“Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Tâlâk 12)
İlim, sadece insanın zihinsel üretimi değil; kâinatın yaratılışında var olan ve Allah’ın kudretiyle bütün varlığa yerleştirilmiş hakikatin ta kendisidir. Eşyaya baktığımızda her şey belirli bir ölçüye, düzene, sisteme bağlı olarak işlemektedir. Atomların yörüngesinden gezegenlerin dönüşüne, suyun kaldırma kuvvetinden kalbin ritmine kadar her şey bir ilmî nizam içindedir. Bu ilim, eşyaya değil, o eşyayı yaratan Allah’a aittir.
İnsan aklıyla sayısız araç gereç üretir: otomobil, uydu, telefon, ilaç, yazılım… Ama bu araçların hiçbiri kendi başına düşünen, karar veren varlıklar değildir. Tıpkı bunun gibi, evrendeki varlıklar da bilgiye sahipmiş gibi işler ama onların bilgisi, kendilerine değil onları var edene aittir. Nasıl ki robotun zekâsı yazılımcınınsa, doğanın ve insanın iç yapısındaki düzen de Allah’ın ilmindendir.
Kur’an, bu hakikati sıkça vurgular. "Alime" kökü ve türevleri 800'den fazla ayette geçer. Çünkü ilim, Allah’ın zatına ait bir sıfattır.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9)
“O, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.” (Enfâl 75)
Fakat Allah’ın ilmi sadece fiziksel âlemle sınırlı değildir. O, psikolojik ve sosyolojik âlemin de yaratıcısı ve düzenleyicisidir. Nasıl ki doğadaki her varlık Allah’ın koyduğu fizik kurallarına uymakla ayakta duruyorsa, insan da sosyal ve ruhsal açıdan Allah’ın koyduğu ahlaki ve toplumsal yasalara (yani şeriata) uymakla anlamlı bir yaşam sürebilir.
“Göklerde ve yerde olan her şeyi bilen O’dur... Kalplerin özünü de bilir.” (Hadîd 6)
Fizik alem nasıl Allah'ın tabiat yasalarına bağlı olarak devamlılık içinde çalışıyorsa, insan da kendi iç dünyasında ve toplumsal ilişkilerinde Allah'ın koyduğu manevi ve ahlaki yasalara uyarak varlığını sağlıklı sürdürebilir. Bu ilahi sistemin adı, din dilinde şeriattır. Şeriat, sadece ibadetleri değil, insanın psikolojisini, sosyal düzenini ve toplumsal huzurunu da kuşatan ilahi bir düzendir. Bu yüzden Kur’an, sadece “inanın” demez, aynı zamanda insanı ruhi, ahlaki, ekonomik ve siyasi düzlemde inşa eder.
“Kim benim zikrimden (öğretim ve hükmümden) yüz çevirirse, onun için sıkıntılı bir hayat vardır.” Tâhâ 124)
Bugün insanlık, manevi ve sosyal çöküntülerin, bireysel yalnızlıkların, adaletsiz rejimlerin ve psikolojik yıkımların pençesindeyse, bunun temelinde Allah'ın koyduğu sosyolojik ve psikolojik yasalara sırt çevirme gerçeği yatmaktadır. Güneş nasıl Allah’ın buyruğuyla doğar, deniz nasıl taşmazsa, insan da ilahi nizama uymadıkça iç huzuru ve toplumsal adaleti bulamaz.
“Her şeyi bir ölçüyle yarattık.”(Kamer 49)
İşte bu ölçü, sadece maddi evrende değil, insanın aklında, ruhunda ve toplumsal hayatında da geçerlidir. Kur’an, bu ölçüyü vahiy olarak bildirmiştir ve bu vahyin merkezinde hem akıl hem kalp hem de toplum vardır.
Sonuç: Evren, Allah’ın ilmiyle var olmuştur. İnsan da Allah’ın ilminden pay alır ama sınırları vardır. Gerçek huzur ve süreklilik, Allah’ın hem fiziksel hem sosyal kanunlarına uymaktan geçer.İlahi düzeni inkâr eden birey veya toplum, önce ruhsal, sonra ahlaki, sonra da siyasal çöküş yaşar.