Habere sosyal medyada rastladım. Yozgat’ın Kadışehri ilçesi Kabalı köyü sakinleri yazmışlar. Tek başına işe yaramayan 800 ayrı tarlayı birleştirip 5.500 dekar büyüklüğünde dev bir bahçe oluşturmuşlar. Bölünmeler ile hiçbir işe yaramayan, ekeni dikeni kalmamış Erzurum’da böyle araziler ne kadar çoktur değil mi?
Kabalı köylüleri ne yapmış. Birleştirmeyle kalmamışlar; Devletten 14 milyon kamu desteği almışlar. 300.000 adet elma, armut, şeftali, kiraz fidanları dikmişler. İlçe belediyesi, Ziraat odası, Sulama kooperatifleri güçlerini birleştirip Anonim Şirket kurmuşlar.
Haber bu kadar değil elbet. Bu yapı; kamu, özel sektör, vatandaş işbirliğinin en güzel örneğini oluşturuyor. Hasat döneminde; 900 sigortalı çalışan istidamı. Yıllık 20.000 ton meyve üretimi. Ve Avrupa’dan Çin’e ihracat gerçekleştiriliyor.
Her güzel işte bir Kaymakam eli bulunurmuş. Hikayenin devamını araştırınca öğrendim ki, 2015 yılına kadar giden tarafı varmış. Dönemin kaymakamı İsmail Şanlı (@ismailsanli93) köylüleri bir araya toplamış, toplamakla yetinmemiş, onları bu güzel hikayeye inandırmış. Kaymakam İsmail Şanlı ile başlayan projeye gelen her kaymakam da el atmış, omuz vermiş.
Erzurum için böyle bir hikaye yazmaya niyetlenen bir Baba Yiğit çıkar mı bilemiyorum. Yıllarca bu köşede yazdım, köylünün ürünlerini pazarlayacağı bir “Köy Pazarı” olabilir mi diye? Olmadı!
Güllü meselesi, yalnızca bir haber değildir!
TV ekranları, gazeteler, sosyal medya günlerdir Güllü’nün evinin penceresinden aşağı itilmesi haberlerini veriyor. Sıklıkla şu soruyu soranlarımız olmuştur, ‘biz hangi ara böyle bozulduk’ diye. Meselenin birazda yıllardır görmezden geldiğimiz sağlıklı aile yapısının zayıflaması, dışladığımız milli ve manevi değerlerimizin kıymet arz etmiyor olmasında aramalı mıyız?
Prof. Dr. Zekeriya Kurşun diyor ki; “Aileyi ve insanlığı hedef alan, içki, uyuşturucu, bahis, kumar vs gibi sebeplerle; insanları ve aile bireylerinı birbirine karşı getiren kimi sosyal medya mecralarının günümüz için oluşturdukları tehlikeleri görmezlikten gelmek bir felakete doğru gidiştir.
Bir evlat hangi saikle annesinin canına kast eder? Günlerdir önümüze getirilen bu haberde asıl sorulması gereken soru neden sorulmaz? Benzeri hadiselerdeki sosyolojik sebepler irdelenmeli. Toplumumuzda yaygınlaşan bu tür hastalıkların sebepleri deşilmelidir.”
Kızlar neyi protesto ediyor?
Haberlerine yine rastladığımız son bir vaka İzmir’de KYK Yurtlarında kız öğrencilerin protestolarıyla ilgiliydi. Devlet Yurtlarında kız ve erkek öğrenciler için yurda son giriş saati 23.00. Bu saati geçiren öğrenciler için aileleri aranarak durum hakkında bilgilendirme yapılıyor.
Yani KYK Yurt yetkilileri aileye diyor ki, kızınız veya oğlunuz bu saatte yurda giriş yapmadı. Bilginiz olsun, bir sorun yaşamayın. İşte bu durum nedeniyle aileleri bilgilendirilen bir grup kız öğrenci Yurt Yönetimini protesto ediyor. Görüntüler sosyal medyada hızla yayıldı.
Protestoya uğrayan İzmir KYK başta olmak üzere bu sağlıklı ve örnek uygulamayı yerine getiren bütün yöneticileri kutluyorum. Erkek veya kız farkı yok ama kız öğrenciler için daha ehemmiyetlidir, sağlıklı bir öğrencilik pervasızlık, kuralsızlık ve geceden sabahlara el sofrasında eğlenceyle olmaz.
Haberlerde izlediğimiz acı hadiselerin büyük bir çoğunluğunun bir eğlence uğruna yanlış yollarda yürümeye çıkmayla ilgili olduğunu unutmamalıyız.
Üniversite okumak maharet olmamalı!
Sosyal medya ve gazete haberlerinde gördüm Ordu’da 15 yaşında ama aklı 40-50 yaşında ki kadar olgun bir çocuk. 5 yaşında çırak olarak başladığı oto-sanayideki işine 15 yaşında usta olarak devam ediyor. Çok akıllı kelamlar ederek “Herkes okumamalı, bu ülkeye usta da lazım” diyor.
Köy ve kırsaldan gelen çocukların, özel yetenek ve üstün seviye zekalılarının hariç Ziraat Fakültelerinde okuyup, o bilgiyle köyüne dönmesi isabetlidir. Fakat herkesin üniversite bitirme meselesi ülkemizde bir hayli rayından çıkmış vaziyette. İşin daha dramatik olanı ise üniversite mezunu olanların, normal işlerde çalışmayı küçük ve ayıp görme duygusu geliştirmesidir.
Bu işinde çözülmesi gerekir.