Türkiye, PKK’nın silah bırakma meselesini tartışıyor. Siyaset, kendine pay çıkarma derdinde ve Cumhur İttifakı’na puan kazandırmamak adına jargon geliştiriyor. Sosyal medya bu bağlamda kışkırtma ve etkileşim çukuru. Vatandaşın kafası karışık. Kim ne diyor, nasıl bakıyor veya meseleni özünü anlamaya çalışıyor.
30 teröristin silahlarını yakması ne anlama geliyor. PKK ve içerideki muhalif çevrelere göre bu bir göz boyama. Hatta Türk milleti kandırılıyor. Dahası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, örtülü tavizlerle bir anlaşmanın içerisinde.
PKK, 1978 yılında Diyarbakır Fis köyünde kuruldu. Uğur Mumcu, PKK’nın kuruluşu, CIA, MOSSAD faktörünü en erken anlayan aydın ve gazeteciydi. MOSSAD izini yakalayan Uğur Mumcu iddia odur ki, 6 kişilik MOSSAD ekibi tarafından suikaste uğrar, FETÖ marifetiyle geri döner. Katledenler kamuoyunu da iyi yönlendirerek İran ve Hizbullah üzerine olayı yıkarlar.
Meselenin asıl karanlık noktası 12 Eylül darbesi ve darbe yönetiminin Diyarbakır cezaevinde uyguladığı toplumsal mühendislik olsa gerekir. Diyarbakır cezaevinde uygulanan toplum mühendisliği ile PKK’ya yönelik sempati artar ve örgüt zemin bulur.
Diyarbakır cezaevi adeta PKK’nın kuluçkası olur.
Ve PKK ilk eylemini 1984 yılında yapar. Eruh ve Şemdinli saldırıları ile ilk şehidimiz Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın olur.
12 Eylül darbesinin nelere yol açtığını anlamak için FETÖ ve benzeri Nurcu yapıların önünün nasıl açıldığıyla birlikte okumakta fayda var.
Biliyorsunuz, “PKK'nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadelenin sonlandırması kararları alınarak, PKK adıyla yürütülen çalışmaların sonlandırdığı bildirildi. 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlenen kongreye (sözde) 232 delegenin katıldığı duyuruldu.
O kararda her ne kadar kuyruğu dik tutma söylemi öne çıksa da ‘feshetme ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararını, halkımızın herkesten daha iyi anlayacağına, demokratik toplum inşası temelinde demokratik mücadele döneminin görevlerine sahip çıkacağına inancımız tamdır’ denilse de mesele Türkiye’nin izlediği askeri ve diplomasi yolculuğuydu.
Türkiye, içeride PKK varlığını sıfırlarken, Irak’ın Kuzeyinde yürüttüğü askeri faaliyetler, Fırat Kalkanı, İdlip, Afrin (Zeytin dalı) ve Barış Pınarı hareketleriyle terör koridorunu ortadan kaldırdı.
Ardından ABD, Avrupa, İran ve Irak üzerinde aynı zamanda Gambot diplomasisi ile Garnizon Terör Devleti tehdidini ortadan kaldırdığı gibi, PKK’yı tamamen tasfiye sürecine girdi. Bu sürecin başlangıcı MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla şekillendi ama bu sürecin açık alana taşınmasıydı.
Taraflar ne diyor?
PKK’nın tasfiyesi ve terörsüz Türkiye, bölge siyaseti aslında Türkiye Yüzyılı hikâyesinin başlangıcında yol temizliğidir. Fakat sürecin başlamasıyla birlikte içeride siyasi partiler meselenin üzerinde tepinerek mevzi kazanma derdine düştüler.
Oysa mesele bir devlet meselesidir. Siyasi bir alan olarak kullanılması tehlikelidir.
Hatırlayalım, 2023 seçimleri öncesi Cumhur İttifakına karşı ayağının biri gizli olan MASA vardı, değil mi? Bu masadaki partilerin o gün ve bugün ki bulundukları noktaya iyi dikkat edelim. Dün Kandil’in gölgesi üzerine düşenler, durumdan hiç rahatsız değillerdi!
Hatta KENT Uzlaşısı yapanlar, bugün gelinen sürecin “Kent Uzlaşısının ne mahsuru var, şimdi de siz terörle el elesiniz” diyerek kabahatlerini örtme çabasındalar.
Fakat Kent Uzlaşısı yapanlar ve Masa ayakları da bunun o olmadığının farkındalar. Amaç halkı ikna edebilmek. Çünkü bugün gelinen süreç nedeniyle birden bire Şehit hassasiyetlerinin geliştiğini, Milliyetçi olduklarını hatırlamaya başladılar!