Türkiye, 2000 öncesi ve sonrası olarak iki ayrı dünya gibidir. Şiddetli muarızları, muhalefet edenlerin tamamının bu iki ayrı dünyayı gördüklerinden emin olabilirsiniz. Çok beylik laflar edenler dahil bu iki ayrı Türkiye fotoğrafının birbirine benzemediğini gizliden kabul ederler. Sağlıktan eğitime, ulaştırmadan ekonomiye, savunmadan terörle mücadeleye kadar fark o kadar büyüktür ki, muhalifler gerçek fotoğrafın üstünü örtmek için akla ziyan söylemlerde bulunurlar. Fakat gerçek değişmez.
Geçtiğimiz Salı günü yani taze The Spectator Index paylaşmış. Kaynak ise IMF. Yani kendine reklam denilemeyecek kadar, hatta gece ve gündüz kadar net fotoğraf. Değerleme İran ve Türkiye arasındaki Gayri Safi Milli Hasıla karşılaştırması. 2000 ile 2024 yılı rakamları üzerinden.
IMF tarafından güncel kur üzerinden hesaplanmış.
2000 yılı
İran GSMH’sı 366 milyon dolar.
Türkiye GSMH’sı ile 273 milyon dolar.
İki ayrı fotoğraf, iki ayrı resim demiştim, 24 yıl sonrasına bakar mısınız?
2024 yılı
İran GSMH’yi 24 yılın ardından 434 milyon dolara çıkarmış.
Türkiye ise 24 yılın ardından GSMH büyümesinde büyük fark koymuş ve 1 trilyon 340 milyar dolara çıkarmış.
Fotoğrafa bütün pencerelerden bakınca gerçek fark görünüyor. 273 milyon dolar olan GSMH 2024 yılında 1.3 trilyon dolara çıkmış. Rakamları okurken şunu da aklınızın köşesinde tutarak okuyun; İran doğal gaz ve petrol üretiminde dünyada ilk sıraları alıyor. Gaz rezervi açısından Rusya’dan sonra ikinci sırada ve dünya petrol rezervinin 11.72’sine sahip.
Türkiye ise doğal gaz ve petrolde ithalatçı ülke. TÜRKONFED verilerine göre 2022 yılında enerji ithalatı için bütçeden çıkan para 103 milyar dolar. Türkiye elektriğin yüzde 24.6’sını doğal gaz, yüzde 20.4 ithal kömür santralleri, yüzde 14.9 ile rüzgar santrallerinden sağlıyor.
Erdoğan seçimleri hokus/pokusla kazanmıyor!
Erdoğan ülkesi için bunu yaptı ve insanların onu bu kadar uzun süre iktidarda tutmasının nedeni de bu. Türkiye’de muhalefetin en büyük sorunu ise Erdoğan karşıtlığı üzerinden seçim kazanabileceğine inanıyor olması. İş yapmak, gerçekçi politikalar izleyerek galiba Erdoğan iktidarının yaptıklarının ötesini göremeyen bir anlayışla karşı karşıya bulunuyoruz.
Erdoğan’ı umut verecek politikalarla yenmeyi düşünebilselerdi, kazandıkları belediyeler üzerinden ortaya koyacakları çekim alanıyla ilk seçimde hedeflerine de ulaşırlardı. Ama nafile!
Şimdi birçok insan şu eleştirileri yapacaktır; hayat pahalılığı, düşük emekli maaşı sorunu, gelir dağılımında adaletin yeteri kadar sağlanamamış olması.
Hiç itiraz etmem. Çalışan kesim; işçi ve memur, emekli SGK ve Memur maaşları için ciddi artışlar yapılmasına rağmen tüketici fiyatlarındaki artışlar maaş artışlarını (özellikle düşük emekli maaşı) ezmiştir.
Bütün bunlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’lı dönemde Türkiye’nin her alanda fark yarattığı gerçeğini örtmüyor. Savunma Sanayii Türkiye’nin büyük değişiminin katalizörü olacak. Geldiğimiz noktada Türkiye silah ihracatında dünyada ilk 11’e girmiştir ki, gelecek yıllar ilk 5’e girmemesi için hiçbir neden yoktur.
Erdoğan iktidarının yapması gereken her alanda ölçek olarak üretimin artırılması için çabalamak, cari açığın başlıca düşmanı enerji kalemlerinde kendine yeter noktaya gelmektir. Somali, Sudan, Pakistan ve Libya ile varılan antlaşmalar enerji açığı noktasında çözüm olacak gibi görünüyor. Cari açıktaki en önemli iki kalem enerji ve altın/mücevherdir.
Muhalefet eğer umut olmak istiyor ise gerçekçi politikalar geliştirmelidir.