Milletler Cemiyeti meselenin milletlerarası bir komisyonun gözleminde yapılacak plebisite göre halline karar vermişti. İngilizlerin korkusu ise yerli halkın ırk, din ve milliyet esasları bakımından oylarını Türkiye lehine kullanması ihtimali idi ve bu ihtimal çok kuvvetli idi. Yani Musul meselesi süreçte en can yakıcı konuydu. Gelişen olayların Musul meselesinden bağımsız olmadığı fikri ağır basmaktadır.
Bu ihtimale karşın, Türkiye içerisinde “Kürt” kökenli isyan veya isyanlar Milletler Cemiyeti’nin bakışını da değiştirecekti ve öylede oldu. Türkiye içerisindeki memnun olmayan halk zümrelerini kışkırtıp dünya kamuoyuna, Türkiye'yi kendi iç bünyesinde istikrarını bulamamış bir memleket halinde göstermek önemliydi. İngiltere için bu işler çok da zor değildi.
Şeyh Said isyanı bu şartlar altında; Şeyh Said’in Piran'da kardeşi Abdülrahim'in evinde konuk bulunduğu 13 Şubat 1925 günü yanındaki adamlardan ikisinin firari mahkum olduğu ve hükümet tarafından takip edilmekte bulunduğunun anlaşılması üzerine, bunların teslimini isteyen hükümet jandarmaları reddedilmiş ve hükümetin emrine karşı mukavemet ve silahla mukabelede bulunulmuştu. Bu direnmede iki jandarma yaralanmış, diğer erler ve subay esir edilmişti.
İsyanın, Jandarmanın tavırları nedeniyle başladığı iddiası birçok açıdan sorunlu görünüyor. İsyanın başlaması ve bitişi 5 aydan fazla sürmüş. Çok sayıda aşiret ve Ordu içerisindeki Kürtçü subayların katılımı bu iddiayı hiçbir şekilde desteklememektedir.
Çok açık İngiliz etkisine dair belge mevcut görünmese de, T. C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları, Seri No. 8 Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (iki cilt) içeriği İngiliz etkisini güçlü kılmaktadır. İsyan 13 Şubat’ta başlamış ve 31 Mayıs 1925 tarihinde bastırılmıştır.
Derebeylerinin isyanı mı?
Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar eserinde atıf yapılan M. V. Guinet’in, Kürt İsyanı adlı eserinde, Şeyh Sait'in liderliğinde vaki olan Kürt ayaklanmasının gerçek sebeplerini şöyle anlatmaktadır: "Bu ayaklanma, Kürt derebeyliğinin Cumhuriyet Hükümetine karşı bir tepkisidir. Diğer bir deyimle eski İslam geleneklerine bağlı Türkiye ile yeni layık ve terakkiperver Türkiye arasındaki zıddıyetin sonucudur. Cumhuriyet idaresinin, layik, liberal ve ferdiyetçilik ilkeleri, memleketin bin senelik sosyal sistemi ile cepheden çatışmıştı. Ankara'nın yeni devrim nizamları, Kürtleri ilk kez modern kanunların nüfuz ve hakimiyetine boyun eğmeye mecbur etmiş, Kürt aşiretlerini, muntazam bir hayatın adetlerine uymaya ve onları hiç tanımadıkları bir takım mecburiyetlere zorlamıştı. Bu gün dahi kan davaları güdülen bu yerlerde modern ceza usulleri ve kişi dokunulmazlığı kanunları uygulanmak istenmişti. Devrimciler, memleket idaresini merkezileştirmek, şeyhlerin nüfuzunu temelinden yıkmak, kabilelerin kendilerine has özelliklerini ortadan kaldırmak istemiştir” (Kaynak: Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar)
Tarihçi bir akademisyenin büyük yanlışı!
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil: “Şeyh Sait isyanı bir düğünde jandarmaların kadınlara sarkıntılık ettiği için çıktı.” açıklamasını yapmış.
Harp Tarihçisi ve Akademisyen Mesut Uyar, bu iddianın temeli olmadığını ve Şeyh Said isyanı ile Asi Resul ayaklanmasının birbirine karıştırıldığını açıkladı. Böylesine büyük maddi bir hatanın, böylesine önemli bir konuda yapılmış olması ayrı bir garabet gibi görünüyor.
Bizim okuduğumuz ise ülkenin dinsizliğe doğru gittiği ve bunun için ayaklanma olduğu,tabi bunun içinde olmazsa olmaz olan İngiltere’de var doğrusunu Allah bilir.