Bazı tarihler vardır yalnızca takvimde bir gün değildir. Bir milletin hafızasında yer eden, şehirlerin ruhuna sinen günlerdir. 12 Mart da böyledir. Erzurum için bir kurtuluşun günü, Türkiye için ise bir milletin ruhunun kelimelere döküldüğü gündür.

12 Mart 1918’de Erzurum işgalden kurtuldu. Uzun ve acılı bir işgal döneminin ardından şehir yeniden kendi göğü altında nefes aldı. Erzurum’un kurtuluşu yalnızca bir askerî zafer değildi Anadolu’nun direniş iradesinin yeniden ayağa kalktığı bir dönüm noktasıydı. Çünkü bu şehir, tarih boyunca yalnızca bir sınır kenti değil aynı zamanda Anadolu’nun vicdanı ve iradesi olmuştur.
Nitekim Millî Mücadele’nin en önemli safhalarından biri olan Erzurum Kongresi, bu şehirde yapılmış ve bağımsızlık fikrinin Anadolu’ya yayılmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Erzurum, yalnızca cephede değil, fikirde ve kararda da millî mücadelenin merkezlerinden biri olmuştur.
Aradan üç yıl geçer ve yine bir 12 Mart günü, bu kez Ankara’da tarih yazılır. 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir şiir kabul edilir. Ama aslında kabul edilen şey yalnızca bir şiir değildir. Bir milletin duası, inancı ve bağımsızlık yemini kelimelere dökülmüştür. Bu şiirin adı İstiklâl Marşı, yazarı ise Mehmet Âkif Ersoy’dur.
İstiklâl Marşı’nın yazılma süreci de başlı başına bir hikâyedir. 1921 yılında millî bir marş yazılması için yarışma açılmış, yüzlerce şiir gönderilmiştir. Mehmet Âkif, para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istememiştir. Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrarı üzerine yazdığı şiir Meclis kürsüsünden okunmuş ve büyük alkışlarla kabul edilmiştir. O gün Meclis’te yükselen alkışlar, cephede savaşan bir milletin kalbinin atışlarıydı.
Bu süreçte millî marş yarışmasına gönderilen şiirler arasında Anadolu’nun farklı şehirlerini ve mücadele ruhunu anlatan metinler de bulunuyordu. Bunlardan biri de halk arasında “Erzurum Marşı” olarak bilinen şiirdir. Muhittin Baha Pars tarafından yazılmıştır. Bu şiir, millî mücadelenin sembol şehirlerinden biri olan Erzurum’un direnişini ve kahramanlığını anlatan bir metin olarak dikkat çekmiştir.
Erzurum Marşı
Erzurum’un burcu burcu dumanlı dağı var,
Her taşı bir kahramanlık, her karışı hatıra.
Şehitlerin kanı ile yoğrulmuş bu topraklar,
Hürriyetin türküsünü söyler her bir hatıra.
Yıkılmaz kaleler gibi dimdik durur Erzurum,
Karlar üstünde parlayan bir iman ateşi.
Düşmana karşı siper olmuş yiğitlerin yurdu,
Anadolu’nun kalbinde hürriyetin güneşi.
Her tabyası bir destandır, her sokağı hatıra,
Aziziye’den yükselen bir milletin duası.
Bu şehirde yankılanır istiklâlin sedası,
Erzurum’dur Anadolu’nun sarsılmaz kalesi.
Bayrak gibi dalgalanır Palandöken rüzgârı,
Şehitlerin ruhu gezer bu mübarek diyarda.
Hür yaşamak yeminidir Erzurum’un evladı,
İstiklâl ateşi yanar bu kadim diyarda.
Bu şiir resmî bir marş olarak kabul edilmemiş olsa da Erzurum’un Millî Mücadele’deki yerini ve direniş ruhunu anlatan metinlerden biri olarak hafızalarda yer etmiştir.
Bugün 12 Mart’ı anarken aslında iki ayrı hatırayı birlikte hatırlıyoruz: Bir yanda işgalden kurtulan bir şehir, diğer yanda bağımsızlığını bir marşla ilan eden bir millet…
Erzurum’un tabyalarından yükselen direniş ile Mehmet Âkif’in kaleminden dökülen dizeler arasında görünmeyen ama güçlü bir bağ vardır. Çünkü her ikisi de aynı ruhun, aynı inancın ve aynı kararlılığın ürünüdür.
Bu yüzden 12 Mart yalnızca geçmişi hatırladığımız bir gün değildir. Aynı zamanda bize bir sorumluluğu da hatırlatır. Bu toprakların bize emanet ettiği hürriyet fikrini yaşatmak. Erzurum’un kurtuluşu bize şunu öğretir: Bir şehir ayağa kalktığında bir millet umut bulur. İstiklâl Marşı ise bir milletin ebedî hürriyet yemini olarak hafızalarda yaşamaya devam eder.
Erzurum’un Kurtuluşu’nu ve İstiklâl Marşı’nın kabulünü hatırlarken, Mehmet Âkif’in o derin duasını da hatırlamak gerekir:
“Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.”