Alper Çağlar, aslında Türk Sinemasına ruh veren bir isim. Yapımcı, yönetmen, senarist. Dağ 1 ve 2, Börü dizi ve Börü 15 Temmuz filmlerinden biliyorsunuz. Alper Çağlar’ın Göktürk Üçlemesi’nin ilk filmi “İlk Göktürk” fragmanı geçtiğimiz ay yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Sinem Eleştirmeni Murat Tolga Şen, “Alper Çağlar’ın uzun zamandır beklenen İlk Göktürk filminin fragmanı yayınlandı ve birkaç dakikalık görüntülerin bile sinemamızda yıllardır rahatsız edici bir sessizlikle üzeri kapanmış bir alanı yeniden titrettiğini fark ettim.” dedi.
Türk Sineması’nın uzak durduğu, adeta gizli bir el ile görmezden geldiği kök anlatısına dair çok az örnekler mevcut. Kök anlatısı 12 Eylül ihtilali ile tamamen tasfiye edilirken, günümüzde çoğu ihraç edilen dizi ve filmlerin milli şuura vurduğu darbe, sosyal medya çukuru ile beslenen gençliğin nereye savrulduğuna dair can sıkan örnekler aslında vahametin büyüklüğünü de gösteriyor.
Eleştirmen Murat Tolga Şen, “Sinemamızın kök anlatısından ürkekçe uzak durduğu, tarihsel belleğe adım attığında hemen ideolojik risklerin gölgesine düştüğü ve bu yüzden yıllardır bir türlü ete kemiğe bürünemeyen bir kimlik boşluğuyla yaşadığı gerçeği, bu fragman aracılığıyla yeniden yüzeye çıktı.
Fragmanı tartışmaya değer kılan şey, onun teknik vaadi değil; sinemamızın öteden beri sakındığı bir hesaplaşmayı tetiklemesi: Biz kimiz ve neden kendi hikâyemizi sinemada anlatamıyoruz?”
Beyinlerimizin işgali ve Mankurtlaşma!
Eleştirmen Şen, “Bu soru, yalnızca politik atmosferle değil, modernleşme sürecinin kültürel kırılmalarıyla, Yeşilçam’ın oyunbozan ama güçlü mit yaratma refleksiyle, 12 Eylül’ün kültürel sterilizasyonuyla ve son otuz yılın festival estetiğinin biçimcilik adına kimliği nasıl buharlaştırdığıyla ilgili yani fragmanın peşinden gelen tartışma, aslında ulusal sinemanın mitolojisine tutamadığı aynanın bir anda yüzüne çarpmasıdır.” tespitini yapıyor.
Birilerinin eliyle Mankurtlaştırılmış nesiller yetiştiriliyordu!
Konu o kadar ehemmiyetli ki, günümüzde şikâyetçi olduğumuz ve sosyal medya gençliği dediğimiz yapının ortaya çıkışının ana alt nedenleri arasında yer almaktadır. Türk insanı için günümüzde örnek model alınacak tarihi karakter, tarihi şuur oluşmamasının altında sinemamızın batı sinema tarzını ve kültürünü gerçekten de özümsemesinden kaynaklanmaktadır.
Bir zamanlar FETÖ’nün “Kayu”su vardı. Orjinali Caillou idi. Elbette FETÖ, dizinin içeriği ile de oynamıştı. Okul çantası, oyuncaklar vb. her şeyi satıldı. Hatta TRT Çocuk ’un o muhteşem “Keloğlan” ki, milli kahramanlarımızdandır dahi bastırdı. Bir dönemin Çocukları Kayu ile büyüdü dersem abartmış olmam.
Sahte ve ahlaki zafiyetlerle dolu Yunan Mitolojisi (Zeus vs)’den esinlenen Zeyna isimli dizi filmi gözümüze soktular. Himen ve benzeri karakterlerin yer aldığı yabancı çocuk çizgi filmleri de rol model oldu. Birçok kuşak bunlarla yetişti. Bu karakterin ürünleri çanta, kalem, oyuncak olarak satıldı.
Hansel ve Gratel, Ayı ile Maşa, Winks, cinderella gibi sayısız örnek.
Müzikte de benzer şeyler yaşandı. Türk Halk ve Sanat Musikisi görmezden gelinirken, Koreli bir grubun halâ bir kuşağı kasıp kavurduğunu hatırlar mıyız?
İşte bu tehlikelerin sonucu geçtiğimiz ay Gürcistan’da kaza/kırıma uğrayan nakliye uçağının düşmesiyle şehit olan 20 yiğidimizi ve şehitlerimizi rahmetle anmak için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belki de en cesur Cuma hutbesine yansıyan "Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi. Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın." Dizelerine duyulan tepkiden durumun ne kadar vahim olduğunu bir daha yaşadık.
Eğitimden, kültürel hayata, müzikten tarihi eserlerimize, tarihi kahramanlarımıza, milletçe yaşadığımız büyük acılara, kahramanlıklara yaşamın her alanında yer vermezsek, nelerle karşılaşacağımızı tahmin etmek zor değil.
Hele ki bilgi ve teknolojinin baş döndürücü hıza ulaştığı günümüzde!
Güzel bir yazı