يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
“Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, ‘Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin’ derler.” (Tahrîm – 8)
İman kelime olarak “kabul etmek, tasdik etmek, kalben inanmak” anlamını taşır. İslam inancında ise hem kalbin hem de dilin ve amellerin bir bütünü olarak tanımlanır. Kalp ile Allah’ın varlığına, birliğine, sıfatlarına, peygamberlere, meleklere, kitaplara ve ahirete inanmak. Dil ile “La ilahe illallah Muhammedîn Resulullah” demek. Bu temel şehadet kelimesini samimiyetle söyleyen kişi, imanını dile getirmiş olur. İman eden kişi; namazını kılar, zekâtını verir, haramdan sakınır.
“Tövbe-i Nasuh” terimi, “samimi, keskin, kesin dönüş” anlamına gelir. Lügatte “nasihat dinletmek” kökünden gelir; yani kişinin nefsine öyle güçlü bir nasihat yapmasıdır ki bir daha günaha dönme arzusu kalmaz. Günah işlendiğinde, “Allah’ım yaptığım büyük bir hataydı, seni incittim bir daha asla o haram davranışı tekrarlamayacağım” diyerek iradî bir kararlılık göstermek. Mümkünse işlenen günahın sonucunu düzeltmek (hırsızlık yapıldıysa sahibine geri vermek, kötü söz sarf edildiyse gidip özür dilemek vb.).
İlginç bir ifade de var: Ahiret Utandırması! Allah, kıyamet gününde iman edenleri ve Resul’ü utandırmayacağını vaat eder. Burada “utandırmamak”, o büyük günde manevi bir mahcubiyet ve ayıplanma yaşatmayacak demektir. Peygamber ve ümmete yardım edilecek. Allah, Resul’ün davetini kabul edenleri onurlandıracak; hiçbir mümin, susuzluk, açlık veya korku nedeniyle zillete düşmeyecek. Kıyamet meydanında başı önde, utanmış bir halde değil, başı dik ve nurla örtülü olacaklar.
Ayette bahsedilen “nur”, iman edenlerin amelleriyle etraflarını aydınlatan bir hüzme gibidir. Bu nurun tamamlanması, kalpteki imanın ve amellerin kabul edilmesi demektir. Başlangıç nuru: İmana ilk girişte beliren sevinç, huzur ve iç aydınlanma. Nurun yayılması da İyi ameller, başkalarına da örnek olarak etrafa iyilik ve rehberlik ışığı saçar. “Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla” duası kabul olduğunda, kişi hem kendi gönlünde tam bir huzur bulur hem de sözleri ve davranışlarıyla etrafına güven ve hidayet yayar.
Sonuç: Bu dört kavram birbiriyle bağlantılıdır: İman, insanı Tövbe-i Nasuh’a sevk eder. samimi tövbe, ahirette utandırılmama vaadini mümkün kılar. İnsanın kalbindeki nur, cennette daha da olgunlaşarak mümin kemal mertebesini elde eder./M.Talat Uzunyaylalı