Dünya, zatı itibarıyla kötü değildir; zemmedilen, kalbin dünyaya teslim oluşudur. Altın, gümüş, ev, araç, makam… Bunlar dış dünyaya ait araçlardır. Fakat kibir, haset, övülme arzusu, çokluk tutkusu ve fakirlik korkusu kalbin içine yerleştiğinde “zemmedilen dünya” ortaya çıkar. Dünya kelimesinin dünüv kökünden gelmesi –yakın olan, elde olan– insanın kalbine fazlaca yaklaşan ve onu Allah’tan uzaklaştıran her şeyi işaret eder. Yani sorun nesnede değil, bağlanma biçimindedir.
Modern insanın dramı tam burada başlıyor. Dünya artık yalnızca bir meta değil; kimliğin, değerin ve anlamın kaynağı hâline gelmiş durumda. Sekiz milyar insanın neredeyse tamamı, üretme-tüketme-sahip olma döngüsünün içinde, dünyayı “ele geçirme” yarışında. Ekonomi, siyaset ve kültür bu yarışın motoru gibi çalışıyor. Fakat fanî olan bir zeminde kalıcı güvenlik aramak, trajikomik bir tükenişe yol açıyor. İnsan, geçici olanı ebedî gibi algıladığında kaotik bir dünya tasavvuru doğuyor. Oysa dünya, Kur’an’ın diliyle bir ayetler bütünü; Allah’ın isim ve sıfatlarının mazharı. Güneş, rızık, düzen, denge… Hepsi işaret. İşaretleri hakikatin yerine koyduğumuzda ise kalp istilaya uğruyor.
Modern dünyaperestlik, yalnız servet biriktirmek değil; görünürlük biriktirmektir. Makam, takipçi sayısı, itibar, statü… Hepsi kalbe “bâki”ymiş gibi yerleşiyor. Fakat fanilik gerçeği değişmiyor. İnsan ölümle yüzleştiğinde, bütün biriktirdiklerinin kalpte kurduğu saltanatın ne kadar kırılgan olduğunu görüyor. Eğer dünyadan edinilen şey ahiret içinse, yani insanı Allah’a yaklaştırıyorsa, bu övülen dünyadır. Fakat edinilen şey kalbi hırsa yaklaştırıyor, zikri unutturuyor ve kendine yeterlilik vehmi üretiyorsa, işte o zaman zemmedilen dünyadır.
Bugün asıl sorun dünyanın kendisi değil; dünyanın kalbi işgal etmesidir. Faniliği görmeyip burada kalıcı bir hükümranlık kurmaya çalışmak, insanı sürekli bir rekabet ve kıyas girdabına sürüklüyor. Bu girdapta huzur yok, yalnız geçici tatminler var. Dünya ayettir; fakat ayeti amaç hâline getirdiğimizde, ayetin işaret ettiği hakikati kaybederiz. Modern insanın trajedisi, işareti hakikat sanmasıdır. Oysa dünya, Allah’ın isimlerinin güldüğü bir aynadır; aynayı mutlaklaştırdığımızda görüntü kaybolur. Kalbin yeniden özgürleşmesi, dünyanın yerini doğru tayin etmekle mümkündür: Dünya elde, kalp Allah’ta.