
Kaçımız onun hakkında bir şeyle biliyoruz?
Doğrusu, kapağını Selma Rıza’nın dört siyah beyaz fotoğrafının süslediği elimdeki şu kitabı okumayı bitirinceye kadar ben, damarımda aynı kanı taşıdığım o olağanüstü kadının adını bile bilmiyordum maalesef.
Ne bir tarih dersinde geçmişti bu ad ne de şimdiye dek bir Kadınlar Günü etkinliğinde anılmıştı. Tabii ‘benim tanık olduğum derslerde geçmemişti, katıldığım törenlerde anılmamıştı’ desem daha doğru olur.
Önceden de bu cesur İttihatçıyı bilenler mutlaka vardır. Onları tenzih ederim.
Ve…
Elimdeki şu kitap:
‘İttihat Ve Terakki'nin Tek Kadın Üyesi: Selma Rıza’…
Kitabı Dilara Çelik kaleme almış. İlk baskısı 2020’de Selanik Yayınevi’nden çıkmış, 141 sayfa...
Yazar Dilara Çelik, editörü olduğu Ent Dergi’nin internet sitesinde şöyle tanıtılıyor: ‘Akdeniz Üniversitesi mezunu, mesleğe küsmüş gazeteci. Ent Dergi gündem editörü/yazarı. Fotoğraf tutkunu, özel fotoğrafçı. Babasının prensesi olamayan biri. Bir köpek annesi. Eski sosyalist, şimdilerde aktivist. Zırhı paslanmış bir kahraman…’
İşte o Dilara Çelik, ‘İttihat Ve Terakki'nin Tek Kadın Üyesi: Selma Rıza’yı gazetecilikle romancılık arasında örülü öyle sürükleyici bir anlatımla yazmış ki büyük olasılıkla siz de bu kitabı tek oturuşta okuyacaksınız.
★★
Her neyse, nasıl başlamıştık?
‘Çok değil, birkaç gün sonra Dünya Kadınlar Günü’ diyerek…
O halde biraz erken ve kadınların tarifsiz değerini simgeleyen sadece iki simgeyi -Selma Rıza’yı ve Dilara Çelik’i- anarak karşılamış oluyoruz 8 Mart’ı.
Farklı kesimlerden, farklı hikâyeleri olan daha nice kadınlar var ki her biri, anıtsal güzelliğin ve zarafetin ne olduğunu örneklemenin ötesinde, birer destansı kahraman…
Umarım çok sevilmek -ama incitilmeden sevilmek-, doğru anlaşılmak ve erkeklerle eşit koşullarda bir yaşam sürdürmek, bütün kadınlara nasip olur.
Cümlenin sonunda şöyle ağız dolusu ‘kutlayacağız’ diyemedim maalesef; çünkü muhtemelen o gün de biz yine kadın cinayetlerini, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddeti; eğitimsizliğin en acıklı sonuçlarından biri olan bu korkunç suç eylemini ve cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan hak ihlallerini, son bir yılda sayıların nerelerden nerelere geldiğini konuşacağız.
Kadın valilerimizin azlığını, kadın diplomatımızın ne kadar istisna olduğunu, kadın rektörlerimizin, kadın dekanlarımızın zaten hep sayılı olduğunu; daha doğrusu bir türlü artmayan bu sayıların ışığında, işittiğimiz kadar süslü bir eşitlik senfonisi, gerçek bir cinsiyet armonisi oluşturup oluşturamadığımızı konuşacağız.
Nasıl konuşmayalım ki?
Özgecan Aslan’ı anımsıyorsunuz değil mi?
11 Şubat 2015’te Mersin’de öldürülen üniversiteli kız…
O da tıpkı 2004’te İstanbul’da öldürülen Güldünya Tören gibi, 2018’de Ankara’da öldürüldüğü düşünülen Şule Çet gibi, 2020’de Muğla’da öldürülen Pınar Gültekin gibi simge isimlerden biri.
Daha niceleri var…
Düşünün ki Özgecan’ın katledilmesinden sonra; 2016’da 328, 2017’de 338, 2018’de 363, 2019’da 474, 2020’de 300 ve 2021’in sadece ilk ayında 23 kadının daha canına kıyıldı. Töreye tapınan ya da psikolojileri bozuk kardeşleri, babaları, eşleri veya eski eşleri, sevgilileri veya eski sevgilileri, bazen de hiç tanışmadıkları saplantılı takipçileri tarafından…
Önleyemediğimiz bu durum, ülkemiz açısından korkunç bir sabıka olsa ve yüzümüzü kızartsa da katledilmiş kadınları anmadan Dünya Kadınlar Günü geçiştirilebilir mi?
