Bir meselede PKK’nın tasfiyesinin silah bırakma olarak görülmesidir. Mesele 30 veya bin, her neyse teröristlerin silahlarını teslim etmesinden çok karmaşık. Bu karmaşıklığı izah etmeden önce, gelinen noktada hem PKK’nın sözde yönetiminin, aynı zamanda DEM ve benzer çevrelerin tabanlarını ikna etme çabaları gözlemleniyor.
Bu çabalar bazı çevreler için bir koz olarak kullanılmak isterken, meselenin yapılan söylemler nedeniyle farklı boyutlara taşınmasından endişe eden vatanseverleri de haliyle rahatsız ediyor. Çünkü DEM içerisinde de süreci baltalamak isteyen çok taraflı istihbarat örgütlerine ilişkisi olanlar bulunuyor.
DEM’li Tülay Hatimoğulları Seyit Rıza’nın torunu olduğunu söylemiş. En anlamlı tepki ÖKK ve 24. Dönem MHP Milletvekili Engin Alan, “DEM.de Tülay Hatimoğulları denen bir saatli bomba var. Her lafı fitne, bölücülük. Bu kez de ”Bizler Seyit Rıza’nın torunlarıyız “demiş. Biz de; Mete Han’ın, Sultan Alparslan’ın, Fatih’in, Büyük Atatürk’ün torunlarıyız. Hodiri meydan!” cevabını verdi doğal olarak.
Süreci zehirlemek için fırsat kollayan Tülay Hatimoğulları gibiler mevcut, fakat birde Türk ve Kürt kardeşliği üzerine fikir üretmek isteyen isimlerde tepki alabiliyor. Bunlardan Ahmet Türk’ün, Alparslan’ın Malazgirt zaferinde ve hatta Horasan bölgesinde Selçukluların gelişmesi için Müslüman Kürtlerin katkısına atıfı böyle tepki alan açıklamalar arasında yerini aldı.
PKK’nın tasfiyesi süreç alır!
Türk güvenlik makamlarının verdiği rakamlara göre Irak’ın kuzeyinde 15 bin civarında terörist bulunuyor. Suriye’de ise SDG çatısı altında Arap aşiret mensupları ile birlikte 60 bin silahlı terörist yer alıyor. Son gelen bilgilere göre Arap aşiret unsurları ayrı tutulunca PKK’nın Suriye kolu içerisinde 13 bin terörist yer alıyor.
Kanlı terör örgütü tasfiyesini ilan ettiği gün yaptığı uzun açıklamada şu ifadelere yer vermişti: “PKK 12. Kongresi Önderlik, Şehitler, Gaziler, PKK’nin Örgütsel Varlığı ve Silahlı Mücadele Yöntemi ile Demokratik Toplum İnşası konularını tartışarak Özgürlük Hareketimiz için yeni bir döneme girişi ifade eden tarihi kararlar aldık.
Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Doğuşunda reel sosyalizmin etkilerini yaşadı ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini benimseyerek, silahlı mücadele stratejisi temelinde meşru, haklı bir mücadele yürüttü.”
PKK, her ne kadar Kürt inkar politikası gerekçesini sunmuş olsa da, kuruluşunun ASALA ile bir bayrak değişimi olduğunu önceki bir dizi yazımda aktarmıştım. Marksist Leninist yapı jargonu kullanılması doğrudur, ancak ASALA ile aynı amaç uğrunda ve İsrail başta olmak üzere BATI’nın her türlü desteğiyle bir oluşum olduğunu biliyoruz.
Asıl konumuza dönerek devam edelim. Mesele, PKK’nın fiziki olarak silah bırakması değildir. PKK’nın silahlı gücünün yanında, ABD, Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde, aynı zamanda İstihbarat örgütleri kontrolünde çok sayıda terör yapısı bulunmaktadır. Medya, basın, çeşitli dernekler, sözde milis yapıları olmak üzere çok katmanlı silahlı ve silahsız unsurları bulunuyor. Bu yapıların Avrupa’da ve Amerika’da arkasına aldığı İstihbarat örgütlerinin desteği ve gözetimiyle Ermeni Lobisi, Yahudi lobisiyle de içli dışlı etkin olduklarını hatırlatmak gerekiyor.
Bu yapıların alt kuruluşları, dernekleri, vakıfları ve paravan kurumlarıyla birlikte binlerce yerli ve yabancı organizasyonu da bertaraf etmek anlamına geliyor süreç. Aynı zamanda Türkiye ve Yurtdışında Terör yapılanmasına destek veren siyasi partiler ve siyasetçi görünümlü ajanlarını da etkisizleştiriyor. Türkiye eğer sadece silahlı mücadeleye indirgenmiş bir çözüm hedefleseydi, bu sorunu 15 yıl önce bitirmişti. Bu yüzden, “PKK silah bırakır ama...” diyerek başlayan cümlelerle meseleyi hafife alanlar ya konuyu bilmemektedir ya da başka bir ajandaya hizmet etmektedir.