“ Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğâbun – 11)
Tegâbün Suresi’nin 10–18. ayetleri, insanın iman, sorumluluk, aile ve dünya nimetleriyle sınanışı gibi temel meselelerini işler.
10. Ayet: “İnkâr eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır. Ne kötü bir dönüş yeridir!”
Bu ayet, ilahi mesajı inkâr edenlerin sonucunu bildirir. Kâfirliğin sonu, cehennemdir; bu, hem adaletin tecellisi hem de bir uyarıdır.
Hayat boyu Allah’ın varlığını inkâr etmiş, insanlığa zulmetmiş bir tiran düşünün. Hiçbir pişmanlık göstermemiştir. Bu kişinin akıbeti hakkında Allah’ın koyduğu ölçü budur.
11. Ayet: “Başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki Allah’ın izniyle olmasın. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya yöneltir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
Musibetler, insanın iradesi dışında da gelişebilir. Ancak mümin, her olayda bir hikmet olduğunu bilir. Bu iman, kalbe huzur getirir.
Geçirdiği bir trafik kazasında ağır yaralanan bir mümin, isyan etmez. “Rabbim belki de daha büyük bir felaketi bu vesileyle önledi” diyerek tevekkül eder.
12. Ayet: “Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. Yüz çevirirseniz, bilin ki Elçimizin görevi yalnızca apaçık tebliğ etmektir.”
Dinî sorumlulukların temelinde Allah ve Resul’e itaat vardır. Kimse zorla inandırılmaz; peygamberin görevi duyurmaktır, zorlamak değil.
Hz. Peygamber, amcası Ebû Talib’e bile iman ettirememiştir. Bu ayet, dini tebliğin sonuçtan değil, samimi sunumdan sorumlu olduğunu belirtir.
13. Ayet: “Allah’tan başka ilah yoktur. Müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”
Tevhidin özüdür. Gerçek güven, makamda, parada, çevrede değil; Allah’tadır.
Tüm dostları yüz çevirmiş bir kişi, çaresiz kalınca dua eder ve sabreder. Sonunda yardım gelir. Çünkü kalpten Allah’a güvenmiştir.
14. Ayet: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olabilir. Onlardan sakının. Ama affeder, geçer ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.”
Aile fertleri, farkında olmadan insanın iman yolundan sapmasına sebep olabilir. Bu bir düşmanlık gibi görünse de Allah affı ve merhameti öne çıkarır.
Hicret etmek isteyen bir sahabi, eşinin “beni ve çocukları bu çöldeki ölümle baş başa bırakma” ısrarıyla kaldı. Sonra pişman oldu. Ama affedildi, yeniden Allah yoluna girdi.
15. Ayet: “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah katındadır.”
Sevdiğimiz her şey bizi Allah’a yaklaştırabilir de uzaklaştırabilir de. Asıl kazanç, Allah katındaki mükâfattır.
Bir iş adamı zekât vermemek için servetini saklar. Bir başkası ise mallarını Allah yolunda harcar. İkisinin de imtihanı aynı, sonucu farklıdır.
16. Ayet: “Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için infakta bulunun. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Takva, kişinin gücü oranında sorumluluğudur. Cömertlik ve infak ise, imanın kemale erdiğini gösterir.
Maddi olarak zorlukta olan biri, elindeki yarım ekmeğin yarısını komşusuna verir. Bu sadaka, Allah katında kat kat değer kazanır.
17. Ayet: “Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah şükreden, yumuşak davranandır.”
Allah’a verilen borç, O’nun rızası için yapılan her iyiliktir. Karşılıksız kalmaz. Aynı zamanda Allah, sabırlı ve cezalandırmada aceleci değildir.
Bir genç, ihtiyaç sahibi arkadaşına gizlice yardım eder. Sonra hiç ummadığı bir kapı açılır. Bu, Allah’ın kat kat ödülüdür.
18. Ayet: “Görünmeyeni de görüleni de bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.”
Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun hükmünde isabetsizlik yoktur. İnsanların “şans” dediği birçok olay, Allah’ın hikmetiyle gerçekleşir. Görmediğimiz sebeplerle başımıza gelenler, aslında görünmeyene dair rahmettir.
Sonuç: Bu ayetler, özellikle iman-itaat, aile-iman ilişkisi, dünya mallarına karşı denge ve infak-cömertlik kavramlarını işler. Aynı zamanda kaderin, insan sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını; bilakis sorumluluğun kaderi anlamlı kıldığını vurgular.