Ama 8 Mart günü konuşulmasını dileyeceğimiz bir isim daha var:
Selma Rıza
O da başka türlü bir değer, bir sembol, meçhul bir kahraman, bir dönüm noktası…
8 Mart günü Selma Rıza’yı anımsamak, ‘cinsiyet eşitsizliğine tepki’ bağlamında nereden yola çıktığımızı ve bugün nereye varabildiğimizi düşündürecektir bize.
★★
“Korkuyla evin penceresinden bakan bir kadın ve dışarıda evi kuşatan bir sürü insan. Şeriat naraları atan bu kalabalık, büyük bir öfke içinde. Tek amaçları birazdan kaçma girişiminde bulunacak olan bu kadını öldürebilmek...
Bu kadın ki kızların okumasını savunmuş, bir erkeğin 4 kadınla evlenmesine karşı gelmiş ve kız-erkek çocukların mirastan eşit pay alması gerektiğini öne sürmüş. İki dudak arasından çıkan ‘Boş ol!’ sözüyle bir kadını boşayamazsın demiş…
İşte 31 Mart Ayaklanması'nın patladığı saatlerde Meşrutiyet karşıtı softaların, onun kapısının önünde belirmesi için bu sebepler yeterliydi. Ama aslında çok daha fazlası vardı: İçerdeki kadın, İttihat Terakki'nin tek kadın üyesi Selma Rıza idi. İlklerin ve teklerin kadını Selma Rıza…
İlk kadın gazetecimiz ve Sorbonne'da okuyan ilk Türk kadını Selma Rıza…
Kızılay'ın kurucularından ve henüz 20 yaşındayken Uhuvvet adlı romanı yazan Selma Rıza…
Belki de en önemlisi, Milli Mücadele yıllarında Halide Edip mandayı savunurken Halide Edip'e haddini bildiren ve ‘Ya bütünüyle istiklâl ya şerefimizle ölüm!’ diyen Selma Rıza…
Ancak ne yazık ki öldüğünde cenazesine sadece beş kişinin katıldığı o Selma Rıza…”
★★
Kaçımız onun hakkında bir şeyle biliyoruz?
Doğrusu, kapağını Selma Rıza’nın dört siyah beyaz fotoğrafının süslediği elimdeki şu kitabı okumayı bitirinceye kadar ben, damarımda aynı kanı taşıdığım o olağanüstü kadının adını bile bilmiyordum maalesef.
Ne bir tarih dersinde geçmişti bu ad ne de şimdiye dek bir Kadınlar Günü etkinliğinde anılmıştı. Tabii ‘benim tanık olduğum derslerde geçmemişti, katıldığım törenlerde anılmamıştı’ desem daha doğru olur.
Önceden de bu cesur İttihatçıyı bilenler mutlaka vardır. Onları tenzih ederim.
Ve…
Elimdeki şu kitap:
‘İttihat Ve Terakki'nin Tek Kadın Üyesi: Selma Rıza’…
Kitabı Dilara Çelik kaleme almış. İlk baskısı 2020’de Selanik Yayınevi’nden çıkmış, 141 sayfa...
Yazar Dilara Çelik, editörü olduğu Ent Dergi’nin internet sitesinde şöyle tanıtılıyor: ‘Akdeniz Üniversitesi mezunu, mesleğe küsmüş gazeteci. Ent Dergi gündem editörü/yazarı. Fotoğraf tutkunu, özel fotoğrafçı. Babasının prensesi olamayan biri. Bir köpek annesi. Eski sosyalist, şimdilerde aktivist. Zırhı paslanmış bir kahraman…’
İşte o Dilara Çelik, ‘İttihat Ve Terakki'nin Tek Kadın Üyesi: Selma Rıza’yı gazetecilikle romancılık arasında örülü öyle sürükleyici bir anlatımla yazmış ki büyük olasılıkla siz de bu kitabı tek oturuşta okuyacaksınız.
★★
Her neyse, nasıl başlamıştık?
‘Çok değil, birkaç gün sonra Dünya Kadınlar Günü’ diyerek…
O halde biraz erken ve kadınların tarifsiz değerini simgeleyen sadece iki simgeyi -Selma Rıza’yı ve Dilara Çelik’i- anarak karşılamış oluyoruz 8 Mart’ı.
Farklı kesimlerden, farklı hikâyeleri olan daha nice kadınlar var ki her biri, anıtsal güzelliğin ve zarafetin ne olduğunu örneklemenin ötesinde, birer destansı kahraman…
Umarım çok sevilmek -ama incitilmeden sevilmek-, doğru anlaşılmak ve erkeklerle eşit koşullarda bir yaşam sürdürmek, bütün kadınlara nasip olur.